Resim: Canva
Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin. — 1.Korintliler 1:26–29
Tanrı sizi seçti. Bu, utançla mücadele eden kişiler için en yüce gerçekliklerden birisidir. Muhtaçlığınızı, bozuk hayat hikâyenizi ve devam eden mücadelelerinizi gördüğünüzde, kendinizi O’nun iyiliği ve ilgisi için yetersiz bulmaya hazırsınızdır. Ancak Tanrı sizi kendisinin olmanız için –O’na ait olmanız için , O’nun çocuğu olmanız için, O’na yakın olmanız için– seçti. Siz kendinizi seçmeyecek olsaydınız bile, O sizi seçti.
Okul bahçesindeki şu tipik sahneyi hayal edin. İki tane havalı, popüler ve atletik takım kaptanı, takımlarına birer birer kişi seçiyorlar. Bu durumda ne olmasını bekleriz? Diğer havalı ve atletik çocukların ilk seçilmesini, değil mi? Cılız veya aşırı kiloluların, yavaş ve sakar çocukların en sona kalmasını, değil mi? Bu çocuklar sona kalacak olmanın korkusunu hissetmiyorlar mı? İşte ilkokul bahçesinde işleyen düzen böyle. Elbette hayatın çok büyük bir kısmındaki düzen de böyle.
Bugünkü Kutsal Yazı metninin bu kadar şaşırtıcı olmasının sebebi budur çünkü Elçi Pavlus burada diğer okul bahçelerinde olan durumdan farklı bir durum tasvir ediyor. Güçlü, yüksek statüye sahip, bilge ve güçlü olanları seçmeyen bir takım kaptanı tasvir ediyor. Aksine, Mesih’le birleşmeleri ve O’nun tasarılarını yerine getirmeleri için zayıf, saçma, önemsiz ve değersiz olanları seçiyor. Seçilmek için yetersiz olduğunu hissedecek kişileri seçiyor. Çünkü O böyledir; bilgeliği bizimkini aşan, beklentilerimizi sürekli olarak ters köşe yapan bir Kişi’dir.
Okul bahçesindeki o sahneyi tekrardan düşünüyorum. Tümüyle güçlü ve kutsal olan Tanrı önde duruyor; muhtaç bir durumda olan eski ben de kalabalığın içerisindeyim. Kafam öne eğik, göz temasından kaçınıyorum, başıma gelecek şeye kendimi hazırlıyorum. Bozuk olduğumu ve etkileyici olmadığımı ve sunacak pek bir şeyim olmadığını çok iyi bildiğim için, kendimi kaçınılmaz aşağılanmaya hazırlıyorum.
Ancak gerginliğin eşlik ettiği enerji ve sessizlikte benim adımı söylüyor. Hazırlıksız yakalanmış ve kafası karışmış bir şekilde gözlerimi kaldırıyorum. Ona bakıyorum, kesin yanlış duydum. Ancak gözleriyle bana yanlış yapmadığını söylüyor. Tereddüt etmeden tekrar benim adımı söylüyor. Nefes nefese kalmalar ve kısa bakışlar arasında, yavaşça ve süklüm püklüm O’na doğru yürüyorum. O’nun yanında, O’nun takımında duruyorum. O anda, hiç hak etmediğim kadar onurlandırılıyorum ve değer görüyorum. Ve Tanrı, kaptanım… çok parlak bir şekilde ışıldıyor.
Budala, zayıf, aşağı, hor görülmüş, hiçler.
Dünya tarafından seçilmemişler.
Ama Tanrı tarafından seçilmişler.
Sonsuza dek Mesih’le bir kılınmışlar.
Böylece yüceliğin her bir zerresi sadece
O’na gider. Övünen, Rab’le övünsün.
Harekete Geçin: Şu Kutsal Yazı metinlerinden birisini okuyun: Matta 8:1–4; 9:10–13; Luka 19:1–10; Yuhanna 4:1–26. Mesih, bu dünyanın aşağı, zayıf ve budala saydıklarına nasıl davranıyor? Bu düşünme sorularına verdiğiniz cevaplardan bir veya iki tanesini bir yere not edin.


