Resim: Canva
Yaptığım bütün işlere,
Çektiğim bütün emeklere bakınca,
Gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
Güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş. — Vaiz 2:11
Hayatın akışı içerisinde insanın kaybolduğunu fark ettiği bir an vardır: Bu hayatın bir anlamı, bir amacı var mı? Sabah kalkar, işe gider, sorumluluklarını yerine getirir ve dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür. Ama içten içe bir soru yankılanır: “Ben gerçekten ne için yaşıyorum?” Bu soru ne kadar sessiz olsa da çoğu zaman günün sonunda daha güçlü hâle gelir.
Bu hissin, bir şeyleri elde ettiğimizde sonlanacağını düşünürüz; “üniversiteyi kazanayım,” “okulu bitireyim,” “işe gireyim,” “evleneyim” gibi. Bazen “işler düzelsin,” “param olsun,” “evim olsun,” “bir aile kurayım” deriz. Peki ya sonra? Bir hedef gerçekleşir, kısa bir tatmin verir, ama sonra o his geri gelir. Sanki hayat sürekli bir sonraki adıma hazırlanıyor gibidir; fakat hiçbir adım “işte vardın” demez. İnsan bazen ait olmadığı bir yerdeymiş gibi hisseder ama doğru yerin neresi olduğunu da bilemez.
Bu arayış aslında yeni bir şey değildir. Kutsal Kitap, insanın içindeki bu sorgulamayı açıkça ele alır. Vaiz kitabında hayatın anlamını deneyimleyerek arayan birinin sözleri şöyle aktarılır: “Gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim … Gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. Güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş.” — Vaiz 2:10-11 Bu sözleri söyleyen kişi Kral Süleyman’dı; zenginliği ve bilgeliğiyle tanınan bir kral. Sahip olduklarına rağmen bu sonuca varmıştı. Aynı kitapta Süleyman, Tanrı’nın insanın yüreğine sonsuzluk kavramını koyduğunu söyler. Yani içimizdeki o bitmeyen arayış tesadüf değildir. Hayatımızın amacı, geçici şeylerle doldurulamayacak kadar büyük ve derindir.
Asıl gerçek, insanın amacını kendi başına icat etmesi değildir, onu yaratan Tanrı’yla olan ilişkide keşfetmesidir. İnsanı yaratan Tanrı’dır ve O’nun yarattığı hiçbir hayat rastgele değildir. Fakat insan çoğu zaman amacı kendi çabasıyla üretmeye çalışır. Daha başarılı olarak, daha görünür olarak, daha güçlü olarak… Oysa amaç performansla inşa edilen bir şey değil; ilişki içinde keşfedilen bir gerçektir.
İsa Mesih, insanların bu gerçek yaşam arayışına karşılık şu sözleri söyledi: “Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.” — Yuhanna 10:10. Burada söz edilen yaşam, sadece nefes almak ya da bir gün daha geçirmek değildir. Bol yaşam; anlamı olan, yönü olan ve Tanrı’yla bağlantılı bir yaşamdır. İsa, insanın içindeki o eksikliği daha fazla şeyle değil, daha derin bir bağla doldurur.
İsa’nın çağırdığı insanlara baktığımızda çoğunun sıradan kişiler olduğunu görürüz. Kimisi balıkçı, kimisi vergi görevlisi, kimisi toplumun dışladığı insanlardı. İsa onlara önce kendilerini kanıtlamalarını ya da bir şeyler başarmalarını söylemedi. Onlara önce “Ardımdan gel” dedi. Amaç, önce mükemmel olmak değil; hayatın anlamını öğrenmek için doğru Kaynak’a bağlanmaktır. İnsan kim olduğunu ve ne için var olduğunu, kendisini yaratanın yanında öğrenir.
Pavlus Efesliler’e yazdığı mektupta şöyle der: “Çünkü biz Tanrı’nın yapıtıyız, O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.” — Efesliler 2:10 Bu ifade, hayatını tesadüf değil, bilinçli bir şekilde yaratıldığını söyler. Senin yaşamın bir kaza değil, sen sadece hayatta kalmak için değil, Tanrı’nın verdiği anlamlı bir yaşam yaşamak için varsın. Ama bu anlam dışarıdan toplanamaz; Tanrı’yla ilişki içinde şekillenir.
Belki şu an hala net amacın yok. Ama içindeki o arayışın boşuna olmadığını düşünebilirsin. Bu his, bu düşünce ve bu arayış bir hata ya da yanlış değil, seni Tanrı’ya yönlendirmek için vardır.
Neden İsa?
Çünkü İsa, insanın arayışını görmezden gelmez, onu yanıtlar.
Çünkü O, sadece var olmayı değil, “bol yaşamı” vaat eder.
Çünkü O, beklentisi insanda olan değil, ardımdan gel diyip öğretendir
Çünkü O, insanı var eden ve bizi bir amaçla yaratan O’dur.
Çünkü O, arayışımızın geçici çözümlerindense, bizleri tamamen dolduran sonsuz Tanrı’dır.


