fbpx

Resim: Annie Spratt

Bunu işiten on öğrenci Yakup’la Yuhanna’ya kızmaya başladılar. İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “…Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” Markos 10:41–45

Yakup ve Yuhanna, İsa’ya yaklaşarak gizli bir anlaşma yapmaya çalışıyorlardı. İsa’nın birinci ve ikinci adamı olmak, Tanrı’nın egemenliğinde başbakan ve genelkurmay başkanı olmak istiyorlardı. İsa’nın sağında ve solunda oturma ricaları, büyüklük yolundaki bir uğraşıydı. Diğer öğrencilerden daha büyük görüldüklerinden emin olmak istiyorlardı. Ancak diğer on öğrenci bunu öğrendiklerinde öfkelendiler! Teşvik kırıklığımızın, kaygılarımızın ve korkularımızın büyük bir kısmı kendi statümüzle ilgili endişemizden kaynaklanır: Başkaları beni nasıl görüyor? Beni başkalarıyla nasıl kıyaslıyorlar? Kriterleri ne düzeyde karşılıyorum? Uyum sağlıyor muyum? Önemli birisi olarak görülüyor muyum? Ama büyüklüğü karşılaştırma yoluyla tanımlamak, bizi lunaparktaki bir hız trenine yerleştirir. Kabul gördüğümüz zaman gurura kapılırız ve gözden kaçtığımız ya da hakarete uğradığımız zamansa perişan oluruz. Saygı ve alkış kazanma umuduyla uykularımızdan oluruz; ama kazandığımız zaman da kürsüden inme korkusuyla uykularımızdan oluruz.

Dünya bize büyüklüğe giden yolun rekabete bağlı olduğunu söyler. Başkalarından daha iyi olduğumuzu kanıtlamak zorundayızdır. Bir şeyde iyi olmak ya da sadık olmak yeterli değildir; bizim daha zeki, güzel, güçlü, dilbaz, varlıklı, başarılı ve saygın olmamız gereklidir. Ne var ki İsa net bir şekilde, “Sizin aranızda böyle olmayacak” dedi. O’nun büyüklük yolu, dünyanın yaklaşımından farklıdır. “Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun” (Markos 10:43). Bu ne kadar ilginç değil mi? İsa büyüklük arayışını kınamıyor. Bu arayışı yeniden tanımlıyor ve dünyanın büyüklüğe erişme yolunu ve tanımını alt üst ediyor. İsa, büyüklük yolunun hizmetten geçtiğini, yani başkalarının yararını kendi yararımızdan üstün görmek olduğunu söylüyor. Onları bizden daha önemli görmemiz gerekir. Ancak bu zordur. İnsana riskli gelir! İsa’nın gösterdiği büyüklük yolunda yürümek, dünyanın yolunu çöpe atmak ve sadece O’nun yaklaşımını benimsemektir. O zaman neden “risk” alalım ki? İsa bize nedenini açıklıyor: “Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (45. ayet).

Mesih’in çarmıhının yanında kendi unvanlarımızla, başarılarımızla, yeteneklerimizle hava attığımız zaman ne kadar akılsızca göründüğümüzü anlıyor musunuz? Hizmet edilmeye layık olan Kral, bizim gibi günahkârlara hizmet etmek için geldiğinde gerçek büyüklüğün örneğini ortaya koydu. Ne harika bir sevgi! Bizim sevimsizliğimize rağmen Mesih bizi sevdi ve canını fidye olarak verdi. Bu sevgiyi bilmek, bizi önemimizi bulmak için kendimizi başkalarıyla karşılaştırma ihtiyacından özgür kılar. İsa’nın fedakârlığı, O’nun sevgisini bizim güvensiz yüreklerimize kanıtlar ve böylece şimdi ihtiyaç duyduğumuz bütün öneme sahip oluruz. Artık kendi değerimizi kanıtlamak için rekabet içinde olmamıza gerek yoktur. O’nun lütfuna sahibiz.


Karı veya koca, anne veya baba olarak hizmetkâr olmak sizin için ne anlama geliyor?