fbpx

Resim: Cherry Laithang

Eminim ki, 9Marks’ın bir derginin tamamını cehennem konusuna ayırdığını duyunca çok sevinmişsinizdir. Aslına bakılırsa bu konu, karşımıza çıkar çıkmaz gözlerimizi kaçırıp tamamen başka şeyler düşünmeyi istediğimiz bir konudur. 

Hristiyanlıktaki korkunç cehennem doktrini (Tanrı’nın düşmanlarının sonsuza dek bilinçleri açık bir şekilde cezalandırıldığı yer olan cehennem fikri), bazı kişilerin yalnızca gözlerini kaçırmalarına değil, konuyu tamamen reddetmelerine neden olmuştur. “Elbette” derler, “cehennem, insanları korkutup baskı altında tutmak için uydurulmuş bir kavramdan ibaret. Seven bir Tanrı, böyle bir yerin gerçekten var olmasına asla izin vermez.” Bu iddianın duygusal anlamda etkileyici bir iddia olduğunu söylemek gerek. Hiç kimse, kesinlikle hiçbir Hristiyan, cehennem fikrinden hoşlanmaz.

Ancak bir yandan da bu doktrin, Hristiyan dünya görüşünde kıyıda köşede kalmış ufak bir detay veya imanımızla temelde pek bir alakası olmayan bir şey değildir. Cehennem doktrini, sadece bize inanmamız gerektiği söylendiği için inandığımız, utanç verici, gereksiz, ilkel bir bela değildir.

Tersine cehennem doktrini ve gerçeği, Müjde’nin yüceliğini bizler için iyice belirgin hale getirmektedir. Tanrı’nın ne kadar yüce olduğunu, bizim günahla aslında ne kadar bozulmuş olduğumuzu ve O’nun bize lütuf göstermesinin nasıl tarif edilemeyecek ölçüde harika bir şey olduğunu anlamamıza yardımcı olmaktadır. Dahası, eğer bu gerçeği aklımızdan söküp atmaya çalışmazsak, sonsuz yaşamı cehennemde geçirme tehlikesinde olan kişilerle Müjde’yi paylaşma noktasında bizi her şeyden daha çok harekete geçirecektir.

Tüm bunları söyledikten sonra, aşağıda cehenneme ilişkin Kutsal Kitap’ın da desteklediği beş farklı ifadeye yer veriyorum. Tüm bunlar bir araya getirildiğinde, cehennemin neden Müjde’nin ayrılmaz bir parçası olduğu da ortaya çıkmaktadır.

CEHENNEM NEDEN MÜJDE’NİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR?

1. Kutsal Yazılar, cehennem diye bir yerin gerçekte var olduğunu öğretir.

Bu konuyu çok uzatmayacağım. Başka yazarlar bu konuyu çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Şunu söylemek yeterli olacaktır ki, cehennem kavramı, insanları korkutmak için orta çağ piskoposları tarafından icat edilen bir şey değildir. Piskoposlar bu kavramı elçilerden öğrenmişti. Üstelik elçiler de bunu paganları korkutmak için icat etmemişti. Onlar bunu İsa’nın ta kendisinden öğrenmişti. İsa da bunu Ferisileri korkutmak amacıyla Zerdüştlerden falan almadı. O, Tanrı’ydı ve bu nedenle de cehennemin gerçek olduğunu biliyor ve öyle olduğunu söylüyordu. Ayrıca bunların yanı sıra, cehennemle ilgili gerçekler Eski Antlaşma’da da bizlere açıklanmıştır.

Bu nedenle de en temel düzeyde, eğer Hristiyan olduğumuzu söylüyor ve Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın Sözü olduğuna inanıyorsak, Kutsal Kitap’ın cehennem gerçeğini öğrettiğini kabul etmemiz gerekir. Ancak dahası da vardır.

2. Cehennem bize günahımızın ne kadar çirkin olduğunu gösterir.

Daha önce hiç herhangi bir insanın, hiçbir günahın cehennemde sonsuza dek işkenceyi hak edemeyeceği iddiasında bulunduğuna şahit oldunuz mu? Bu ilginç bir iddia ve insan yüreğiyle ilgili birçok şeyi de açığa kavuşturur nitelikte. İnsanlar neden konu cehenneme geldiğinde, hatalı olanın kendileri değil de Tanrı olduğu görüşüne varıyorlar? Bu doktrinin yüreklerimizin durumunu nasıl da ortaya koyduğunu görebilirsiniz. Günahımızı düşündüğümüzde, eğilimimiz her zaman onu olduğundan küçük göstermek ve çok da kötü bir şey olmadığını, hatta cezayı hak ettiğini söylüyor diye asıl Tanrı’nın hatalı olduğunu savunmak yönündedir.

