Resim: Canva
İsa yine halka seslenip şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”— Yuhanna 8:12
Bazen insanın içini karartan şey büyük felaketler değil, uzayıp giden belirsizliklerdir. Cevapsız bir iş başvurusu, net olmayan bir sağlık kontrolü, nereye gittiği belli olmayan bir ilişki, çözülmesi gereken bir sorun gibi birçok şey kişiyi umutsuzluğa sürükleyebilir. İlk başta güçlü durursun, “oluruna bırak” dersin, ama günler haftalara dönüştükçe içindeki ses, “ya hiçbir şey değişmezse” diye değişmeye başlar. İşte tam orada umut yavaş yavaş azalır. Dışarıdan hayat devam eder, ama insan içeride bir bekleme odasında kalmış gibi hisseder.
Bu noktada çoğumuz kendimizi korumaya alırız. Fazla umutlanmamayı öğreniriz. Beklenti sahibi olmamak en güvenli tavrı dönüşür. Olayları olduğu gibi kabullenmeye ve en kötüsüne bile razı olmaya başlarız. Çünkü umut edip hayal kırıklığı yaşamak, hiç umut etmemekten daha acı gelir. Ama bunun da bedeli insanın yaşama isteğini, heyecanını kaybetmesidir. Yaşar ama beklemez, ister ama istediği şeye gözleri kapalıdır. İçindeki ışık sönmez ama gitgide kısılır.
Kutsal Kitap insanın umutsuzluğunu temelden ele alır ve yanıtsız bırakmaz. 42. Mezmur’da şunları okuruz: “Neden üzgünsün, ey gönlüm, Neden içim huzursuz? Tanrı’ya umut bağla, Çünkü O’na yine övgüler sunacağım; O benim kurtarıcım ve Tanrım’dır.” Bu güçlü insanların değil; umudu sarsılmış bir insanın sözleridir. Kutsal Kitap insanın en derin sorununun sadece dış koşullar olmadığını söyler. Asıl sorun, Tanrı’dan kopmuş bir yüreğin gidecek yeri olmamasıdır. İnsan Tanrı’dan uzaklaştıkça, dayandığı şeyler kırılganlaşır. Umut da buna dahildir.
İnsanın umutsuzluğuna karşı Tanrı sessiz değildir. Çözüm tam da mezmur yazarının sözleriyle bağlanır. Yuhanna 8:12’de İsa Mesih şöyle der: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.” Dikkat edersen, “hiç karanlık olmayacak” demiyor. Karanlıkta yürümeyecek diyor. Yani umut, sorunların yokluğu değil; karanlığın ortasında bir ışığın varlığıdır. O ışık İsa Mesih’tir ve kendisine iman eden herkesle o ışık birliktedir. İsa Mesih egemendir ve yaşam ışığını verendir. Yuhanna 1:5 diyor ki, “Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.” Öyleyse hayatın en karanlık anlarında dünyanın ışığı olan İsa Mesih’te her zaman umut vardır.
İsa Mesih’teki umut sadece hayat içi değil, hayatın en büyük karanlık belirsizliği, ölümde de umut verir. İnsan eninde sonunda bu gerçekle yüzleşecektir. İsa Mesih bunun için şöyle demiştir: “Diriliş ve yaşam Ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek” (Yuhanna 11:25-26). Hristiyanlıkta umut sadece dünyadaki yaşam için değil, ama ölümden sonrası da içindir. 1 Korintliler’de Pavlus İsa Mesih’in ölüm karşısındaki zaferine bakarak, “Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede?” demiştir. Bu gerçek İsa Mesih’in dirilişine dayanır, çünkü İsa Mesih öldüğü halde ölü kalmamış, yaşama dönmüştür. Yaşam verme yetkisine sahiptir; bu Hristiyanların ölümden sonraki mutlak umududur.
Belki senin karanlığın çok kişisel. Cevapsız kalmış bir dua, düzelmeyen bir ilişki, uzayıp giden bir belirsizlik… Bir süre sonra insan şunu düşünmeye başlıyor: “Çok da umutlanmayayım.” Çünkü fazla beklenti, fazla hayal kırıklığı demek gibi geliyor. Bu yüzden kalbini biraz geri çekiyorsun. Kendini korumak için beklentini azaltıyorsun. Ama umut, gerçekleri inkâr etmek değildir. Umut, gerçeğin ortasında yönünü yeniden belirlemektir.
Kutsal Kitap’ta umut hep bir yöne bağlıdır. Sadece “iyi şeyler olacak” demek değildir; Tanrı’ya dönmektir. İnsan Tanrı’dan uzaklaştıkça umudu zayıflar, çünkü dayandığı zemin değişkendir. Ama Tanrı’ya döndüğünde, değişmeyene yaslanır. Umut, önce Tanrı’ya dönmekle başlar. Tanrı’ya dönen insan umut bulur. Umudu olan kişi de artık her fırtınada sarsılmaz.
Belki bugün her şey çözülmeyecek. Belki belirsizlik hemen dağılmayacak. Ama bugün bir adım atarak İsa Mesih’e dönebilirsin. Umudunu egemen Tanrı’ya bağlayan, karanlığın ortasında bile tutanacak bir zemine sahiptir. Çünkü umut, şartlara değil, İsa Mesih’in gücüne bağlıdır.
O sadece ışık olduğunu söylemedi; karanlık dünyamıza gelip bize ışık verdi. Sadece ölümden bahsetmedi, ölümü yenerek dirildi. Bu yüzden Hristiyan umudu iyimserlik değil, dirilmiş Kurtarıcı’ya güvenmektir. Ölümün bile son söz olmadığına ve İsa Mesih’in ölümde dahil umut olduğuna inanmaktır.
Neden İsa?
Çünkü O, umut hakkında öğreten biri değil; umudun kendisidir.
Çünkü O, insanı belirsizliğin ortasında yalnız bırakmaz.
Çünkü O, günahı da ölümü de yenmiştir.
Çünkü O’na dönen kişi sadece teselli değil, yeni bir yaşam bulur.
Çünkü O, ölümün bile son olmadığını kanıtlamıştır.


