fbpx

Günümüzün en popüler iddialarından birisi, Yaratılış Kitabı’nda bulunan anlatının aslında daha eski olan Sümer medeniyetinden bir kopya olması iddiasıdır. Buna göre Tevrat’ın yazarı Sümer mitlerini tekrarlamakata ve bu da Tevrat’ın “Tanrı Kelamı” olmaktan ziyade bir mit koleksiyonu olduğunu göstermektedir. Peki Bu görüş doğru mu? Anlatı bilimle çelişmekte mi? Bu soruları cevaplarken dünya’nın en eski medeniyetleri olarak kabul gören Sümer, Mısır, Çin ve Hint yaratılış öykülerini karşılaştıracağız.

Her bir hikayenin özetini okumadan önce, şunu belirtmekte fayda var: tüm eski yaratılış hikayeleri benzer unsurlar taşıyor. Hepsinde;

1. Dipsiz kaos sularından çıkan kozmik bir yumurta veya höyük bulunmaktadır.

2. Yumurta veya höyük çatlar ve bir enerji veya ışığın boşalmasıyla aydınlık karanlıktan ayrılır;

3. Daha sonrasında sırasıyla gökyüzü sulardan ayrılır, toprak ortaya çıkar ve sulardan ayrılır.

4. Sonrasında güneş ve ay oluşur, topraklar bitki türetir ve havyanlar ortaya çıkar. En sonunda ise;

5. İnsan kilden meydana gelir ve kendisine hayat soluğu üflenir.

Tevrat’ın yaratılış anlatısı benzer unsurlar sergilemektedir: Yaratılış öncesi engin karanlıklar ve sular mevcuttur, yeryüzü şekilsizdi (1:1-2) Işığın yaratılışın ilk unsuru olması ve karanlıktan ayrılması (1:3) Gökyüzünün sulardan ayrılması (1:6-8) Toprağın ortaya çıkması (1:9-10) Topraktan bitkilerin yeşermesi (1:11-12) Güneş ve ayın ortaya çıkması (1:14-15) Hayvanların yaratılması ve en sonunda topraktan yaratılan ve hayat soluğu ile can bulan ilk insanın yaratılışı (1:20-27).

Yaratılış anlatılarının tüm eski kavimlerde hemen hemen aynı olması son derece ilginçtir. Bu hikaye sadece Sümer’de mevcut olsaydı Tevrat’ın belki de Sümer’den basit bir kopya veya en azından esinlenmiş olduğunu söyleyebilirdik. Fakat birçok anlatının aynı unsurları taşıması aslında Tevrat’ın tüm kavimlerde yer alan ortak bir anlatıyı aktardığını göstermektedir.

Bunu demişken, şunu belirtmekte fayda var. Yaratılış anlatısının birincil amacı bilimsel bir açıklama sunmaktan ziyade teolojik bir vurgu yapmaktır. Tüm eski kavimlerin hikayesi çok tanrılı bir düzene dayalı iken Tevrat’ın anlatısını ayrı kılan şey tek tanrılı bir yaratılışın altını çizmesidir. Musa’nın burada yaptığı şey dolaysıyla dönemin yaratılış anlatılarının aslında tek bir Tanrı’dan kaynaklandığını göstermektir. Bunun yanı sara Tevrat’ın anlatısında doğa güçleri birer ilah olarak yer bulmaz. (Deniz, güneş, ay, vs…). Her biri olduğu gibi isimlenir. Dolaysıyla dönemin görüşlerine göre son derece seküler bir bakış açısı sunar. Kaldı ki mitlerde ve Yaratılış bölümü arasında kullanılan dil ve üslup hemen hemen birbirine zıttır. Mitlerde tanrılar sarhoş olup ilişkiye girirler. Anlatı son derece sürrealist ve fantastik detaylarla doludur. Yaratılış bölümünde ise kullanılan ton ve üslup fantastik veya fantezilerle dolu değil. Aksine, gerçekçi, hayale kapılmayan, realist bir perspektif sergilemekte. Tevrat bir bilim veya astronomi kitabı olmaktan ziyade bir ilahiyat ve tarih kitabıdır. Dolaysıyla amacı bilimsel bir açıklamadan ziyade ilahi ve tarihi bir açıklama sunmaktır. Yaratılış anlatısının bilimle çeliştiğini söyleyen (mesela güneş ve ayın 4. günde yaratılması gibi…) maalesef bu ayrımı yapamamaktadır. Çünkü bu dizilişler sadece Tevrat’ta değil bütün eski anlatılarda bulunmakatadır, ve bu dizilişler bilimsel açıklamalar olmaktan ziyade edebi kalıplar ve sıralamalardır.