Cehennem gerçeği, kendimizi haklı çıkarmaya yönelik iddialarımızı ciddi bir şekilde yalanlamaktadır. Hristiyan olmayanlar, cehennemin korkunç yönlerini her zaman Tanrı’yı suçlu çıkaracak şeyler olarak göreceklerdir ama Tanrı’nın harika bir şekilde adil ve doğru olduğunu bilen Hristiyanlar olarak bizler, aslında cehennemin bizi suçlu çıkaran bir şey olduğunu anlamak zorundayız. Bizler günahlarımızı küçümsemek, onlara mazeretler göstermek ya da kendi vicdanımızı bir şekilde yatıştırmak isteyebiliriz. Ancak Tanrı, günahlarımızdan ötürü sonsuza dek acı çekmeyi hak ettiğimizi ilan etmiştir ve bu gerçek, bizlere o günahların küçük şeyler olmadığını hatırlatmalıdır. Onlar aşırı derecede kötüdür.

3. Cehennem bize Tanrı’nın ne kadar değişmez ve kusursuz bir şekilde adil olduğunu gösterir.

Tarih boyunca insanlar, Tanrı’yı mahkemede sanığı sevdiği için adaletin yükümlülüklerini bir kenara atan yozlaşmış bir yargıç olarak görme yanılgısına düşmüşlerdir. Bu görüş şöyle der: “Hepimiz Tanrı’nın çocuklarıyız. Nasıl olur da Tanrı bu kadar korkunç bir cezayı çocuklarından bazılarına verebilir?” Bu sorunun cevabı basittir: Tanrı yozlaşmış bir yargıç değildir. O, tamamen adil ve doğru bir yargıçtır.

Kutsal Kitap, bu noktayı defalarca vurgulamaktadır. Tanrı kendisini Musa’ya gösterdiğinde, kendisinin merhametli ve sevgi dolu olduğunu ilan eder ancak aynı zamanda da şöyle der: “Hiçbir suçu cezasız bırakmam.” Mezmurlar da şöyle söyler: “Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu, sevgi ve sadakat önün sıra gider.” Ne kadar harika bir cümle! Eğer Tanrı, Tanrı olmaya devam ediyorsa, bu durumda adaleti bir kenara koyup günahı örtbas edemez. Günahın icabına bakmalı, bunu kararlı ve adaleti uygular bir biçimde yapmalıdır. Tanrı son yargısını gerçekleştirdiğinde, hiçbir günah hak ettiğinden daha fazla cezaya çarptırılmayacaktır ve yine hiçbir günah hak ettiğinden daha az cezaya çaptırılmayacaktır.

Kutsal Kitap bizlere, Tanrı’nın kendi düşmanlarını cehennem cezasına çarptırdığı o gün geldiğinde, bütün evrenin O’nun kararlarının ne kadar adil ve doğru olduğunu anlayacağını ve kabul edeceğini söylemektedir. Yeşaya 5. bölüm, bu noktayı açıkça ortaya koyar: “Bu yüzden doymak bilmeyen ölüler diyarı ağzını ardına kadar açtı…” Mezarların ağızlarını açması ve Yeruşalim’de yaşayanları yutması, tuhaf bir tasvirdir. Ancak yine de Yeşaya bu yolla şunu söyler: “Ama Her Şeye Egemen RAB adaletinden ötürü yüceltilecek. Kutsal Tanrı doğruluğuyla kutsal olduğunu gösterecek.” Romalılar 9:22 de bizlere, Tanrı’nın cehennem eziyetleri aracılığıyla, “gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak” istediğini aktarır, öyle ki, “hazırlayıp merhamet ettiklerine yüceliğinin zenginliğini” göstersin.

Şimdilik bunu tamamıyla anlayamıyor olabiliriz ama bir gün, cehennemin kendisi Tanrı’nın yüceliğini ilan edecektir. Bütün korkunçluğuyla bile cehennem, mezmur yazarının da söylediği gibi şuna tanıklık edecektir: “Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu.”

4. Cehennem bize çarmıhın ne kadar korkunç olduğunu ve Tanrı’nın lütfunun gerçekten ne kadar yüce olduğunu gösterir.

Romalılar 3. bölüm bizlere, Tanrı’nın “şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla” kefaret sunusu olarak İsa’yı verdiğini söyler. Tanrı bunu yaptı “çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı.”

