Resim: Canva

Üstün gücün bizden değil, Tanrı’dan kaynaklandığı bilinsin diye bu hazineye toprak kaplar içinde sahibiz. Her yönden sıkıştırılmışız, ama ezilmiş değiliz. Şaşırmışız, ama çaresiz değiliz. Kovalanıyoruz, ama terk edilmiş değiliz. Yere yıkılmışız, ama yok olmuş değiliz. İsa’nın yaşamı bedenimizde açıkça görülsün diye İsa’nın ölümünü her an bedenimizde taşıyoruz.  2.Korintliler 4:7-10

Kaygılarımızın çoğu günlük zayıflıklarımızdan ve insan olarak sınırlılıklarımızdan kaynaklanır. Kutsal Kitap zayıf olduğumuzu kabul eder ancak bunun için bize umut verici ve belki de şaşırtıcı bir neden gösterir. Bugünkü ayetlerde, elçi büyük stresle dolu koşulları tanımlarken, aynı zamanda kendisine Tanrı’nın gücünün ondaki amaçlı işleyişini de hatırlatır. Bu ayetleri tekrar okuyun.

Hristiyanlar topraktan kaplardır; bizler sıradan kaplar, yani çömlekleriz. Engelli olarak yaşayan insanlar bu gerçeğin daha fazla farkında olabilirler ancak hepimiz zayıflık yaşarız. Yine de içimizde başka bir şey ikamet eder: İsa Mesih’te bulunan umut. Bu hazine, yani Müjde, Rab’be muhtaç olduğunu bilen zayıf, düşmüş insanlarda ikamet eder. Muhtaçlığımız, “İsa’nın yaşamının bedenimizde açıkça görülmesi” anlamına gelir. Mücadelelerimiz Tanrı’yı yüceltmemiz için fırsatlar sunduğundan, O’nun kalıcı varlığının vaadine sarılmak için kendimizi eğitirken (ve yeniden eğitirken) zayıflığımızı hoş karşılayabiliriz.

Mezmur yazarı bize şunu hatırlatmaktadır: “RAB… mayamızı bilir, toprak olduğumuzu anımsar” (Mezmur 103:13-14). Tanrı zayıflıklarımızı bilir. Neden? Çünkü bizi bu şekilde, yani topraktan yarattı. Hayalî öz yeterliliğimize değil, kendi yeterliliğine güvenmemiz için bizi eğitmek üzere “donanımımıza” (bedenlerimize) ve “yazılımımıza” (ruhlarımıza) sınırlamalar getirdi. Bunu, bu yaşamın ötesindeki yaşama, yani O’nunla olan sonsuz yaşama özlem duymamız için yaptı.

Yine de İsa sadece sonsuz yaşam sağlamak için gelmedi. O şimdi ve burada “yaşama, bol yaşama sahip [olalım]” diye geldi (Yuhanna 10:10). Mesih’te sahip olduğumuz umut söndürülemez. Kaygı denen gaddar amire boyun eğmek zorunda değiliz. İsa’da başka hiçbir yerde bulunmayan bir içsel esenlik vardır: “Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın” (Yuhanna 14:27).

Bizler zayıflıkları ve sınırlılıkları olan bedene sahip ruhlarız. Ruhlarımızın, zayıflayan kabuklarımızı terk edeceği ölüme kadar da böyle olmaya devam edeceğiz. O zamana kadar Rab, gelecekteki umudumuza tutunarak kaygı dediğimiz korku ve içsel huzursuzlukla savaşmayı öğrenmemize yardımcı olacaktır. Bir gün, yani dirilişte, tüm zayıflıklarımızı geride bırakacak yeni ve çürümez bedenlere kavuşacağız (bkz. 1.Korintliler 15:52).

Zayıflıklarınızı kabul mü ediyorsunuz, yoksa ret mi ediyorsunuz? İsa’nın yaşamının şu anda bile mücadelelerinizde nasıl gözler önüne serilebileceğini düşünün.


Sınırlılıklarınıza ne şekilde saygı duymadınız? Örneğin, kendinizi çok fazla göreve mi adadınız? Kendinizi finansal olarak aşırı mı zorladınız? Sizi strese sokan şey nedir?