Resim: Canva
İsa, Celile Gölü’nün kıyısından geçerken, göle ağ atmakta olan Simun ile kardeşi Andreas’ı gördü. Bu adamlar balıkçıydı. İsa onlara, “Ardımdan gelin” dedi, “Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.” Onlar da hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler. —Markos 1:16-18
Hayatın ritminin güneşin doğuşu ve batışıyla belirlendiği birinci yüzyılın hareketli dünyasında, Simun ve Andreas adında iki balıkçı hayatlarını sonsuza dek değiştirecek bir adamla karşılaşırlar. Markos 1:16-18 ayetleri bu önemli anı öylesine sade bir şekilde anlatır ki, olayın derinliği ilk bakışta gözden kaçabilir: “İsa, Celile Gölü’nün kıyısından geçerken, göle ağ atmakta olan Simun ile kardeşi Andreas’ı gördü. Bu adamlar balıkçıydı. İsa onlara, ‘Ardımdan gelin’ dedi, ‘Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.’ Onlar da hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler.”insan tutan balıkçılar yapacağım.’ Onlar da hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler.”
Bu adamları geçim kaynakları olan balıkçılığı böylesine aniden terk etmeye iten şey neydi? Simun ve Andreas İsa’nın herkesten farklı, özel bir kişi olduğunu anlamışlardı. İsa’nın sadece sözleri nedeniyle değil, O’nun varlığı nedeniyle bu çağrıya hemen ikna olmuşlardı. Sesindeki ve sözlerindeki yetki içlerinde derinlerde bir yerlerde yankılandı. Bu onlar için yeni bir kariyer çağrısı değildi. Bunun hayatlarını yüksek bir amaca hizmet etmek için kimliklerinin dönüşümüne yol açacak bir davet olduğunu sezmişlerdi. İsa onlara sadece yeni ve farklı bir görev teklif etmiyor, onlara yeni bir dünyanın kapılarını açarak balık yakalamaktan ruhları yakalamaya geçmeyi teklif ediyordu. İsa onları anlamlı bir yaşam sürmeye, daha büyük bir amacın parçası olmaya çağırıyordu.
İsa Simun ve Andreas’ı eğer O’nu izlerlerse onlar için yapacağı şeyleri sıralayarak çağırmadı. Bunun yerine onlara, O’nun aracılığıyla neye dönüşeceklerini söyledi. Birçok kişinin güç ya da zenginlik peşinde koştuğu bir dünyada İsa materyal olan her şeyin ötesinde, son derece değerli bir şey sunuyordu: ilahi bir amacın parçası olma şansı. Bu amaç kişisel kazançla ilgili değil, dünyanın kendisinden bile daha kalıcı olan bir amacın parçası olmakla ilgiliydi.
Simun ve Andreas’ın hemen verdikleri tepki İsa’da olağanüstü bir şey, belki de ilahi bir kıvılcım, geçici olanın içindeki ebedi olanın bir anlık görüntüsünü fark ettiklerini göstermektedir. Bugün Tanrı’yı arayanlar için Simun ve Andreas’ın öyküsü görünenin ötesine bakmaya bir davettir. İsa’nın onlara ve dolayısıyla bize yaptığı asıl çağrı, olağan olanın içindeki olağanüstülüğü görmek ve sıradan olanın içindeki tanrısal çağrıyı duymaktır. Bu bize öğrencilerini İsa’ya çeken şeyin sadece mucizeleri ya da öğretileri değil; O’nun özü, öz varlığı, maddi dünyanın ötesiyle olan doğaüstü bağlantısı olduğunu hatırlatır. Bu anlatı bizi de aynı bağlantıyı aramaya ve kendi balık ağlarımızı bırakarak daha derin bir anlam ve amaca sahip bir yaşama çağıran sesin ardından gitmeye teşvik etmelidir.
Neden İsa? Çünkü O bizi daha derin bir anlam ve amaca sahip bir yaşama çağırıyor.


