fbpx

“Yıldızlara baktığımda, başka birini görürüm.” (Switchfoot müzik grubu)

Davut üç bin yıl önce Orta Doğu’da bir gece vaktinde gökyüzüne baktığında, gördüğü şey neredeyse nefesini kesti. Böylesine devasa bir manzara karşısında kendi küçüklüğünü ve Tanrı’nın tüm bunlardaki parmağını düşündüğünde, onu saran şaşkınlığı ifade edebilmek adına insana özgü olan bir şey yaptı: duyduğu huşuyu sanata döktü.

Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, oraya koyduğun ayı ve yıldızları, soruyorum kendi kendime: “İnsan ne ki, onu anasın ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?” (Mezmurlar 8:3–4)

“Gökler”, olağanüstü ışıkların o gizemli diyarı, insanlığı ilk günlerinden itibaren kendine hayran bırakmıştır. Bugün göklere baktığımızda gördüklerimize ilişkin anlayışımız, bilim ve teknolojideki gelişmelerden ötürü, o dönemdeki Davut’un anlayışını oldukça aşmaktadır. Davut gökler karşısında kendisinin ne denli küçük olduğunu ancak bir nebzeye kadar anlayabiliyordu. Oysa bizde huşu uyandıracak şeyler aşırı ölçüde daha fazladır. Daha fazlasını biliyoruz ama daha fazla hayranlık duyuyor muyuz?

Yıldızların Sessiz Vaazları

Yıldızlarla ışıldamakta olan gökyüzü konuşmaktadır. C. S. Lewis’in “dünyadaki en iyi mısralardan biri” (Reflections on the Psalms adlı kitabında geçmektedir) olarak gördüğü 19.Mezmur’da, Davut yine şöyle yazmıştır:

Gökler Tanrı’nın görkemini açıklamakta,

Gökkubbe ellerinin eserini duyurmakta.

Gün güne söz söyler,

Gece geceye bilgi verir.

Ne söz geçer orada, ne de konuşma,

Sesleri duyulmaz.

Ama sesleri yeryüzünü dolaşır,

Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır. (Mezmurlar 19:1–4)

Eğer gökler Tanrı’nın “ellerinin” eseriyse ve eğer gökler Tanrı’nın görkemini açıklıyorlarsa, bu sükunet içerisindeki vaizler bize ne anlatmaktalar? Onları yakından dinlemek adına, çoğunlukla hafife aldığımız bir harikayı kadrajımıza alabilmemiz için, David Blatner’ın Spectrums: Our Mind-Boggling Universe from Infinitesimal to Infinity adlı kitabından faydalandım.

Bildiklerimizin (ve Bilmediklerimizin) Tümü

Davut gökyüzüne baktığında, gördüğü şeyin bir kısmı güneş sistemimizin bir parçasıydı (güneş, ay ve aslında gezegen olan birkaç “yıldız”), bir kısmı Samanyolu Galaksimiz’in bir parçasıydı ve bir kısmıysa uzaktaki yıldızlar ve (muhtemelen) uzaklardaki diğer galaksilerdi. Davut’un bu göksel bedenlerin ne kadar devasa ve ne kadar uzakta olduğuna dair tek bir ipucuna bile sahip olması zordu.

Bize belirli bir bakış kazandırabilmek adına, Blatner şöyle yazıyor: “Eğer güneş sistemimiz … bir tuz taneciği boyutunda olsaydı, Samanyolu galaksisi bir futbol sahası büyüklüğünde olurdu.” Berrak, karanlık bir gecede görebildiğimiz o “sütlü” çizgiler (İngilizcede Samanyolu’nun birebir Türkçe karşılığı Sütlü Yol’dur), Samanyolu’nun sarmal kollarından birinde yer alan yoğun bir yıldızlar kümesidir – ve 1,000 ışık yılı kalınlıktadır! Bu yıldızlı kolların (ve içindeki bizlerin) etrafında döndüğü şeyse, bir süper büyük kara deliktir. Adı Sagittarius A’dır ve bizden yaklaşık 27,000 ışık yılı uzaklıktadır. Bilim insanları, galaksimizin yaklaşık 100,000 yıl genişlikte olduğunu tahmin etmektedirler.

