Resim: Canva
RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. — Yaratılış 2:15
İşinizi seviyor musunuz? İnsanların çoğu, işlerini hoş olmayan bir mecburiyet olarak görür. Emeklilik, miras ya da piyango gibi nedenlerle çalışmak zorunda olmayacakları günün hayalini kurarlar. Ancak Kutsal Yazılar çalışmanın iyi olduğunu öğretir. Tanrı’nın kendisi çalışmaktadır. Kutsal Kitap, Tanrı’nın yaratılış günlerinde çalışmasıyla başlar ve her günün sonunda Tanrı kendi emeğinden tatmin olur. “Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu” (Yaratılış 1:31). İsa, Babası’nın O’na verdiği işi yapmak için dünyaya gelmiştir ve bize Babası’nın işinin yaratılışın ötesine uzandığını ve bugüne kadar devam ettiğini hatırlatmaktadır: “Babam hâlâ çalışmaktadır, ben de çalışıyorum” (Yuhanna 5:17).
Tanrı bizim kendisinin yüceliği için çalışmamızı ister. O’nun bahçedeki ilk erkeğe ve kadına yönelik özgün tasarısı, onların bir tatil köyünde sonsuza dek keyif yapmaları değildi. Bunun yerine, O’nun mükemmel tasarısı onların dünyaya egemen olmalarıyla, kendisinin benzerliğinde üretken bir şekilde çalışmalarıydı (bkz. Yaratılış 2:15). Daha sonra, On Buyruk’un dördüncüsü, yalnızca Şabat günü dinlenmesini değil, altı günlük çalışmayı şart koşmaktadır. “Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın” (Mısır’dan Çıkış 20:9). Kutlu istirahat tatlıdır çünkü bir haftalık sıkı çalışmanın ardından gelmektedir. Kutsal Yazılar ayrıca cennetin, tıpkı bahçe gibi sadece bir rahatlık yeri değil, çalışacağımız ve Tanrı’ya kulluk edeceğimiz bir yer olduğunu öğretmektedir (bkz. Vahiy 22:3).
Tanrı bizi kendi benzerliğinde üretken olmamız amacıyla yarattığı için, emeklerimizde tatmin bulmamız gerekir. Yalnızca kazandığımız parada değil, aynı zamanda icra ettiğimiz meslek aracılığıyla doğan iyiliklerde tatmin bulmalıyız. Bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl ve hatta bir kariyer sonra, yaptıklarımıza bakarak bunların iyi olduğunu söyleyebilmeliyiz. Bir işin iyiliğini görmek ille de çok para kazanmayı içermez. Bazı insanlar ücretli işlerinden emekli olur ve sonraki yıllarını kiliseleri ya da toplumları için gönüllü olarak çok çalışarak veya hatta yabancı ülkelerde Müjde hizmetkârı olarak geçirirler. Gayretli öğrenciler veya evini sadakatle çekip çeviren kişiler, emeklerinin karşılığında ücret almazlar belki ama yine de Tanrı’nın yüceliği için aynı şekilde emek verirler.
İşinize yönelik tutumunuz maddi sıkıntılarınızı ya iyileştirecek ya da kötüleştirecektir. Sadakatle, gayretle, vakitlice çalışmak yalnızca tutarlı bir gelir sağlamakla kalmaz, aynı zamanda şu gerçekleri bilen bir yürek tutumunu yansıtır: 1) Maddi sıkıntılar da dahil olmak üzere her şey Tanrı’nın elindedir; ve 2) Ben maddi durumum konusunda sorumlu bir şekilde elimden geleni yaptıktan sonra, gerisini Rab’be emanet etmem gerekir (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:5-6). Siz hangisisiniz: Sadık mısınız, sorumsuz mu? Çalışkan mısınız, tembel mi?
İşinizi nasıl görüyorsunuz? İşinizi katlanılması gereken bir angarya olarak mı görüyorsunuz? Yoksa Tanrı vergisi mesleğiniz olarak mı görüyorsunuz?


