Resim: Canva
İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz. Peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam, dağları yerinden oynatacak kadar büyük imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim. Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz. — 1.Korintliler 13:1–3
O pazar günü tek bir hedefim vardı: “Bir kişiyi seveceğim. Bir kişiye “Nasılsın?” diye soracağım ve samimi bir şekilde bilmek isteyip o kişiyi dinleyeceğim. Bu kadar.” Bu hedef, utançla olan mücadelemden dolayı ortaya çıktı: Yeni bir kiliseye katılıyordum ve işler yolunda gitmiyordu. Beceriksizdim. Durumlar ters gidiyordu, arkadaşlık kurmak zordu ve ben kendimi suçluyordum.
Bugüne ışınlanalım. Yakın zamanda konuşma yaptığım bir konferansın anket sonuçları elime ulaştı. Bir sürü olumsuz yorum zihnimde mühürlendi. Birden erken emekliliğe hazır hissettim çünkü bu sayede sonsuza dek gizlenebilirdim.
Başkalarına sunacak pek fazla şeyiniz olmadığını hissettiğinizde, onlara hizmet etmek ve onları sevmek zordur. Her birimizin kültürü (ailemizin kültürü ya da kilisemizin kültürü gibi ister toplumsal olsun ister bireysel olsun) bizi derecelendirmek ve emeğimize ve çabamıza göre değerimizi belirlemek için belirli bir değer sistemi benimser. Korint kilisesi için bu, ruhsal armağanlardı (bkz. 1.Korintliler 12). Dillerle konuşan ya da peygamberlikte bulunan kişiler üstün görülüyordu.
Ancak Elçi Pavlus, kilisenin bu değer sistemini parçalıyordu. Dillerle konuşuyorsanız ama sevginiz yoksa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden fazlası olmadığınızı söylüyor. Peygamberlik güçlerine sahip olsanız, varınızı yoğunuzu sadaka olarak verseniz, bedeniniz şehit edilse ama sevginiz olmasa… aslında hiçbir şeysiniz.
En önemlisi sevgidir. Yeteneklilik veya karizma değil. Ustalık veya hatta görünür bir başarıya veya verimliliğe sahip olmak da değil. Bazılarımız, beceriksiz bir şekilde hezimete uğramadan tek bir sohbet geçirmekle mücadele etmektedir. Bazılarımız bir şeye daha fazla dahil olmamızı engelleyen sağlık sorunlarına sahibiz. Sebep ne olursa olsun, ortama katkı sağlamak için önemli hiçbir şeyimiz olmadığına inanabiliriz. Ancak Tanrı’nın size sağladığı belirli, eşsiz ve hatta küçük armağanlarla başkalarını sevebilir misiniz? Süslü ve gösterişli bir sevgiye gerek yok. Sıradan bir sevgi. Sırdaki küçük şeyi yapmak. Yemeği hazırlamak. Her şey yolunda mı diye komşunuzu yoklamak. Pastörünüze teşvik edici bir mesaj yollamak. Arkadaşınız için dua etmek. İş arkadaşınıza bir güzellik yapmak için bir dakikanızı ayırmak. Bir kişiye “Nasılsın?” diye sormak ve onu gerçekten dinlemek. Mesih’in inisiyatif aldığı gibi, gayretli olduğu gibi ve hizmet ettiği gibi, O’nu yansıtacak şekilde, siz de bugün inisiyatif alın, gayretli olun ve kendinizce bildiğiniz en iyi şekilde hizmet edin; Bunu, başlatan, takip eden ve hizmet eden Mesih’i yansıtacak şekilde yapın.
David Powlison şöyle demiştir: “Diğer insanlar için olan sevgimiz olsa olsa üç wattlık yanıp sönen gece lambasıdır. Ama ışık ışıktır.” Karanlıkta, loş ve yanıp sönen ışık bile önemlidir. Sıradan sevginin bir değeri vardır. Bugün kendimizi sıradan, etkileyici olmayan, fark edilmeyen ve kusursuz olmayan sevginin peşinden koşarak sadık gece lambaları olmaya adayalım. Bu önemlidir.
Utanç hissetmeye meyilli olduğunuz bir ortam seçin. Bu ortamda örtük veya açık olan değer ve derecelendirme sistemini tarif edebilir misiniz? Bu durum, ortama katkı sunma kabiliyetinizi göz ardı etmeniz için sizi nasıl ayarttı?


