Resim: Canva

“Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.”  — 1. Yuhanna 2:15-17

Canınız ne çekiyor? Aşermenin birçok şekli olabilir. Muhtemelen aklımıza gelen en yaygın istek yiyecek bir şeyler istemektir. Aşermeyle ilgili fark edebileceğiniz bir şey, genellikle sahip olamadığınız şeyleri arzulamanızdır. İstanbul’dayken bazen orada bulunmayan şeyleri arzulardım. İstanbul’dan ayrıldığımda ise kendimi Türkiye’den tanıdık tatları arzularken buldum. 

Diğer bazı özlemler özlenen deneyimler, arzular veya sahip olunan şeyler olabilir. Tüm bunları takıntı haline getirebiliriz. İnsanlar genellikle arzuları hakkında hayaller kurar, elde ederek mutlu olmayı dilerler. Bu inanılmaz derecede tatmin edici olmayabilir. Yemek tüm arzular için harika bir karşılaştırmadır çünkü hepimiz arzularımız en çok arzuladığımız şey tarafından tatmin edildikten sonra bile tekrar acıkacağımız gerçeğini deneyimlemişizdir. Bu durum yemek söz konusu olduğunda barizdir, ancak bizi tekrar aşermekten alıkoymaz. Bunun nedeni peşinden koştuğumuz şeylerin kalıcı olmamasıdır. Bu durum Kutsal Kitap’ta 1. Yuhanna’da şöyle anlatılır:  “Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.”  1. Yuhanna 2:15-17

Genellikle önümüzde duran şeyleri severiz. Eğer öncelikle dünyanın şeylerini seviyorsak, bunun nedeni vizyonumuzun ve kalplerimizin dünyanın şeyleriyle dolu olmasıdır. Bu şeyleri arzularız çünkü iştahımız bunlar üzerine kurulmuştur. Yuhanna’nın tarif ettiği senaryoda, dünya sevgisi kişiyi doldurur ve Tanrı sevgisini dışarı atar. Yaşamımızı, nereye dönsek gördüğümüz ve duyduğumuz başka şeylerle doldurduğumuzda, Tanrı’yı gözden kaybederiz. Yuhanna, “bu dünya yok olup gidiyor” diye yazar. Başka bir deyişle, kalıcı değildir. Geçicidir.

Bir arkadaşım bu bakış açısını “Her şey yanacak” diyerek reddederdi.  Bu, Yuhanna’nın kaybolup gittiğini söylerken tarif ettiği şeyi tanımlamanın daha sert bir yoludur. Yuhanna umudumuzu ve tatminimizi dünyaya bağlamanın geçici, gelip geçici doğasına değinmektedir. Bu ifadelerdeki ironi, bunları gerçek olarak kabul etme yeteneğinizin durumunuza bağlı olmasıdır. Eğer dünyaya dalmışsanız, bunları duyacak ve konuşmacıyı “eğlenceli değil”, “yargılayıcı” ya da “sadece beni kontrol etmeye çalışıyor” diye kınayacaksınız. Eğer Tanrı’dan işitiyorsanız, bu ifadelerde Baba’nın sevgisini görürsünüz. Tanrı size bunları kendi yararı için değil, bizim yararımız için söyler. 

Tanrı, boş ve anlamsız olan her şeyin peşinde bir yaşam sürmenin ne kadar zor olduğunu bilir. Tüm yaratılış boyunca, geçici tatminsizliğin solan gölgelerinin peşinde koşmanın ne kadar zor olduğunu defalarca görmüştür. Tanrı, bize olan sevgisiyle, bizi farklı bir şeyi arzulamaya çağırır. Tatminimizi solup gidenlerde değil, kalıcı olanlarda, sonsuzlukta bulmamızı ister. Tanrı’nın bize olan sevgisi, önemsizlikten ve bu dünya sevgisinden uzaklaşmamız için verilmiştir. 

Tanrı sevgisine doğru ilerleriz ki bu da bize bu dünyaya karşı doğru bir denge içinde olan bir sevgi verebilir. Bu, dünyayı Tanrı’nın ekonomisine göre görmemizi sağlar; burada ebedi şeylerin değeri önümüzdedir ve daha önce arzuladığımız her şeyin ortasında gözümüzün önünde saklanmaktadır. Bu bakış açısıyla onlar kaybolup gidecek ve biz de anlam, önemli ve kalıcı olan şeylere duyulan arzunun yürek çığlığını deneyimleyebileceğiz. O zaman her gün solmakta olan şeyleri bir kenara bırakabiliriz.


Neden İsa? Çünkü Tanrı tatminimizi solup gidenlerde değil, kalıcı olanlarda, sonsuzlukta bulmamızı ister.