Resim: Canva
O sırada, kentte günahkâr olarak tanınan bir kadın, İsa’nın, Ferisi’nin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirdi…gözyaşlarıyla O’nun ayaklarını ıslatmaya başladı…yağı üzerlerine sürdü… Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı” dedi. — Luka 7:37–39
Utancın en sinsi işaretlerinden birisi şudur: “Eğer beni gerçekten tanısalardı, beni artık sevmezlerdi.”
İnsanların sizi sevmelerinin tek sebebinin, sizin kim olduğunuzu gerçekten bilmedikleri olduğuna ikna olmuş bir şekilde hayatınızı geçirebilirsiniz. Eğer sizin gerçekte nasıl birisi olduğunuzu, hangi günahlarla mücadele ettiğinizi, geçmişte neler yaşadığınızı bilselerdi, yani sizin gerçekten tanısalardı, gerçek sizi, her şeyinizi bilselerdi, sizi artık sevmezlerdi. Sizinle ilgili düşüncelerini değiştirirlerdi. Basıp giderlerdi. Belki bu dediğim şey zaten oldu.
Bundan dolayı gizleniyor ve kendinizi ört as ediyorsunuz. Rol yapıyorsunuz. Kabul edilme ve sevgi, çirkin yanlarınızı gözden uzak tutma becerinize bağlıysa, doğal olarak gizlenmek sizin yaşam biçiminiz hâline gelir.
Bugünkü Kutsal Yazı metni, dikkatimizi günahlı bir kadına çekiyor. O sıradan bir günahkâr değil. Bu kadının hayatı o kadar utanç vericiydi ki, “günahkâr” ifadesi onun birincil kimliği ve halk arasındaki itibarı hâline gelmişti. Bu kadın, İsa’ya yaklaşıyor ve O’nun ayaklarına güzel kokulu yağ sürüyor; ve İsa onu kabul ediyor. Olayı dışarıdan izleyen Ferisi, kendi kendisine şöyle diyor: “Eğer [İsa], peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu… anlardı” (39. ayet). Burada aşırı tanıdık bir ifade görüyoruz: “Eğer gerçekten bilseydi…”
Ferisi, İsa’nın bu kadını kabul etmesinin tek sebebinin, İsa’nın bu kadının kim olduğunu bilmemesi olduğunu varsayıyor. Ancak İsa her şeyi biliyor. İsa bu kadının kim olduğunu biliyor; onun geçmişini, o anki durumunu, onun günahlarını, onun bozukluğunu, onun itibarını biliyor. Aynı şekilde bizim de kim olduğumuzu biliyor; geçmişimizi, şimdiki durumumuzu, günahlarımızı, bozukluğumuzu, itibarımızı. Ancak bizden ayrılmıyor. Bizi kovmuyor. Bizi kabul ediyor. Bizi seviyor.
Bu, İsa’dır. O’nun hakkında ne tür görüşlerimiz olursa olsun, O’nun hakkında bildiğimiz yarı gerçekler ne olursa olsun, şunu bilin ki, Kurtarıcımız utanç verici, rezil, kibirli, yaralı ve bozuk insanları kendi huzuruna kabul ediyor; üstelik bunu eksik, dikkatsiz veya sınırlı bilgisi sebebiyle yapmıyor. Bizim kim olduğumuzu tümüyle biliyor ve bizi yine de seviyor.
Genellikle, İsa’nın darmaduman, çirkin, yaralı, kusurlu insanlar için yeri veya sabrı olmadığından çok eminizdir. Evet, günahlarınız O’nu kederlendirmektedir. Evet, O bizi değiştirmeye kararlıdır. Ancak bize olan tavrı bizim beklediğimiz şekilde değildir. Oysa İsa bizi bugün olduğumuz gibi tanıyor. Bizi biliyor; evet, o kısımlarımızı da. Ve bizi bildiği hâlde, kendisine yakın olmamızı istiyor.
Hayatınızın hangi alanları sizin “Eğer benimle ilgili bunu bilselerdi, beni reddederlerdi” demenize sebep oluyor? Hayatınızın hangi alanlarının bilinmesini veya açığa çıkmasını istemiyorsunuz?


