fbpx

Resim: Connel_Design

Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrı’nın kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim. Ama şimdi neysem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim. O’nun bana olan lütfu boşa gitmedi. — 1.Korintliler 15:9–10

Tanrı’nın çocuğu olarak umutla bekleyebileceğiniz geleceğe ait bazı gerçekliklerin üzerinde durduk. Şu noktada belki şöyle düşünüyor olabilirsiniz: “Tamam, ben Hristiyan olduğum için gelecek hakkında memnunum (ya da en azından memnun olmaya çalışıyorum). Ama geçmişim hâlâ burada. Dolayısıyla geçmişimin, şimdiki zamanın ve geleceğin gerçekliklerini nasıl bir arada tutabilirim?” Bu iyi bir sorudur çünkü geçmişinizde olanlar önemlidir. İmanımız bizi gerçeği dürüst ve doğru bir şekilde değerlendirmeye yönlendirir, bu yüzden geçmişinizi örtbas etmek, önemsememek ya da unutuvermek yanlış olur. İlerlemenin anahtarı, geçmişinizi kendi uygun yerine yerleştirmektir. Elçi Pavlus’un bunu nasıl yaptığına bakalım.

Bugünkü metinde, Pavlus neler yaptığını açıkça söylüyor: “Kiliseye zulmettim.” Başka bir yerde “küfürbaz, zalim ve küstah” biri olduğunu paylaşıyor (1.Ti. 1:13). Bundan ötürü elçilerin “en önemsizi” olduğunu ve hatta elçi olarak anılmaya bile “layık olmadığını” ifade ediyor. Ama bunun ardından nereye gittiğine özellikle dikkat edin. Kullandığı “ama” bağlacına dikkat edin. Pavlus öyküsünü geçmişte neler yaptığıyla ya da kim olduğuyla sonlandırmıyor. Bunun yerine, şöyle diyor: “Ama şimdi neysem, Tanrı’nın lütfuyla öyleyim. O’nun bana olan lütfu boşa gitmedi.”

Her şeyi nasıl bir araya getirdiğini görüyor musunuz? “Evet, benim geçmişimde bunlar oldu ama Tanrı bana lütfetti ve ben şimdi bir elçiyim.” Pavlus kendisiyle ilgili bu yeni gerçekliği tamamen sahipleniyor. Bunu iç varlığında onaylıyor ve “Evet, Tanrı bunu yaptı” diyerek bu gerçeği başkalarıyla paylaşıyor. Bu onay kendisinin ve başkalarının önünde Tanrı’nın kendisine sunduğu lütfun boşa gitmediğinin kanıtıdır. Pavlus böyle bir şeyin yaşanmasına müsaade etmeme konusunda kararlıdır. İlginç, değil mi?

Bizim yaptığımız ya da bize yapılan şeylerden ötürü kendimizi bir fiyasko ya da hasarlı mal olarak görmemiz kolaydır. Ancak o noktada kalırsak, o zaman Tanrı’nın bize sunduğu lütuf sanki güçten yoksunmuş gibi olur. Tanrı bize yeni bir yaşam vermek için kendi Oğlu’nu sundu. Eğer bu gerçeğe tutunursak, onu kabul edersek ve ona inanırsak, o zaman ağıtımız gitmesi gereken yere gider: Rab’bin yaşamımızda yaptığı şeyler için minnettar oluruz.

Tanrı’nın size yönelik lütfunun gerçek olması, kimliğinizin önemli bir parçası olması ve öykünüzü nasıl anlamanız gerektiğine yardımcı olması için Tanrı’ya dilekte bulunur musunuz? Lütuf Tanrı’nın size verdiği armağandır ve bunu kabul etmenizi yürekten arzulamaktadır.


Siz de Pavlus’un yaptığı gibi geçmişinizi anlatan kendi öykünüzü yazın. “Ben böyleydim”, “Şöyle yaptım” ya da “Şunun olmasına izin verdim” gibi cümleler kurun. Bunun ardından, “ama Tanrı” cümlesine o kritik geçişi yaparak O’nun sizin için neler yaptığını anlatın.