Davut’un da yaptığı gibi çıplak gözle gökyüzüne baktığımızda, en fazla birkaç bin yıldız görebiliriz. Ama “teleskopla bakın, hesabını yapın ve Samanyolu’nda yaklaşık 200 milyarla 400 milyar arasında yıldızın olduğu görürsünüz.” Ne sayı ama! Ama komşumuz olan Andromeda galaksisinde trilyon veya daha fazla yıldız olduğu görünüyor.

Üstelik bu, kozmik buzdağının yalnızca görünen tarafı. Evrendeki toplam galaksi sayısına yönelik yapılan son tahminler 150 milyar ve 200 milyar arasıdır ancak Hubble Uzay Teleskobu, gerçek sayının bundan on kat daha fazla olabileceğini göstermektedir. Ayrıca yıldızların toplam sayısı söz konusu olduğunda, ne kadar olduklarını aslında bilmiyoruz. Yapılan tahminlerden biri, bu sayının yaklaşık 1 septilyon olduğudur (1’in yanında 24 tane sıfır anlamına geliyor) ve tüm bunlar, yarıçapı yaklaşık olarak 46 milyar ışık yılı olduğu tahmin edilen bir evrenin içerisinde.

Tüm bu bilgiler bizim bugüne dek insanlık olarak öğrendiğimiz şeyin yalnızca yüzeydeki kısmıdır ve bilim insanları bildiklerimizin bilmediklerimizin yanında devede tırnak kaldığını söylemektedirler.

Gökler Neyi Açıklıyor?

Peki eğer gökler Tanrı’nın görkemini açıklamaktaysa, neyi açıklıyorlar?

Yıldız ordularının sessiz vaazları üzerine bilimsel açıklamaları sunarak geçirdiğim saatlerden sonra, ilk olarak yapmak istediğim şey elimi ağzıma koymak. Eyüp’le bir olup, “Kuşkusuz anlamadığım şeyleri konuştum, beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri” (Eyüp 42:3) demek istiyorum. Tarifsiz önem taşıyan şeyi boş hâle getirmekten korkuyorum.

Bu görkemli habercilerin üç ana fikri ve bir de uygulama noktası yok. Hep birlikte Tanrı huzurunda “Yücesin!” (Mezmurlar 29:9) diye haykırıyorlar; hep birlikte Tanrı huzurunda “Kutsal, kutsal, kutsaldır, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, var olmuş, var olan ve gelecek olan” (Vahiy 4:8) diye haykırıyorlar. Bu yücelik karşısında verilecek uygun karşılığın, ben de ibadet dolu dualar olduğunu düşünüyorum.

GÖKLER ARACILIĞIYLA DUA ETMEK

Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, göklere baktığımda, mutlak yüceliği sana atfederek ben de yıldızlar korosuna ortak oluyorum. Davut’la bir olup haykırıyorum, “İnsan ne ki, bu soluk mavi noktayı kaplayan, devasa göklerdeki bu toz taneciği olan insan ne ki, onu anasın? Ayrıca ben kimim ki, kendi küçük evrenimdeki kaygılar içerisinde sık sık kaybolan ben kimim ki, koca evreni tek bir kelimesiyle yaratan sana karşı tek bir kelime edebileyim? Gerçekten de, ‘senin gibisi yoktur’” (Mezmurlar 86:8).

Yarattığın göklere baktığımda, senin gibi böylesi bir bilgeliğe sahip olan başka hiç kimsenin olmadığını beyan ettiklerini duyuyorum. Çünkü sen, ey Rab, “gökleri akıllıca yerleştirdi[n]” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:19), “yıldızların sayısını belirler, her birini adıyla çağırır[sın]” (Mezmurlar 147:4) ve her birine kendi görkeminden farklı farklı yönler bahşettin (1.Korintliler 15:41). Senin bilgeliğinin bizimkinden sınırsız ölçüde daha büyük olduğunu beyan ediyorlar: “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir” (Yeşaya 55:9). Böylesi bir bilgelik karşısında, kendi anlayışıma budalaca bel bağlayışımdan tümüyle tövbe ediyorum (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:5).

