fbpx

Resim: Daniel Chetroni

Hemen hemen her dinde kurban ya da sunular var. Belki bu kurbanların farklı farklı amaçları var ama varlığı inkâr edilemez. Çeşitleri basit tahıl sunularından iğrenç çocuk kurbanına kadar uzanır. 

Eski Antlaşma’da çeşitli sunular vardı: yakmalık, tahıl, esenlik, günah ve suç sunuları.  Levililer 1-7’de bu sunuların nitelikleri, sunumları veriliyor. Sunuları amaçları her zaman açık olmasa da, insanların günahları arındırmak, Tanrı ile insanlar arasındaki ilişkiyi onarmak, Tanrı’ya tapınmanın bir yolu olarak insanın adanmışlığını göstermek, Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi onurlandırmak, Tanrı ile insan arasında paydaşlık sağlamak, kutlayanların sevinci gibi amaçlar tahmin edilebilir.   

Bu kurbanların en önemli unsuru bir kelime ile özetlenebilir: Kefaret. Kefaret nedir?   Aslında bu Türkçe sözcüğün kökeni İbranicedir. İbranice “kippir” fiilinin anlamını Hullinger iyi açıklamıştır.1 Kefaretin bir kullanımı “örtmek”tir ve Arapça köküne benzer. Başka bir kullanımı da “fidye ile gazap yatıştırmak”tır. Bir diğer anlamı da “arındırmaktır.” Hullinger’in argümanları, hem İbranice sözdizimine ve gramere hem de bağlama dayanır. Levililer’de “gazap yatıştırma” olmasına rağmen, “arındırma/paklanma”nın daha kapsamlı bir anlamının olduğunu ve gramere daha uygun olduğunu düşünür. Yahve’nin İsrail halkı “arasında” olması ve halkın günahtan “kirlenmiş” olması “kefaret”i gerektirmektedir.  

Günlük sunuların yanı sıra, önemli  günler için belirlenmiş sunuların sunulması inancın gereği olarak Yahve tarafından İsraillilere buyrulmuştur ve hep toplumun bir parçası olmuştur (örneğin, Tapınağın adanmasını anlatan şu ayetlere bakınız, 1.Krallar 8:62-63). 

Günümüzde ise ilginç bir durum göze çarpar. Madem Hristiyanlık Yahudiliğin devamıdır, bu iddiadaki Hristiyanlar neden sunu sunmuyor, kurban kesmiyorlar? Çünkü aradaki fark barizdir; Eski Antlaşma döneminde devamlı sunu sunuluyorken, şimdi hiç sunu sunulmamaktadır.  

Cevap bir kişide saklıdır: İsa Mesih!   

Eski Antlaşma’da bir peygamberlik sözü vardır Yeşaya 53’te. “Tanrı’nın kulu” adında biri gelecek, İsrail’in, hatta dünyanın günahları uğruna ölecektir. İnsan kurban etmeyi “pagan” olarak kabul eden bir dinde böyle bir şeyden nasıl söz edilir? Bir insan başka insanların günahları için ölebilir mi? Kendisi için ölür de, başkalar için ölemez herhalde. Ama bu kul insanlardan farklı biridir! Şu ayetlere bir bakalım: 

“Oysa, bizim isyânlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık, her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.” (Yeşaya 53:5-6) 

Bu Tanrı’nın planıydı!  

 “Ne var ki, RAB onun ezilmesini uygun gördü, acı çekmesini istedi.
Canını suç sunusu olarak sunarsa soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak.
RAB’bin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek.
Canını feda ettiği için gördükleriyle hoşnut olacak.
RAB’bin doğru kulu, kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak.
Çünkü onların suçlarını o üstlendi.” (Yeşaya 53:10-11) 

Tanrı’nın planı, tüm sunuların yerine geçen tek ve etkin bir kurban sağlamaktı! Bunu İbraniler 9:1-10:18’de yazılanlardan anlıyoruz. Ama oraya geçmeden önce başka ayetlere bakalım, temeli görelim. 

İsa kendisinin ölüp dirileceğini biliyordu ve bu konuda peygamberlikte bulundu. Markos 8:31 vd., 9:30 vd. ve 10:32-45 ayetleri bu konuyu iyice anlatır bize. İsa’nın öğrencileri bunu anlamadı o dönemde, hatta O’nun ölmesini istememişlerdi. İsa ilk gelişinde halkın “beklediği Mesih” olmak yerine, “kurtuluşun temelini” hazırlamıştır. 

Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İsa’nın ölümünü ve dirilişini vurgulamışlardır. Tabii ki İsa’nın öğretişlerine de yer vermişler, O’nun hayatını izlenmesi gereken bir örnek olarak sunmuşlardır (örneğin Markos 8:34-38, Yuhanna 13:15). Ama en önemli olgu İsa’nın ölümü ve dirilişidir. Hatta Markos’un üçte biri İsa’nın ölmeden önceki son haftasını anlatır. 

Peki neden böyle oldu, neden bu kadar vurgu yapıldı bu konuya? Aslında siyasi sebepler var (farklı, başka bir kral dünyaya geldi!) ama dini sebepler baskındır. İsa’nın ölümü ve dirilişi, kurtuluş ve bağışlanma sağlar. 

Romalı ve Yahudi tarihçiler İsa’nın ölümünü kabul eder. Mesela Tacitus ve Yahudi kaynaklar (ikisi de Hristiyanlık düşmanı olmasına rağmen!) İsa’nın ölümünü kabul ettiler. Josephus Antiquities (18.63-64), Talmud Sanhedrin (43a), Tacitus Annals (15.44) bunlara birkaç örnektir. Ayrıca bu konuda son derece iyi bir değerlendirme için Steven Waterhouse’un Jesus and History2 kitabına bakınız.  

Bu ölüm sadece bir insanın ölümü değildir. İsa tam ve gerçek Tanrı’dır, aynı zamanda tam ve gerçek insandır (Romalılar 9:5; Yuhanna 1:1-18; Koloseliler 1:15-20; Filipililer 2:5-11; Yuhanna 8:58 ve 10:30; 1.Yuhanna 1:1-4 İsa’nın mucizeleri O’nun yetkili olduğunu, Tanrı’nın yetkisine sahip olduğunu gösterir). İsa bizim için öldü! 

Tüm bunlara baktığımızda, İsa’nın ölümü ve dirilişi dediğimizde, tarihte gerçekleşen bir olaydan söz ettiğimizi tekrar görüyoruz. Bu olay İsa’dan yüzyıllar öncesinden bildirildi, İsa’nın sözleri de bu olayı öngördü, görgü tanıkları (Matta, Markos, Yuhanna) bundan bahsetti (Luka da detaylı araştırmasıyla aynı sonuca vardı). Bütün bunlar İsa’nın “kurban” olduğunu gösterir.  

Ama önemli bir nokta kaldı; özellikle “Hristiyanlar neden kurban kesmiyorlar” sorusunun cevabı. Bunun cevabı İsa’nın ölümünün sonuçlarında saklıdır. Kısa bir liste çıkartalım:  

  • Her bir günah bağışlanmıştır (Efesliler 1:7).  
  • Hiçbir şey bizi İsa’nın ölümünde iyice gösterilen Tanrı’nın sevgisinden ayıramaz (Romalılar 5:8).  
  • Mesih İsa bizim yerimize ölerek bizim hak ettiğimiz her şeyi (gazap, ceza) kendisi üstlendi (1.Petrus 2:24, 3:18). 
  • İsa’nın bu ölümü ve dirilişi, bize paklık ve Tanrı’nın huzuruna çıkma ayrıcalığını sağladı (İbraniler 10:19-22).    

İbraniler 10:1-18’de savunulan gerçekler karşı koyulamaz derecede somuttur. Nesnel ve tam bir kefaret sağlamayan kurbanların her yıl kesilmesi gereklidir. Ama tam bir kefaret sağlayan, insanı sonsuzca kutsal kılan, arındıran ve yetkinleştiren (cennete girmeye yeterli kılan) bir kurban varsa, başka bir kurbana ihtiyacımız yoktur. 

İsa’nın ölümü ve dirilişi, mesajımızın çekirdeği ve hayatımızın odak noktası, İsa’nın yüceliğinin bir ifadesi ve O’na tapınmamızın önemli bir nedenidir. 

Tüm bu gerçekler, bereketler elimizdeyken, neden başka bir kurban kesmek gereği veya ihtiyacı duyalım? Bunları bile bile kurban sunmaya devam etmek, İsa’nın ölümü yetersiz bulmak anlamına gelir, tam bir ihanettir.

Ken Wiest 


https://www.e-manetdergi.org

Sonnotlar

1 Jerry Hullinger, “The Problem of Animal Sacrifices in Ezekiel 40-48”, Bibliotheca Sacra 152 (July- September 1995), s. 279-289.

2 Steven Waterhouse, Jesus and History (Amarillo, Teksas: Westcliff Press, 2009).