Resim: Canva
Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.. — Vahiy 22:18-19
İnternette, haberlerde ya da çevrede sık sık şu iddiayla karşılaşabilirsiniz: “Kilise bazı incilleri gizledi.”, “Gerçek İncil saklandı.” ya da “Kutsal Kitap’tan çıkarılan birçok İncil var.” Bu iddialar ilk bakışta ilgi çekici görünse de tarihsel gerçekler daha farklı bir tablo ortaya koyar.
Öncelikle “kaybolan inciller” ifadesi yanıltıcıdır. Çünkü bu iddia edilen metinlerin bir incil olmamalarının yanı sıra, büyük çoğunluğu aslında kaybolmuş değildir. Bugün Tomas İncili, Yahuda İncili ve Filip İncili gibi birçok metin elimizde bulunmaktadır. Yani sorun bu yazıların bulunmamış olması değil, neden Kutsal Kitap’ın bir parçası olmamalarıdır.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir: İlk Hristiyanlar neden Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yı kabul ederken diğer yazıları kabul etmedi?
Daha önce kanon konusunu ele alırken gördüğümüz gibi, ilk kilise rastgele kitap seçmedi. Bir yazının Kutsal Yazılar arasında yer alabilmesi için elçisel tanıklığa dayanması, İsa ve elçilerin öğretişiyle uyumlu olması, erken dönemde yazılmış olması ve Hristiyan toplulukları arasında yaygın olarak okunup kabul edilmesi gerekiyordu.
“Kaybolan inciller” olarak tanıtılan metinlerin çoğu ise bu ölçütleri karşılamaz. Büyük bölümü İsa’nın yaşamından bir asır, hatta yüzlerce yıl sonra yazılmıştır. Çoğu, adını taşıdığı kişi tarafından kaleme alınmamış; daha sonraki dönemlerde bu kişilerin otoritesinden yararlanmak amacıyla onların isimleriyle dolaşıma sokulmuştur. Ayrıca içerikleri de ilk Hristiyanların elçilerden aldıkları öğretiyle uyuşmamaktadır.
Örneğin Tomas İncili, İsa’nın yaşamını anlatan tarihsel bir tanıklık değildir. Daha çok birbirinden bağımsız sözlerden oluşur ve birçok araştırmacıya göre ikinci yüzyılda ortaya çıkan gnostik düşüncenin etkilerini taşır. Benzer şekilde Yahuda İncili de ilk Hristiyan topluluklarının benimsediği öğretiyi değil, daha sonraki farklı inanç akımlarını yansıtır.
Bu nedenle bu metinler “yasaklandıkları” için değil, başından beri elçisel tanıklık olarak görülmedikleri için Kutsal Kitap’ın içinde yer almamıştır. Kilise onları dışarıda bırakmaktan çok, zaten güvenilir kabul edilmeyen yazıları Kutsal Yazılar arasına almamıştır.
Burada dikkat çekici olan nokta şudur: Bugün Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın güvenilirliği sorgulanırken, onlardan çok daha geç dönemde yazılmış metinlerin “gerçek İncil” olabileceği iddia edilmektedir. Oysa tarihsel açıdan bakıldığında durum tam tersidir. İsa’ya en yakın dönemde yazılan ve ilk imanlı topluluklar tarafından kabul edilen metinler, bugün Yeni Antlaşma’da yer alan dört Müjde’dir.
Belki de asıl soru “Kaybolan inciller var mı?” değildir. Asıl soru şudur: Tarihsel olarak en erken ve en güvenilir tanıklıklar elimizdeyken, onları dinlemeye gerçekten istekli miyiz?