Bu ortak noktaları belirlemişken şimdi teker teker özet olarak bu hikayeleri inceleyelim:

SÜMER: Zamanın başlangıcında sadece karanlık ve kaos denizi olarak bilinen tanrıça Nammu vardı. Kendisi Anki’yi doğurttu. Anki içinde hem yeryüzü hem de gökyüzünü barındıran bir höyük veya dağ idi. Anki Enlil’i (hava/rüzgarı) dünyaya getirdi. Enlil Anki’yi iki tanrıya böldü: An (gökyüzü) ve Ki (yeryüzü). Sonrasında Enlil ay tanrısı Nanna’yı yarattı. Nanna ise güneş tarısı Utu’yu yarattı. Enlil ve Ki ilişkiye girer ve böylece Enki oluşur. Enki bitkilerin ve doğanın tanrısıdır. Enki Fırat ve Dicle’yi yaratır. Akabinde balıklar ve ilk hayvanlar oluşmaya başlar. Bu sırada semada tanrılar büyük bir şölen yapar. Sarhoş olurlar ve insanları yaratmaya karar verirler. Buna göre insanlarda kilden yapılmış olur.

MISIR: Mısır Mitolojisinde birkaç yaratılış hikayesi mevcuttur. Bunların arasında en popülerleri Memphis ve Heliopolis yaratılış hikayeleriydi. Memphis anlatısında dünyayı ve evreni yaratan ilah Ptah idi. Ptah adındaki ilah insanları ve evreni yüreğinin gücü ve konuşmasıyla yaratmıştır. Mısır inancında yürek, düşüncelerin merkezidir. Heliopolis anlatısında ise yaratıcı tanrı Atum’dur. İlk başta bunlar bir çelişki olarak görünse de, Mısırlılar bu hikayeleri çelişki olarak değil birbirini tamamlayan unsurlar olarak görmekteydiler. Buna göre hikayeyi şöyle özetleyebiliriz;

Başlangıçta Nu olarak bilinen karanlık kaos denizi mevcuttu. Ptah düşünce gücüyle Atum’u yaratır (bir höyük veya kozmik yumurta şeklinde…). Sonrasında Atum hapşırır ve böylece Şu (hava) ve Tefnut (nem) ortaya çıkar. Şu ve Tefnut ilk önce karanlığı ışıktan ayırır. Sonrasında ilişkiye girerek Geb (yeryüzü) ve Nut’u (gökyüzü) yaratır. Nut güneşi yaratır. Şu ve Tefnut kaybolur, Amun onları aramaya çıkar ve bulamadığından dolayı ağlamaya başlar. Gözyaşları toprağa temas eder ve böylece insanoğlu meyadana gelir. Bir başka anlatıya göre ise Khnum adındaki tanrı çömlekçi çarkında, insanı yaratır ve hayat soluğu üflendikten sonra insanoğlu canlanır.

HİNT: İlk başta ilkel deniz mevcuttu. Bu denizden kozmik bir yumurta çıkar. Yumurta çatlar, enerji boşalır ve böylece Vişnu ortaya çıkar. Vişnu uyuya kalır. Uyandığında altında kocaman bir lotus çiçeği belirir. Lotus çiçeğinin içinden Brahma ortaya çıkar. Vişnu Brahmaya yaratılışı başlatması için emir verir ve sonrasında ortadan kaybolur. Brahma lotus çiçeğini üçe böler. Böylece gökyüzü, yeryüzü ve hava/nem oluşur. Sonrasında Brahma sırasıyla bitkileri ve hayvanları yaratır. Brahma yorgun düşer ve dinlenir. Bu sırada içinden kendisine benzeyen bir varlık çıkar. Bu varlık ilk insan olan Manu’dur.

