fbpx

Tanrı’nın vaatlerine inanmak ve kurtuluş güvencesine sahip olmak ancak yine de, sonsuza dek kaybolmuşlardan olmak mümkündür.

Hristiyan Olduklarını Söyleyip Sahte Güvenceye Sahip Olanlar

Bu ihtimal, Matta 7:22’de yansıtılmaktadır: “O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’” Bu insanlar Mesih’le olan ilişkileri konusunda güven altında olduklarına inanıyorlardı. O’na, “Rab” dediler ve adıyla olağanüstü güce dokundular.

Hatta, belki de günümüzde iman yolunda mücadele eden (gerçekten kurtulan) kişilerden çok daha fazla “kurtuluş güvenceleri” vardı çünkü ellerinden olağanüstü güçler çıkıyordu. Bu nedenle, “Seninle birlikte olacağım. Seni terk etmeyeceğim, seni yüzüstü bırakmayacağım” vaadini okuduklarında (Yeşu 1:5), bunun kendileri için doğru olduğuna inandılar. Ama değildi.

İsa’nın kendilerine şu sözleri sarf etmesiyle şaşkına uğrayacak olmalarının sebebi de budur: “Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!” (Matta 7:23). Kaybolmuşlardı. Ancak kurtulduklarını düşündüler.

İsa’nın burada söylemek istediği şey, onların günah dolu yaşamlarının, kaybolmuş olduklarına tanıklık ediyor olduğuydu. Ancak ben onların günahlı eylemlerinin altındaki bir başka noktaya değiniyorum. Onların sahte güvencelerinin, bizim Tanrı’dan gelen bir vaade nasıl gerçekten inanacağımız konusunda ne söylediğine değinmek istiyorum.

Kutsal Kitap’ın “insanın, Yasa’nın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığını” öğrettiğini biliyoruz (Romalılar 3:28). Bu nedenle, İsa onları “kötülük yapanlar” olarak reddettiğinde, biliyoruz ki buradaki temel sorun kusurlu bir imandı. Eğer son yargıda günahlı eylemlerimizden ötürü mahkûm ediliyorsak, bunun sebebi bu eylemlerin sahte imanın kanıtı olmasıdır.

Kurtaran İman ve Ölü İman

Dolayısıyla, sorum şu: Eğer bu insanların yaptığı gibi, Tanrı’nın vaatlerine en azından kısmen inanabiliyor ancak hâlâ kaybolmuş olabiliyorsak, vaatlere edilen imanı gerçekten kurtaran bir iman hâline getiren şey nedir?

Charles Hodge bize bu noktada bir ipucu veriyor. 1841 yılında, Hodge Hristiyan yaşamı üzerine The Way of Life adlı kısa, ünlü bir kitap yazdı. Kitabında yazdığı “İman” adlı bölümde, Hodge Kutsal Kitap’ın ölü düşünce de dahil olmak üzere her türlü mantalite için iman kelimesini kullandığını göstermektedir. “Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür” (Yakup 2:26).

Peki öyleyse, ölü imanla kurtaran iman arasındaki farkı belirleyen şey nedir? Bu iki imanın birbirlerinden farklı olduklarını gösterdiklerini sormuyorum. Bu, Yakup’un (ve de Matta 7:21-23’te İsa’nın) anlattığı şey. Bu iki iman, farkını meyvesiyle ortaya koyar. Oysa ben başka bir şey soruyorum: Bunlar özlerinde nasıl farklı? Gerçek iman deneyimi nedir ve sahte iman deneyimi nedir?

Hodge şöyle diyor: “Doğruluğuna ve muhakemesine güvendiğimiz kişilerin tanıklığını temel alarak, hiç tanımadığımız bir adamın kusursuz bir ahlaka sahip olduğuna inanabiliriz. Ama eğer bu kusursuzluğu kendi gözlerimizle görürsek, başka sebeplerle, bir başka şekilde inanırız”.

Bu “başka şekil”, imanı gerçek, kurtaran iman yapan şeydir. Başkalarının tanıklığıyla yola çıkarak Mesih’e ve O’nun vaatlerine inanmanın kötü bir yanı yoktur. Hatta, hepimiz böyle iman etmişizdir. Elçilerin ve peygamberlerin tanıklığına güvendik. Ama Mesih’in iyiliğinin, güvenilirliğinin, güzelliğinin ve O’nun vaatlerinin gerçek olduğuna ikna olmak, kurtaran iman değildir.