Yarattığın göklere baktığımda, senin gibi böylesi bir kudrete sahip olan başka hiç kimsenin olmadığını beyan ettiklerini duyuyorum. Çünkü “gökler RAB’bin sözüyle, gök cisimleri ağzından çıkan solukla yaratıldı” (Mezmurlar 33:6). Yalnıza sen, “yıldızları sırayla görünür kılıyor, her birini adıyla çağırıyor[sun]. Büyük kudreti[n], üstün gücü[n] sayesinde hepsi yerli yerinde duruyor” (Yeşaya 40:26). Evet, “ya RAB, büyüklük, güç, yücelik, zafer ve görkem senindir. Gökte ve yerde olan her şey senindir. Egemenlik senindir, ya RAB! Sen her şeyden yücesin” (1.Tarihler 29:11). Her şeye yeten bu gücün karşısında, insan gücüne budalaca güven duyuşumdan tümüyle tövbe ediyorum (Mezmurlar 118:8).

Yarattığın göklere baktığımda, senin halis enginliğini beyan ettiklerini duyuyorum çünkü sen “en göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın” (1.Krallar 8:27). Ayrıca gökler senin mukayese edilemeyecek yaratıcılığını beyan ediyorlar çünkü “evren Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldı, böylece görülenler görünmeyenlerden oluştu” (İbraniler 11:3). Ayrıca senin üstün yetkini beyan ediyorlar çünkü “her şey [senin] aracılığı[n]la var oldu, var olan hiçbir şey [sensiz] olmadı” (Yuhanna 1:3). Ayrıca senin mutlak hâkimiyetini (Mezmurlar 115:3), senin doğruluğunu (Mezmurlar 50:6), senin sadakatini (Yaratılış 15:5–6) ve senin sonsuz sevgini (Mezmurlar 136:9) beyan ediyorlar. Böylesi bir yücelik karşısında, kendi budala ve bencil gurumdan tövbe ediyor ve diz çöküp aracılığıyla evrenin yaratıldığı (Yuhanna 1:3) ve beden almış Söz olan İsa Mesih’in (Yuhanna 1:14) “Baba Tanrı’nın yüceltilmesi için Rab olduğunu” açıkça söylüyorum (Filipililer 2:10–11).

Galaksilerden Daha Değerli

Davut gözlerini kaldırıp göklere baktığında, şu anda bildiğimizi, yani evrenin akla sığmayan kapsamını bilmiyordu. Ayrıca “insan ne ki, onu anasın ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?” diye sorduğunda (Mezmurlar 8:4), şu anda bildiğimizi, yani Tanrı’nın bize beden alan İsa’yı “günahlarımızı bağışlatan kurban olarak” gönderirken sergilediği ilgisinin akla sığmayan kapsamını da bilmiyordu (1.Yuhanna 4:10).

Gökler bize İsa’nın aramıza geldiğini veya bunu niçin yaptığını söylemez. Yalnızca Kutsal Yazılar’ın özel vahyi bize bunu söyler. Ama gökler sessiz bir haykırışla, kelimenin tam anlamıyla tüm dünyaya, Yaratıcımız’ın ve Kurtarıcımız’ın “sonsuz gücü ve Tanrılığı” hakkında görkem dolu şeyler söylemektedir (Romalılar 1:20).

Yaratılışın ve kurtuluşun içerisindeki her şey bizde korku ve şaşkınlık uyandıran şeylerdir. Bu şeylere ne kadar yakından bakarsak, hepsi o kadar korkutucu ve harika görünür. Bir çocuk güneşten, aydan, yıldızlardan ve İsa’nın boş mezarından zevk alabilir. Ancak bilginler böyle görkem dolu şeylerin derinliğini asla kavrayamayacaklardır. Ama hem çocuklar hem de bilginler benzer şekilde şunda teselli bulabilirler: Sekstilyon yıldızın sayısını ve bir su damlacığındaki sekstilyon molekülü bilen Tanrı, bizi biliyor ve bizi hatırlıyor.

Tanrı bir şeyin değerini veya önemini o şeyin büyüklüğüne göre değil, kendi yaratıcı tasarısına göre değerlendirmektedir. Çarmıh, bize Tanrı’nın bizi umursamakta olduğu gerçeğini galaksilerin yapamadığı bir biçimde hatırlatmaktadır. Öyleyse siz onlardan ne kadar daha değerlisiniz?

—Jon Bloom

 

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/ogrenci-yetistirme/milyarlarin-sessizligi-yildizlarin-sagir-edici-vaazlari/