Resim: Canva
Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa, RAB de kendisinden korkanlara öyle sevecen davranır. Çünkü mayamızı bilir, toprak olduğumuzu anımsar. — Mezmur 103:13–14
Chris, başarısızlıklarını sıraladı. Değişmek istiyordu. Ancak geçen hafta, onun iyi birisi olmadığını tasdik etmişti. Daha disiplinli, daha sevgi dolu, duygularını daha iyi yönetebilen, dua ve Kutsal Kitap okuma konusunda daha gayretli olabilirdi…
Dikkatlice dinledim ve ardından rahatsız edici sayılabilecek bir soruyla lafa daldım: “Peki ya Tanrı? Şu an O’nun sana karşı olan tavrının ne olduğunu düşünüyorsun?”
Bu sorunun neden genellikle insanların gözlerini devirmelerine ve inlemelerine yol açtığına dair teorilerim var. Hristiyanlar genellikle bu sorunun doğru cevabını “bilir.” Pazar Okulu’nda doğru cevabın her zaman İsa olması gibi. Tanrı’nın bizi sevdiğini biliyoruz. Mesih’te Tanrı tarafından kabul edildiğimizi biliyoruz. Bilişsel olarak bunların doğru olduğunu biliyoruz. Yine de çoğu zaman entelektüel olarak (aklen) bildiklerimizle işlevsel olarak nasıl yaşadığımız arasında bir kopukluk vardır.
Tanrı’nın bizi sevdiğini entelektüel olarak biliyoruz. Ancak, işlevsel olarak, yalnızca geçmiş kayıtlarımız iyi olduğunda veya en azından bir şekilde idare eder olduğunda bize sevgiyle bakıyormuş gibi yaşıyoruz. Tanrı’nın lütufkâr ve merhametli olduğunu entelektüel olarak biliyoruz. Ama çoğu zaman, O’nun sabırsız olduğunu, bizden vazgeçmesine sadece bir başarısızlık kaldığını düşünüyoruz. Tanrı’nın sevecen olduğunu entelektüel olarak biliyoruz. Ama kendimizi dayanıksız, zayıf -toprak gibi- hissettiğimizde, Rab’bin bize karşı sevecen bir tavırda olduğunu hayal etmek zordur. Küçümseme veya aşağılama değil. Aksi öfke veya hayal kırıklığı değil. Sevecen.
Chris, bir kere derinlemesine düşünme fırsatı bulduğunda, Tanrı’nın hayal kırıklığı ve öfkeyle kafasını iki yana doğru salladığını hayal ettiğini fark etti. Hadi ama. Senin derdin ne? Toparlan. Daha iyisini yap. Tanrı’nın kendisini seçme kararından pişmanlık duyduğunu, genel olarak hoşnutsuz ve isteksiz olduğunu, onu geride bırakmaya hazır olduğunu hayal etti.
Chris gibi, bizler de birçok şey hayal edebiliriz. Bugünkü Kutsal Yazı metnini yürekten benimsemek bizim için nasıl bir şey olabilir? Sevecen bir Tanrımız var. Elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan çocuğunu görüp ondan zevk alan bir babanın sevecenliğine sahip; hatta çocuğunun elinden gelen çok da abartılacak bir şey olmasa bile. “Sevgili çocuğum, senin yaradılışını biliyorum. Senin için kolay olmadığını biliyorum. Ben seninleyim. Sana yardım edeceğim. Seni seviyorum” diyen bir sevecenlik.
Toprakvari özellikleriniz –sizi zayıf, kırılgan, dayanıksız yapan şeyler– reddedilmenize sebepmiş gibi hissettiriyor. Ancak Babanız böyle düşünmüyor. O’nun sevecenliği size yönelik iyilik tavrını ortaya koyuyor. O sevecen ve lütfedendir (Mez. 103:8). O kendisinden korkanları sonsuza dek sever (bkz. 17. ayet). Dayanıksızlığınız O’nu şaşırtmaz veya sizinle olan ilişkisini tekrar gözden geçirmeye itmez. Aksine, size yardım eder, size yaklaşmaya isteklidir, sizi kutsamaya kararlıdır ve zayıflığınızda size kendisini daha fazla göstermekten memnuniyet duyar.
Utançla uğraşanlarımız için bunların gerçek olması gerekir, değil mi? Topraktanız ve sevecenliğe ihtiyacımız var. Lütufkâr, sarsılmaz sevgiye sahip, zayıflıklarımızda ve başarısızlıklarımızda merhamet göstermeye istekli bir Tanrı’ya muhtacız. Mezmur 103’teki Tanrı’ya muhtacız. Ve, Rab’be övgüler olsun ki, ihtiyacımız olan Tanrı, O’nun olmayı vaat ettiği Tanrı’dır; bugün buna tümüyle inansak da inanmasak da.
Şu an Tanrı’nın size karşı olan tavrının nasıl olduğunu hayal ediyorsunuz? Herhangi bir konuda başarısız olduğunuz en son zamanda Tanrı’nın tavrının nasıl olduğunu hayal ettiniz?


