Resim: Canva

“Ve Hacer kendisiyle konuşan RAB’bin adını, “Sen, RAB, benigörürsün” diye çağırdı; çünkü, “Burada bile beni görene mi baktım?”dedi.” — Yaratılış16:13 – Bünyamin Candemir Çevirisi

Bir keresinde bir partiye katıldım ve gecenin sonunda arabada ağlıyordum. Ne olmuştu? Ben her zamanki utangaç, beceriksiz ve sıkıcı hâlimdeydim. “Utangaç, beceriksiz ve sıkıcı” hâlimin, “sohbetlerde tamamen sessiz ve faydasız” hâle dönüşmesi çok uzun sürmedi. Partide öyle az konuştum ki, kimse benim tarafıma doğru bakmaz oldu. Sonuç olarak herkes mutlu ve sırtları bana dönük bir şekilde sohbet ediyordu. O anki görülmez olmanın azabını hâlâ hatırlıyorum.

Hiç görülmez hissettiniz mi? İş yerinde, kilisede veya kendi ailenizde bir yabancıymışsınız gibi hissedebilirsiniz. Grup “içi” diye bir şey var ama siz bu grubun içine dahil değilsiniz; görünmez hissediyorsunuz. Belki birisi bütün dikkati üzerine çekiyor ve herkes sizi göz ardı ediyor. Belki iyi oluşunuz göz ardı edildi (veya hâlâ ediliyor), kronik ihmal ve istismarla karşılaştı. Belki de Tanrı sizin dışınızda herkesi kutsuyor gibi görünüyor ve bundan dolayı acaba Tanrı beni unuttu mu diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Bugünkü Kutsal Yazı metninde, Avram ve Saray’ın hizmetçisi Hacer’yle tanışıyoruz. Avram ve Saray, Tanrı’nın yüce antlaşma vaadini almışlardı; tüm uluslar ve yeryüzü, onların soyu aracılığıyla kutsanacaktı (bkz. Yaratılış 12:3). Ancak Saray kısırdı ve çocuk doğurma yaşını da geçmişti. Tanrı’nın antlaşma vaadi yerine gelmeyecek gibi görünüyordu ve bu yüzden Saray cariyesi Hacer’i çocuk doğurması için Avram’a verdi. Hacer’in hamileliği ilişkisel bir çatışma yarattı ve bu durum onu çöle kaçmaya itti. Hiçliğin ortasında hamile, kırılgan ve yalnız… Hacer’in umutsuz bir durumda olduğunu söyleyebiliriz.

Yine de durum umutsuz değildi. Hacer yalnız ve sıkıntıdayken, Tanrı onu gördü. Tanrı, ilahi bir karşılaşmayla ona güvence vermek için bir melek gönderdi. Hacer oğlunu doğuracak ve Tanrı onlarla ilgilenecekti. Hacer, Tanrı için önemliydi.

Bu hikâyenin güzel yanlarından birisi, Hacer’in kim olduğunda yatıyor. Hacer önemli bir karakter değildi. Tanrı’nın özel vaadinin alıcılarından birisi değildi. Buradaki önemli karakterler Avram ve Saray’dı.

Hacer’in öyküsü bizi şaşırtıyor çünkü Tanrı için önemli olanlara yönelik merceği genişletiyor. Tanrı’nın, bu hikâyedeki hizmetçi kadın için bu kadar çaba harcamasını beklemezdik. Tanrı’nın bu hikâyeyi sonsuzluk boyunca kalacak şekilde yazıya geçirmesini bekler miydik emin değilim.Ancak Tanrı, önemsiz gibi görünen bu karakterle ilgilendi ve Kutsal Kitap’ta bu hikâyeyi muhafaza etti… Belki bunun bir sebebi de kendisinin kimi umursadığı, kimi gördüğü hakkındaki fikirlerimize meydan okumaktı.

Utanç şöyle bağırır: “Sen önemli değilsin.” Ancak Tanrı, umursayacağından emin olmadığımız kişileri umursar. Genellikle görülmeyen kişileri görür. O’nun bakışları kutsama (bereket), iyilik ve ilgiyle doludur. O’nun dikkatli bakışlarının belki bizi de, kendini küçük, önemsiz ve fark edilmez bulan bizi de kapsıyor olmasında umut buluruz.

Herkesin sırtının bana dönük olduğu partiye geri dönüp baktığımda, bana sırtını dönmeyen bir Kişi olduğunu fark ediyorum. Tıpkı Hacer’e olduğu gibi, yüzünün ve bakışlarının bana dönük olduğu bir Kişi var. O, size ve bana, “Seni görüyorum” diyor.


Görülmez olduğunuzu düşündüğünüz –sanki önemsizmişsiniz gibi hissettiğiniz– bir zaman hatırlıyor musunuz?