Resim: Canva
Öbür sorunların yanısıra, bütün kiliseler için her gün çektiğim kaygının baskısı var üzerimde. — 2.Korintliler 11:28
Dün, Kaygının “dikkati dağıtan” yönüyle tanımlanabileceğini gördük. Bugün Pavlus bize kaygıyı başka bir şekilde tanıtmaktadır. 2. Korintliler 11:28’de elçi kaygısını bir baskı olarak, yani kurulmasına yardım ettiği ya da çobanlık ettiği “bütün kiliseler için” hissettiği fiziksel ya da zihinsel sıkıntının yükü olarak tanımlar. Bunun ne kadar çok insan ve ihtiyaç gerektirdiğini sadece hayal edebiliriz. Ve eğer bu yetmezmiş gibi, bu “her gün” çektiği baskı daha önce bahsettiği “öbür sorunların” üzerine gelir; “hapse… girmeler” ve “sayısız dayak”, gemi kazası ve her türlü tehlikeyle çevrili olmak ve uykusuzluk, açlık ve susuzluk gibi kişisel zorluklar (bkz. 2.Korintliler 11:23-27). Baskı üstüne baskı. Birisi kaygı mı dedi?
Pavlus’un yaşadığı baskılara bazen umutsuzluk da eşlik ediyordu (bkz. 2.Korintliler 1:8). Bu bizi şaşırtmamalıdır çünkü birçok insan kaygının yanı sıra depresyon da yaşar. Ancak Pavlus her zaman nereye döneceğini biliyordu –“her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrı”ya– ve bu yüzden bize Tanrı’nın “bizi bütün sıkıntılarımızda teselli [ettiğini]” garanti eder (2.Korintliler 1:3-4). Bu gerçek, tüm zamanlar boyunca tüm imanlılar içindir.
Pavlus bu rahatlatıcı vaadi kişisel sıkıntılar içindeyken yazmıştır. Zihinsel acıları o kadar fazlaydı ki, o ve arkadaşları “dayanabileceklerinden çok daha ağır bir yük altında” olup “yaşamaktan bile” umutlarını kesmişlerdi (2.Korintliler 1:8). Yine de Tanrı’nın bu hizmetkârları, yüreklerinin gözlerini Mesih’e çevirdiler.
Belki de şöyle düşünüyorsunuzdur: “Ben elçi değilim. Bunun bana nasıl bir yardımı olacak?” İki şekilde yardımı olacaktır.
İlk olarak, Pavlus bize hatırlatmaktadır ki Tanrı, çocuklarını kendine güvenmekten –diğer pek çok günahımızı besleyen ve yararlılığımızı engelleyen gururdan– kurtarmak üzere acıları lütufkâr bir şekilde düzenlemektedir. Elçi ve arkadaşlarının durumunda, Tanrı onların Hristiyan olarak büyümelerini ve sebat etmelerini sağlamak için ezici baskıları kullandı. “Bu, kendimize değil, ölüleri dirilten Tanrı’ya güvenmemiz için oldu” dediler (2.Korintliler 1:9). Umudumuzu baskımızın azalmasına ya da koşullarımızın iyileşmesine değil, yalnızca Tanrı’ya bağlamak, kaygı için nihai çaredir.
İkinci olarak, Pavlus ve arkadaşlarının örneği bizi İsa’ya bakmamız için kendimizi terbiye etmeye yönlendirir. Onların tanıklığı şuydu: “Umudumuzu O’na bağladık” (2.Korintliler 1:10). Umut bizi kaygının felç edici etkilerinden kurtarır çünkü sarsılmaz bir dayanağa tutunmamıza yardımcı olur: Tanrı’nın İsa Mesih’te bizden yana olduğu gerçeği (bkz. Romalılar 8:31). İsa’daki nihai kurtuluş vaadi, sıkıntı çeken elçilere hayat verdi, böylece dayanılmaz baskının ortasında devam edebildiler. Aynı şey sizin ve benim için de geçerlidir. Panik yaşadığımız anlarda, durabilir, düşünce süreçlerimizi kontrol altına alabilir ve Tanrı’nın Mesih’te bize olan sevgisinin, esenliğimizi kaçırmaya çalışan her türlü baskıdan daha büyük olduğuna inanmayı seçebiliriz.
Her şeyi kendi isteğine göre düzenleyen Tanrı, şu anki denenmeleriniz aracılığıyla yüreğinizde neyi gerçekleştirmeye çalışıyor olabilir?


