Resim: Canva

Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih’in sözünü dinler gibi saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için yapmayın. Mesih’in kulları olarak Tanrı’nın isteğini candan yerine getirin. İnsanlara değil, Rab’be hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rab’den alacağını biliyorsunuz.  Efesliler 6:5–8

Günaha düşmüş bir dünyada emek verirken, yüce, yenilenmiş bir yaratılışta Tanrı’ya saf sevinç ve mutlulukla hizmet edeceğimiz bir sonsuzluğu umutla bekleriz. Gelecekteki yüceliğe dair umut iyi ve hoş ama şu anda acımasız ve adaletsiz çalışma koşulları altında korkunç bir şekilde ezilenler için ne gibi bir umut var, diye sorulabilir. Mesih’in gelişi bize yalnızca gelecekte günahsız bir dünyada yaşamanın ve çalışmanın umudunu vermekle kalmaz, aynı zamanda şimdiki işimizi de özgürleştirir.

Çoğumuz zor şartlarda çalışmışızdır ama köle olarak yaşamanın nasıl bir şey olduğunu pek azımız hayal edebilir. Oysa Pavlus, köleleri bütün yürekleriyle hizmet etmeleri için teşvik etmiştir çünkü emekleri nihayetinde Rab’be yöneliktir ve sadakatleri ödüllendirilecektir (bkz. Efesliler 6:5-8). Reformcu Martin Luther, takipçilerinin bu ilkeyi daha iyi anlamaları için Rab’bin sadece pastörlerden ve Müjde hizmetkârlarından değil, her imanlıdan mesleklerini Mesih’e hizmet olarak görmelerini istediğini öğretti.

Yakup’un oğlu Yusuf, bu ilke için örnek oluşturdu. Abileri tarafından köle olarak satıldıktan sonra, kin güdüp surat asmak yerine, efendisi Potifar için gayretle çalıştı. Rab, Yusuf’un bütün emeklerinde onunla birlikteydi ve Yusuf’a büyük sorumluluk emanet edildi (bkz. Yaratılış 39:2-4). Daha sonra haksız yere zindana atıldığında, Rab yine onun sadakatle yapmaya devam ettiği işlerde onunla birlikteydi. Yusuf o denli sadıktı ki, zindancıbaşı oradaki her şeyin yönetimini ona verdi (Yaratılış 39:21-23). Tanrı’nın takdiriyle, Yusuf’un hem köle hem de mahpus olarak gösterdiği sadakat, onu Firavun’un baş yöneticisi olarak hizmete hazırladı. Bu hizmet aracılığıyla Tanrı’nın halkı kurtarılacaktı.

Dünyasal mesleğimizde verdiğimiz emeklerin, Tanrı’nın büyük tasarısındaki yerini her zaman bilemeyebiliriz. Yusuf da köle ve mahpus olduğu günlerde Tanrı’nın ne yaptığını tam olarak anlamıyordu. Buna rağmen, gündelik emeğimizin Rab için olduğu bilinciyle yaşarız. Yemeği, sanki Rab yiyecekmiş gibi hazırlarız. İnşaatı, sanki içinde Rab oturacakmış gibi yaparız. Sadece patron gördüğü zamanlarda değil, her zaman elimizden gelenin en iyisini yaparız.

Bir keresinde evim üzerinde çalışan bir müteahhidin, bir gaz hattını nasıl gömeceğine ilişkin ortağıyla konuşmasına kulak misafiri oldum. İşi tam olarak usulüne uygun yapmak, fazladan malzeme ve zaman gerektirecekti. Herhangi bir güvenlik endişesi yoktu ve hat bir kez gömüldükten sonra kimse nasıl olduğunu bilmeyecekti. Hristiyan olan ortağı özetle şöyle karşılık verdi: “Tanrı bilecek ve bu benim doğru olanı yapmam için yeterli.” Başkaları fark etsin ya da etmesin, Tanrı dürüst ve sıkı çalışmanızı görerek bunu ödüllendirecektir. “Herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rab›den alacağını biliyorsunuz” (Efesliler 6:8).


Unvanınız ya da işiniz ne olursa olsun, Mesih’e güveniyorsanız, emeğiniz Rab için olacaktır. Bu gerçek, iş yerinizde dürüst ve çalışkan olmanız için sizi nasıl motive edebilir?