Resim: Canva
Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsa’nın yanına gelerek, “Ya Rab” dedi, “Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.” Rab ona şu karşılığı verdi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun.” — Luka 10:40-41
Kaygı ile öfke arasında ince bir çizgi vardır. Ve bu çizgiyi aştığımızda, bunu genellikle asabilik veya hayal kırıklığı olarak mazur görürüz. Ama daha fazlası olabilir mi? Kaygı genellikle bizim kadar endişeli görünmeyen insanlara sinirlenmemize neden olur ve bu sinirlenme de genellikle başka günahları doğurur.
Marta’nın evinde bir misafirin olmasından kaynaklanan kaygılar yüzünden dikkatinin dağıldığına (telaşlı olduğuna) tanık oluruz. Luka sahneyi şöyle kurar: “Marta adında bir kadın İsa’yı evinde konuk etti. Marta’nın Meryem adındaki kızkardeşi, Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinliyordu” (Luka 10:38-39). Meryem sonsuza dek misafirperver ruhuyla hatırlanacaktır… ve de misafirperverlik yaptığı kişiden ziyade misafirperverliğiyle ilişkili görevlerle meşgul olmasıyla hatırlanacaktır.
Meryem kimin huzurunda olduğunu biliyordu ve Kurtarıcısı’yla geçirdiği her anın değerini biliyordu. Bu yüzden, “Rab’bin ayakları dibine oturmuş O’nun konuşmasını dinliyordu.” Ancak “Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi.” Marta ilk başta duygularını kontrol altında tuttu. Ancak endişesi rahatsızlığa (irrite olmaya) dönüştüğünde, öfkeli bir tepki doğurdu.
Genellikle Marta’nın kız kardeşine karşı duyduğu hoşnutsuzluğu fark ederiz ama bunun ardındaki daha derin meseleyi gözden kaçırırız. Marta öfkesini İsa’dan çıkardı: “Ya Rab… aldırmıyor musun?” Marta, Meryem’in “önemli şeylerle”, yani Marta’nın yapılacaklar listesiyle ilgilenmiyor gibi görünmesinden dolayı gergindi. Ancak Marta’nın içsel odağı, öfkesini İsa’dan çıkardığı zaman varlığını ortaya koydu. İsa’yı kendisine şefkat göstermemekle ya da kişisel ilgi göstermemekle suçlamış ve Tanrı’nın Oğlu’na (bunu bir düşünün!) kız kardeşine iş yapmasını söylemesini buyurmuştur.
Ama İsa büyük bir sabırla karşılık verir: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun.” Onu sert bir şekilde azarlamaz ve nazikçe düzeltir. Kaygısının şu kaynağını anlamasına yardım eder: daha önemsiz şeylerle meşgul olması. İsa sadece “gerekli olan tek bir şey vardır” der. “Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak” (Luka10:42). Marta’nın kaygısı, evini şereflendiren en önemli ziyaretçiyle zaman geçirmeyi kaçırmasına neden oldu!
Duygular nötr ya da ahlakın kapsamı dışında değildir. Ya Tanrı’ya yaraşırdırlar ya da Tanrı’ya yaraşır değildirler; ya ben merkezli ya da Tanrı merkezlidirler. Fiziksel ya da tıbbi kaygılar bir yana, kaygı yaşadığımızda Tanrı’yla ilgili olarak yüreğimizde her zaman bir şeyler olup biter. Hiçbir zaman tamamen pasif değilizdir; yüreklerimiz (kontrol merkezlerimiz) her zaman etkindir; her zaman daha önemsiz olan ile daha önemli olan arasında seçim yaparız. Marta yapılacaklar listesini İsa’ya tercih etti. Kaygınız kışkırtıldığında siz neyi seçiyorsunuz?
Kaygınız sizi İsa’yla zaman geçirmekten nasıl alıkoyuyor?


