RAB korkusudur bilgeliğin temeli. Akıl Kutsal Olan’ı tanımaktır. Süleyman’ın Özdeyişleri 9:10

Üçlü Birlik ilk bakışta soyut ve uzak bir konu gibi görünebilir. Bazıları için bu, sadece teologların tartıştığı teknik bir mesele gibidir. Ancak gerçekte Üçlü Birlik, Tanrı’nın kim olduğu ile doğrudan ilgilidir. Bu nedenle sadece teorik bir konu değil, iman ve kurtuluş açısından merkezi bir gerçektir.

Çünkü Tanrı’yı nasıl tanıdığımız, O’nunla nasıl ilişki kurduğumuzu belirler.

Eğer Tanrı’yı yanlış tanıyorsak, O’na dair anlayışımız da eksik olur. Hristiyan inancına göre Tanrı kendisini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak açıklar. Bu, Tanrı hakkında ikincil bir detay değil, O’nun kendisini tanıtma biçimidir. Bu nedenle Üçlü Birlik’i anlamak, Tanrı’yı doğru tanımakla ilgilidir.

Bu konu özellikle İsa Mesih’in kimliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Eğer İsa sadece bir peygamber ya da yaratılmış bir varlıksa, o zaman Tanrı ile insan arasındaki ilişki temelden değişir. Ama Hristiyanlık, İsa’nın yalnızca Tanrı’dan gelen biri değil, Tanrı’nın kendisini insanlara açıklaması olduğunu ilan eder.

Bu da kurtuluş anlayışını doğrudan etkiler.

Hristiyan inancına göre kurtuluş, insanın kendi çabasıyla Tanrı’ya ulaşması değil, Tanrı’nın insana yaklaşmasıyla gerçekleşir. Baba gönderir, Oğul kendisini sunar ve kurtarma işini gerçekleştirir ve Kutsal Ruh insanın içinde kurtuluşu etkin kılar. Yani kurtuluş, Tanrı’nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak birlikte çalışmasıyla gerçekleşir. 

Bu noktada Üçlü Birlik soyut bir fikir olmaktan çıkar ve doğrudan hayatla ilgili hale gelir. Çünkü bu öğreti, Tanrı’nın insanı nasıl sevdiğini, nasıl yaklaştığını ve nasıl kurtardığını açıklar.

Ayrıca Üçlü Birlik, Tanrı ile kurulan ilişkinin doğasını da belirler. Hristiyanlıkta iman, uzak ve erişilemez bir Tanrı’ya yönelmek değil, yaşayan ve ilişki kuran bir Tanrı ile bağ kurmaktır. Bu ilişki, Baba’ya yönelmek, Oğul aracılığıyla yaklaşmak ve Kutsal Ruh’un içimizde yönlendirmesiyle yaşamaktır.

Sonuç olarak Üçlü Birlik, anlaşılması zor bir doktrin olmanın ötesinde, Tanrı’nın kim olduğunu, insanı nasıl sevdiğini ve kurtuluşun nasıl gerçekleştiğini açıklayan merkezi bir gerçektir.


Bu nedenle soru şu değildir:  “Bu konu zor mu?”

Asıl soru şudur:  “Tanrı’yı O’nun kendisini açıkladığı şekilde tanımak istiyor muyuz?”