Bu yüzden ismen Hristiyan olanlar, İsa kendilerine “Sizi hiç tanımadım” dediğinde, şok olacaklar. Karşı çıkacaklar, “Ya Rab, ya Rab” diyecekler. Açık konuşmak gerekirse, bir tanıklığı temel alarak Mesih’in ve vaatlerinin doğru olduğunda inanmak, imanın gerekli bir parçasıdır. Ancak imanın kurtaran özü değildir.

Gerçeğin Ruhsal İdraki

İmanı, kurtaran iman yapan şey bu “başka şekilde” inanmadır ve inanılan gerçekliğin bir başka şekilde (alternatif veya çelişkili bir şekilde değil) idrak edilmesinden gelir. Bu başka şekil, Hodge’un “gerçeğin ruhsal idraki” olarak adlandırdığı şeydir. Kendisi şöyle der: “Bu, gerçeğin Kutsal Ruh tarafından sergilenen kusursuzluğunu, güzelliğini ve uygunluğunu temel alır… Gerçeğin ruhsal bir idrakinden veya Ruh’un tanıklığından doğar ve bu da yüreklerimizdeki gerçekle ve bu gerçek sayesinde olur” (s. 156).

Kurtaran imanın olmazsa olmaz bir parçasını oluşturan bu tür ruhsal idraki örneklendirmek amacıyla, Hodge üç farklı metne yer verir:

Luka 10:21, Tanrı “bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açmıştır.” Hem bilgeler hem de çocuklar aynı savunmaları duymakta ve aynı kanıtlara bakmaktadırlar. Ama bir fark vardır. İsa bu farkın Tanrı tarafından “açılmış” bir şey olduğunu söylemektedir. Bir başka deyişle, fiziksel anlamda gözlerimizle gördüğümüzün, kulaklarımızla duyduğumuzun ve doğal mantığımızla çıkarım yapabildiğimizin ötesinde olan bir şeydir.

Matta 16:17,Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun! Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır.” Simun Petrus’un gördüklerini birçok kişi görüyordu ancak “yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’i” görmüyorlardı (Matta 16:16). Bu görüş, farklı bir şeydi.

2. Korintliler 4:6, “Tanrı, İsa Mesih’in yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı.” Müjde’de, gerçeklere inanmaktan veya bizi kurtaracak olan gerçeklere inanmaktan farklı olan bir Tanrı yüceliği bilgisi vardır. Burada farklı olarak Pavlus’un 2. Korintliler 4:4’te açıkladığı şey vardır: “Tanrı’nın görünümü olan Mesih’in yüceliğiyle ilgili Müjde’nin ışığını görmek” vardır. Bu fiziksel bir ışık değildir. Bu, yüreğin gözleriyle algılanan bir güzelliktir (Efesliler 1:18).

Bir başka deyişle, gerçeğe dair beden alan ve esinlenen insani tanıklığı görmek, duymak ve anlamlandırmak için her ne kadar aklı ve duyuları kullanmak şart olsa da, yine de, bir şeyin doğru olduğuna aklen ikna olmak, bu gerçeğin güzelliğini ve değerini idrak etmekle aynı değildir. Üstelik bu olmaksızın inancımız, Şeytan’ın İsa’nın yol, gerçek ve yaşam olduğu konusundaki faydasız emniyetinden daha öteye geçemez. Buna Şeytan bile “iman” etmektedir. Ama bunu güzel, değerli ve iyi ve kutsal tasarıları gerçekleştirmek üzere uygun bir şey olarak görmemektedir.

Bir Vaade İnanmak Ne Demektir?

O hâlde bu gerçeklik, Tanrı’nın vaatlerine inanmanın kurtaran ve kutsallaştıran imanın temel noktası olduğu konusundaki inancımız açısından ne anlama gelmektedir? Future Grace adlı kitabımda şunu savundum: Kurtaran –aynı zamanda da kutsallaştıran– iman, İsa’nın yaptıklarına olan imanı temel alan geriye dönük bir bakıştan ibaret değildir. Kurtaran iman aynı zamanda Mesih’in satın aldığı bu gelecek lütfun, hem dünya hem de benim için gerçekleşecek olduğuna tümüyle güvenerek, ileriye bakmaktır.

