Resim: Canva

“Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye canınız için, ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi?”  Matta 6:25

Kaygı, hayatımızın o kadar büyük bir parçasıdır ki, bu konu hakkında sık sık konuşmamız doğaldır. Bununla birlikte, onu tanımlamak ve nasıl çalıştığını anlamak bazen deveye hendek atlatmak gibi görünür. Kaygı bir duygudur ama bir duygudan daha fazlasıdır. Genellikle fiziksel bir tepki içerir ama bundan da fazlasıdır. Peki kaygı tam olarak nedir?

Yeni Antlaşma yazarları kaygı dediğimiz deneyime atıfta bulunmak için iki farklı ama birbiriyle ilişkili kelime kullanırlar. Genellikle “endişe” olarak tercüme edilen merimna ismini, farklı yönlere çekmek veya dikkati dağıtmak anlamına gelen merizo fiiliyle birleştirirler. O hâlde kaygılı olmak, dikkatimizi dağıtan bir endişeye sahip olmamız, aklımızla yüreğimizin iki dünya arasında kalması anlamına gelir. Bunu İsa’nın, dikenlerin iman üretmesi amaçlanan Tanrı Sözü’nü boğmasına ilişkin uyarısında görüyoruz. İsa bu dikenleri “dünyasal kaygılar” (Markos 4:19) veya “yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri” (Luka 8:14) olarak tanımlar. Bu tür kaygılar tipik olarak dünyevi yaşamlarımıza bağlıdır ve çoğunlukla ebedi değil, geçicidir.

Bu dikkat dağıtıcı kaygılar zihinsel enerjimizi böler ve ruhsal görüşümüzü bulandırır; gelecek için vaat edilmiş ama henüz tamamlanmamış olana odaklanmak yerine şimdi ve buraya odaklanmamızı sağlarlar. Ruhsal gözlerimizde katarakt oluştururlar ve göksel şeylere net bir şekilde odaklanmamızı ya da Rab’bin dönüşü için gayretle tetikte olmamızı engellerler (bkz. Luka 21:34).

Kaygı bizi en önemli olan şeyden uzaklaştırır. Gözlerimizin yalnızca o anda önümüzde olanı görmesine neden olur. Endişelerimiz görüşümüzü dikey (Tanrı’ya dair şeyler) yerine yatayda (dünyaya dair şeylerde) sabit tutmak için büyük çaba sarf etmektedir.

Bugünkü Kutsal Yazı metninde, İsa bize yiyeceğimiz, içeceğimiz ya da giyeceğimiz konusunda kaygılanmamamızı buyurur. Ardından bizi hemen başka bir yere “bakmaya” yönlendirir (Matta 6:26). Gökte uçan kuşlara ve kırdaki çiçeklere bakarak, odağımızı bize onlardan çok daha iyi bakacağını vaat eden göksel Baba’ya kaydırırız.

Zihnimizin bugünün sıkıntılarıyla meşgul olmasına izin vermek yerine, İsa bize “öncelikle O’nun [krallığının] ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir” der (Matta 6:33). Zihinlerimizi yenileyip yüreklerimizi sonsuz meseleleri temel önceliğimiz olarak tutmak üzere terbiye ettiğimizde, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayacağını vaat etmiş olan Tanrı’da rahat etmeyi öğreniriz. Bu nedenle, kişisel sorumluluklarımız dikkatimizin belirli bir kısmını gerektirdiğinde bile, korkmak yerine her zaman Rab’be güvenle bakabiliriz.


Kaygı, geçici meselelerle sizin dikkatinizi dağıtır, ama İsa kalıcı şeyleri odağınızın merkezinde tutmanız gerektiğini size hatırlatmaktadır.