Peki İsa neden çarmıhta ölmek zorundaydı? Çünkü bu, Tanrı’nın adil ve doğru bir şekilde, her birimizi cehenneme göndermemesinin tek yoluydu. İsa bizim hak ettiğimiz cezayı üzerine almak zorundaydı ve bu, İsa’nın çarmıhta cehennemdekine eşit bir acıya katlanması demekti. Bu, İsa’nın cehenneme gittiği anlamına gelmiyor. Ancak geldiği bir anlam var ve o da şu ki, çiviler ve dikenler İsa’nın çektiği acının yalnızca başlangıcıydı. Çektiği acının gerçek ağırlığı, Tanrı kendi gazabını O’nun üzerine döktüğünde ortaya çıktı. Karanlık çöktüğünde, bu durum bazılarının dediği gibi Tanrı’nın kendi Oğlu’nun acısını örtmesi değildi. Bu, lanetin karanlığı, Tanrı’nın gazabının karanlığıydı. Bu, cehennemin karanlığıydı ve o anda İsa, cehennemin bütün hiddetine, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’nın gazabının bütün hiddetine katlanmaktaydı.

Çarmıhı bu açıdan anladığınızda, eğer Hristiyan’sanız, Tanrı’nın size olan lütfunun ne kadar harika ve yüce olduğunu da daha iyi anlamaya başlarsınız. İsa’nın üstlendiği kurtuluş görevine, O’nun Tanrı’nın gazabına ve hak ettiğiniz cehenneme sizin yerinize katlanması da dahildi. Sevginin ve lütfun ne kadar da harika bir resmi! Ama bu sevgi resmini ancak cehennemin korkunçluğunu anladığınızda, kabul ettiğinizde ve bu korkuyla ürperdiğinizde net bir şekilde görebilirsiniz.

5. Cehennem Müjde’yi duyurmayı odak noktamız haline getirir.

Eğer cehennem gerçekse ve eğer insanlar gerçekten de sonsuzluğu orada geçirme tehlikesi altındaysalar, bu durumda İsa’nın göğe çıkmadan önce elçilere buyurduğu şu görevi yapmaktan daha acil ve önemli olan bir şey yoktur: Dünyaya İsa Mesih aracılığıyla gelen günahların bağışlanma Müjdesi’ni ilan etmek!

Bence John Piper, The Gospel Coalition’da verdiği bir röportajda bu noktaya çok doğru bir şekilde parmak basmıştır: “Eğer cehennemin gerçekten var olduğuna, Müjde’ye inanmayanları bu hayattan sonra sonsuz bir acının beklemekte olduğuna inanıyorsanız, Müjde’yi duyurmayı bırakmak oldukça zordur.” Hristiyanların yapabileceği ve gerçekten de yapmaları gereken pek çok iyi şey vardır. Ancak eğer cehennem gerçekse, şunu aklımızda tutmamız önemli (ya da hayır, aklımızda tutmaya mecburuz): Dünyadaki diğer hiçbir insanın yapmayacağı ve yalnızca bir Hristiyan’ın yapabileceği tek şey, diğer insanlara günahlarının nasıl bağışlanabileceğini ve sonsuz yaşamı cehennemde geçirmekten nasıl kurtulabileceklerini anlatmaktır.

SONUÇ

Şüphesiz cehennem doktrini korkutucudur. Korkutucudur çünkü gerçeğin kendisi korkunçtur. Ancak bu, gözlerimizi kaçırıp bu konuyu görmezden geleceğimiz anlamına gelmez ve bunu reddedeceğimiz anlamına hiç gelmez.

Bunu yok sayarak veya en azından vaazlarında bu doktrine hiç yer vermeyerek, Tanrı’yı daha görkemli ve sevecen gösterdiklerini düşünenler var. Tam aksine! Asıl yaptıkları şey, farkında olmadan Kurtarıcı İsa Mesih’in görkeminden çalmaktır, sanki O’nun bizi kurtardığı şey (cehennem), aslında pek de kötü bir şey değilmiş gibi. 

Aslında, kurtulduğumuz şeyin korkunç doğası, kavuştuğumuz şeyin yüceliğini yalnızca daha da arttırmaktadır. Sadece bu da değil, aynı zamanda cehennemin korkunçluğunu daha iyi gördükçe, bizi kurtaran ve bizim için o cehenneme katlanan Kişi’ye daha büyük bir sevgi, daha büyük bir şükran ve daha büyük bir tapınma duygusuyla bakarız.

Greg Gilbert

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/teoloji-ve-doktrin/cehennem-neden-mujdenin-ayrilmaz-bir-parcasidir/