Resim: Canva
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.” — Matta 11:28–30
Önümüzde sıkı bir çalışma bizi bekliyor. İnatçı ve sapmaya meyilli yüreklere sahibiz. İman, “gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere” (2.Korintliler 4:18) çevirmemizi gerektirir ve bunun kolay bir yönü yoktur. Umudumuza ve kurtuluşumuza karşı duran bir Düşmanımız var. Ancak bizim sıkı çalışmamız, bu işi kendi başımıza yapmaya terk edilmediğimiz bilgisine demirlenmiştir. Bu işi İsa’yla birlikte yapıyoruz. Bu yüzden bu kısım, O’ndan bir davetle başlıyor.
“Bana gelin” diyor. Şu an, neredeyseniz. Okyanusların ötesinde binlerce kilometre uzaklıktaymışsınız gibi hissetseniz de. Bir parçanız davranışlarınızı toparlamak için daha fazla zaman kazanmak istiyor olsa da. Utanç, sizi Tanrı’nın lütfu ve iyiliğinden şüphe ettirse de. Utanç, gücünün büyük bir kısmını bu soyutlanma hissinden alır. İsa’nın sözlerine inanmak ve O’nun kendisine gelmemiz yönündeki davetini duymak alçakgönüllülük ve iman gerektirir; sezgilerimizse bize uzak durmamızı söyler.
Belki kendinizi İsa’nın kastettiği kitleyle özdeşleştiriyorsunuzdur: “bütün yorgunlar.” Hayatınıza kaygılı bir zihin meşguliyeti veya köle gibi zahmet ve çaba hâkim olabilir. Kendinizi başka nasıl tanımlarsınız? Kendinizi başka nasıl ölçersiniz?
Belki kendinizi “yükü ağır olanlar” ile özdeşleştiriyorsunuzdur. Teşvik kırıklığı ve baskı altında çökmüş durumdasınız. Başkalarının beklentilerinin ya da kendi beklentilerinizin altında ezilmiş durumdasınız. Kendinizi koruma ve saklanma stratejileriniz birer yük hâline geliyor. Yalnızsınız. Utanç, birisi sizi canevinden vuracak bir şey söylediğinde sizi çabuk sinirlenen ve savunmacı bir hâle getiriyor. Kafanızın içinde kaygılı varsayımlar dolaşıyor. Felç olmuş durumdasınız. Ya da aşırı tedbirlisiniz. Tüm bunları düşünmemek için bazı dikkat dağıtıcı şeyler ve bazı kaçış yerleri arıyorsunuz.
İçimize, başkalarına, diğer şeylere bakıyoruz ve bu hiç olmadığı kadar çökmemize ve ezilmemize yol açıyor.
Bu yüzden, İsa size “Bana gelin, ben size rahat veririm” diyor. Hamster tekerleğine benzeyen, kendi sevilme ve kabul edilme yollarınızı kazanmaya çalışmaktan rahat bulun. Kendinden nefret etmenin durmak bilmeyen sesinden rahat bulun. Herkese her şey yolundaymış mesajı vermeye çalışmaktan rahat bulun. Utancınızın her formundan ve sizi bitkin ve hissiz bırakan baş etme stratejilerinizden rahat bulun. Kendine güvenmeye dayalı bir hayattan rahat bulun. Her şey size bağlı değil. Yürekten yumuşak huylu ve alçakgönüllü olan, sizi hoş bir şekilde kabul eden, size şefkatli bir ilgi ve nezaket sunan bir Kurtarıcı’nın kollarında rahat bulun… Beklemeden, bugün bunu yapın.
Bu kısım belki en zor kısım olabilir çünkü sizin yapmanız gereken bazı şeyler içeriyor. İsa, kim olduğunu size açıklıyor. Yine de, sizin de bir adım atmanız gerekiyor: Bu daveti kabul edecek misiniz? O’na gelecek misiniz?
Hayatınızda iyi oluşa kavuşmak için hangi şekillerde kendinize, diğer insanlara ve diğer şeylere (zenginlik, statü, mal mülk, eğlenceye) bel bağladınız? Bu şeyleri bu kadar ayartıcı yapan şey nedir? Bu bel bağlama, sizi nasıl bitkin hâle getirdi?


