Resim: Canva
Tanrı Oğlu’nun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım. — 1 Yuhanna 5:13
Bir Hristiyan olarak sıkça karşılaştığım bir soru var: “Tanrı’nın beni bağışladığını gerçekten bilebilir miyim, yoksa bunu ancak öldükten sonra mı öğreneceğim?” Hatta “Sence bağışlandın mı?” sorusuna çoğu zaman “Onu ölünce öğreneceğiz” diye cevap verenler gördüm.
Bu soru bana çok tanıdık geliyor, çünkü ben de bir zamanlar aynı belirsizlik içinde yaşıyordum. Günahkar olduğumun farkına vardığımda içimde sürekli şu düşünce vardı: “Tanrı’yla cennette olmaya layık değilim. Bağışlanmak için yeterince iyi değilim. Acaba yeterince iyi olabilir miyim? Tanrı beni nasıl kabul edebilir?”
Birçok inançta insan, hayatı boyunca iyi olmaya çalışır, ibadet eder ve bağışlanmayı umar. Fakat sonunda ne olacağını kesin olarak bilmek zor görünür. Bu durum, insanı çaba göstermeye teşvik ederken aynı zamanda derin bir iç huzursuzluk bırakır. Çünkü hiçbir zaman “tamam, artık bağışlandım” diyemez.
Ama bir soru sormak gerekiyor: Bağışlanmak neden bu kadar önemli ki? Birçok insan bağışlanmayı günahların affedilmesiyle ilişkilendirir, fakat bağışlanmak affedilmekten öte bağışlayanla barışmakla alakalıdır. İnsan sadece günahlarının silinmesini değil, Tanrı’yla gerçek bir ilişkiyi arzular.
Birçok dinde merhametli ve bağışlayan bir yaradan inancı olsa da, bu, pratikte bir konsept olarak kalır. Bu konseptin gerçekliği ölüm sonrası veya son gün belli olur; bu da insanda sürekli bir iç huzursuzluk yaratır. Bağışlanma varsa neden huzursuzluk var?
Ama ben Kutsal Kitap’ı okudukça farklı bir şeyin farkına vardım. Tanrı’nın bağışlaması sadece gelecekte verilecek bir karar değil, bugün bilinebilecek bir gerçekti. Örneğin Yuhanna şöyle yazmış: “Tanrı Oğlu’nun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım.” (1 Yuhanna 5:13)
Bu ayet beni derinden sarstı. Dikkat ederseniz, “umarım sahip olursunuz” demiyor, “sahip olduğunuzu bilesiniz diye yazdım” diyor. Yani Tanrı, benim O’nun tarafından kabul edilip edilmediğimi tahmin etmemi değil, bilmemi istiyor.
Aynı şekilde, İsa Mesih’in sözlerinde de bu güveni görüyorum: “Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhanna 10:28) Bu bir ihtimal değil, bir vaat. Ve bu vaat benim başarım ya da yaptıklarıma değil, Mesih’in yaptığına dayanıyor.
Bu yüzden artık Tanrı ile ilişkim korkuya değil, güvene dayanıyor. “Acaba affedildim mi?” sorusu yerini “Affedildim” güvenine bıraktı. Eğer Mesih’e güveniyorsak, bu merhameti ve bağışlanmayı şimdi bilebiliriz. Bu beni sorumsuz biri yapmadı; aksine Tanrı’ya daha çok bağladı. Çünkü kesinlik sevgiyi derinleştirir. Ayette dediği gibi “Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan sevgide yetkin kılınmamıştır.” (1 Yuhanna 4:18) Artık korkuda yaşamamıza gerek yok. Tanrı’nın sevgisi İsa Mesih’te bizi suçluluk huzursuzluğundan özgür kılmıştır.
Bugün hala aynı soruyu soranlara şunu söylemek isterim: Tanrı’nın merhameti sadece umut edilecek bir şey olmak zorunda değil. Eğer Mesih’e güveniyorsak, bu merhameti şimdi bilebiliriz. Ve belki de asıl değişim tam burada başlar.