ÇİN: Başlangıçta kocaman bir kaos yumurtası mevcuttu. Bu yumurta’nın içinde zıtlar, yani ying ve yang karışmış şekildedir. Yumurta çatlar ve içinden Ejderha şeklini almış Pangu çıkar. Pangu zıt kavramları ayırmaya başlar: ışık-karanlık, soğuk-sıcak, kuru-ıslak. Böylece yeryüzü şekil almaya başlar. Pangu dağları, denizleri, ırmakları yaratır. Aradan 18.000 yıl geçer ve Pangu yorgunluktan ölür. Öldüğünde, kafatası gökyüzünü oluşturur, saçlarından bitkiler ortaya çıkar, kemikleri inci olur, gözleri ay ve güneş olur, vs. Pangu’nun ölümüyle birlikte Nuwa adında bir tanrıça doğar. Nuwa kendisini yanlız hisseder ve konuşmak ve fikirlerini paylaşmak için bazı varlıklar yaratmaya karar verir. Nuwa sarı nehrin kıyısında bulunan çamura şekil verir ve onlara hayat soluğu üfler. Böylece insanlar ortaya çıkmış olur.

SONUÇ: Görüldüğü gibi Tevrat’ın Sümer’den kopya olduğunu iddia etmek son derece saf ve amatörce kurgulanmış bir iddiadır. Musa’nın Yaratılış 1.bölümü yazarken amacı bilimsel bir açıklama sunmaktan ziyade, tek tanrılı bir yaratılış düzeninin altını çizmektir. Buna göre tüm eski kavimlerde bulunan yaratılış hikayesinin ortak unsurlarını yansıtır fakat çok tanrılı bir açıklama sunmaktan ziyade tek tanrılı bir açıklama sunar. Bunu yaparken de sürrealist ve fantastik bir üslup kullanmaktan ziyade–özellikle dönemin edebiyatını göz önünde bulundurduğumuzda- son derece gerçekçi, hayale kapılmayan, seküler ve dünyevi bir ton ve üslup kullanmaktadır. Tarihsel bağlamları göz önünde bulundurursak Musa’nın Yaratılış 1 bölümündeki aktardığı mesajı basittir: “Siz (çok tanrıcılar) dünyanın birçok ilahın fantastik eylemleriyle ortaya çıktığını söylüyorsunuz, fakat işin aslı tek bir Tanrı’nın dünyayı ve doğa güçlerini yaratmış ve tetiklemiş olmasıdır.” Bu mesaj tarihle çelişmektense, tarihle uyumlu bir mesajdır. Nitekim Ebla’da keşfedilen en eski yaratılış tableti tek Tanrılı bir başlangıcı deteklemekte ve en eski Sümer yaratılış hikayesini içeren tabletten (Eridu Genesis) 700 sene daha eskidir. (Ebla tabletiyle ilgili makalemizi de okumanızı tavsiye ederiz)

© Kutsal Kitap ve Arkeoloji


 

KAYNAKÇA:

  • Bratton, Fred Gladstone. “Myths and Legends of the Ancient Near East.” Thomas Y. Crowel. New York 1970, sf. 173.
  • Leeming, David Adams. “Creation Myths of the World: An Encyclopedia, Second Edition.” Abc-Clio. Santa Barbara, 2010, sf. 82-86, 102-106, 142-148, 247-249.
  • Shea, William H. “A Comparison of Narrative Elements in Ancient Mesopotamian Creation-Flood stories with Genesis 1-9.” Origins 11(1):9-29 (1984). http://www.grisda.org/origins/11009.htm
  • Resim: https://www.nasa.gov/image-feature/goddard/2019/hubble-peers-at-galactic-cherry-blossoms