Resim: Canva

Rab’bin gelişi yakındır. Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrı’ya dua edip yalvararak şükranla bildirin. Filipililer 4:5–6

Bugünkü kutsalyazı iki yönlü bir buyruk içerir: Hiçbir şey için kaygılanmayın, ancak her şey için dua edin. Ama bu buyruğun öncesinde “Rab’bin gelişi yakındır” vaadinin yer aldığına dikkat edin. Rab’de sevindiğimizde, odak noktamız sıkıntılarımızdan uzaklaşır ve Rabbimiz’in zaferli dönüşünün vaadine kayar.

İlk olarak, Rab’bin gelişi yakın olduğu için, bize “hiçbir şey için kaygılanmayın” (Thomas Cosmades Çevirisi) denir; ne şimdi, ne gelecekte, ne de geçmişte.

Geçmişimiz için endişelenmek mümkün mü? Elbette mümkündür. Buna pişmanlık denir. Martyn Lloyd-Jones şöyle yazmıştır: “Geçmiş geri getirilemez ve bu konuda hiçbir şey yapamazsınız. Oturup mutsuz olabilir ve hayatınızın geri kalanında pişmanlık çemberleri içinde dönüp durabilirsiniz ama bu yaptıklarınızda hiçbir değişiklik yaratmayacaktır… Bizim tarafımızdan etkilenemeyecek ya da değiştirilemeyecek hiçbir şey için bir saniye bile endişelenmemeliyiz. Bu bir enerji kaybıdır.”

Bazen geçmişteki başarısızlıklarımız için endişelenerek çok fazla zaman ve enerji harcarız. Ancak tövbe etmiş ve Tanrı’dan –ve mümkünse diğer insanlardan (bkz.  Romalılar 12:18)– bağışlanma dilemişsek, etkin bir şekilde “geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara” uzanmamız gerekir (Filipililer 3:13). İster geçmişle ilgili pişmanlıklarla, ister bugünün baskılarıyla, ister gelecekle ilgili endişelerle karşı karşıya olalım, hiçbir konuda kaygılanmamalıyız.

İkinci olarak, her şeyi Tanrı’ya getirmemiz söylenmektedir. Pavlus 6. ayette kullandığı dört sözcük aracılığıyla duanın neleri içerdiğini dört farklı açıdan açıklar.

Tanrı’ya ibadet edin. Dua sözcüğü ibadetimizin bir parçası olarak Tanrı’ya yakarmak anlamına gelir. Her konuda ne kadar çok dua edersek, yaşamlarımızı bilinçli olarak o kadar çok Rab’be sunmuş oluruz. Ne kadar çok endişelenirsek, olayları ve hatta insanları kontrol etme yeteneğimize o kadar çok güveniriz. Sonuç olarak, genellikle yüreklerimizdeki putlara –bizi güvende ya da kontrol altında hissettiren her şeye– ibadet ederiz.

Tanrı’ya yakarın. Her şey için dua etmenin ikinci yönü, tüm ihtiyaçlarımızı Tanrı’ya getirmektir çünkü O bunları karşılamaya tamamen kadirdir. Yakarış, temel bir şeyden yoksun olduğumuzun farkına varmamızla birlikte tetiklendiğimizi ima eder. Dua ederken ihtiyaçlarımızı Tanrı’ya getiririz; Tanrı’nın haberi olmadığı için değil, O’na olan bağımlılığımızı kabul etmemiz gerektiği için.

Her zaman minnettar olun. Şükran duygusuyla dua etmeliyiz. Tanrı’ya dua ederken aynı zamanda şükran dolu bir tutumla minnettar olun. Şükran, kaygılarımız üzerinde zafer kazanmanın anahtarıdır çünkü yüreğimizin gözünü bilinçli bir şekilde mevcut endişelerimizden Tanrı’nın kudretli işlerine çevirir.

Özel ihtiyaçlarınızı dile getirin.Dileklerinizi… Tanrı’ya bildirin.” Baba ihtiyaçlarımızı bilir ama çoğu zaman biz onlar için dua etmedikçe onları karşılamaz çünkü duanın bizde yarattığı alçakgönüllülüğe ihtiyacımız vardır.

Bu dört konu üzerinde düşünerek, Tanrı’nın duayı kaygı reçetesinin bir parçası olarak nasıl kullandığını anlarız. Tanrı bizi dua aracılığıyla kendisine ibadet etmeye çağırır ve bizi ihtiyaçlarımızı bildirmeye ve belirli isteklerimizi kendisine bağımlılık ve şükran ruhu içinde sunmaya davet eder.


Kaygılı olduğunuzda, ne kadar çabuk duayla Rab’be yöneliyorsunuz?