Ancak şimdi bu gelecek odaklı iman hakkında daha fazla şeyin söylenmesi gerektiğini görüyoruz. Şimdi bu imanın, Tanrı’nın güzelliğinin ve bu vaatleri sunarken sahip olduğu tasarısının ruhsal olarak algılanmasını içerdiğini – bu güzelliğin, bu vaatler gerçekleştikçe daha da doyasıya zevk alacağımız bir güzellik olduğunu görüyoruz.

Bir başka deyişle, Tanrı’nın vaatlerine yönelik kurtaran iman, bu vaatlerin Tanrısı’ndan ruhsal anlamda zevk almayı da içerir. Bunu gereğinden fazla vurgulamak istemiyorum. Tek söylediğim şey, kurtaran imanın zevki içermesi gerektiği. Tanrı’nın görkeminden zevk almak, imanın tümü değildir. Ancak bu olmadan, iman ölüdür.

İmanı Rahat Bulmak Olarak Tanımlamak Yetmez

Tanrı’nın vaatlerine inanmanın, Tanrı’da ve yardımında rahat bulmak olduğunu söylemek dahi yetmez. Bu istirahatin ruhsal doğasını, Matta 7:22’deki aldatıcı sözde istirahatten ayırabilmek adına açıklamamız şarttır. İsmen Hristiyanlar, Tanrı’nın emniyetinde bir tür “istirahat” bulmaktadırlar. Ancak bununla ilgili şunu söylememiz gereklidir: Bu istirahatin kurtaran bir istirahat olması için, bunun hem bir cehennemden emniyet bulma duygusu, hem de Tanrı’nın güzelliklerinde bir tatmin duygusu içermesi gerekir (Mezmurlar 16:11). Hem emniyet hem de tatlı duygularla istirahat ederiz.

Bu tatmin, Matta 7:22’deki ismen Hristiyanların yüreklerinde eksiktir. Eğer Tanrı’dan bizzat zevk almak yüreklerinde olsaydı, yeryüzünde bu zevkin doğuracağı ilahi sıfatlardan da zevk alırlardı. Ancak aksine, onlar “kötülük yapanlardı.”

Günahı Alt Etmeye Yönelik Sonuçlar

Bu gerçekliğin, devasa önem arz eden bir sonucu vardır. Bunun anlamı, bizi günah eğilimlerinden özgür kılan şeyin yalnızca vaatlerin emniyeti değil, aynı zamanda yüreğin, vaatlerdeki Tanrı’nın tatlılığından zevk alması olduğudur. Bize vaat edilen şeyi algıladığımızda ve bunun ruhsal güzelliğinden zevk aldığımızda, yalnızca bu denli günaha vesile olan kibir ve korkudan doğan emniyetsizlikten özgür olmakla kalmaz, aynı zamanda bu vaatlerde bulduğumuz hazineyle birlikte değerlerimizde de dönüşüm yaşarız (1. Yuhanna 3:3).

Bu, Matta 7:22’deki ismen Hristiyanlarda eksik olan etkidir ve davranışlarının bu denli Tanrı’dan uzak olmasının sebebi budur. Gücü sevdiler ve Tanrı’nın onlara güç vermesini sevdiler. Ama Tanrı’yı sevmediler.

Bunu bir başka şekilde söyleyecek olursak, kurtaran imandan doğan tüm eylemlerde, Kutsal Ruh yalnızca kitabi gerçekleri algılamamızı ve onaylamamızı değil, aynı zamanda ruhsal güzelliği de idrak edebilmemizi ve benimsememizi sağlamaktadır. Kurtaran imanın olmazsa olmaz özü, “ruhsal güzelliği benimseme” durumudur ve yaşamlarımızı şekillendirecek ve son günde “aferin” sözünü kapacak olan şey de, işte bu benimseyiştir.

—John Piper

 

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/teoloji-ve-doktrin/tanrinin-vaatlerine-inaniyor-olmaniza-ragmen-kaybolmuslardan-olabilirsiniz/