fbpx

Günahların affına … inanıyorum (Elçilerin İnanç Açıklaması)

Roma’da hâlâ zayıf durumda olan kilisenin üzerine korkunç bir fırtına çöktü. İmparator Hristiyanların yakalanmasını, kitaplarının yakılmasını ve kiliselerinin yıkılmasını emretmişti. Yalnızca Tanrı’ya karşı çıkan ve Roma ilahlarına kurbanlar sunan kişiler kurtuldu. Birçok kişi korkuyla diz çöktü, elleri kan içindeydi. Bazıları hatta din adamıydı.

Ama Daniel gibi, birçokları tek bir ilahtan başka herhangi bir ilaha diz çökmeyi reddetti. Bu yaşamda sahip olabilecekleri her türlü haktan feragat ettiler; “daha iyi ve kalıcı bir mal” sahibi olduklarını biliyorlardı (İbraniler 10:34). Bazıları her şeyini kaybetti. Özgürlüklerini, mallarını, ailelerini ve nefeslerini dahi kaybettiler. İsa’ya bağlılık yemini ettiklerinden dolayı idam edildiler. Diğerleri hapishanelerden izlediler ve ağladılar. Sıranın kendilerinde olabileceğini biliyorlardı. Şehit edilen sevdiklerinin kanı, yüreklerinde acı dolu lekeler bıraktı.

Sonra, fırtına sonrasındaki beklenmedik sessizlik gibi, zulüm duruldu. Hristiyanlık Roma’da bir kere daha hoşgörüyle karşılanıyordu. Ateşler azalınca ve tehlikeler uçunca, İsa’ya ihanet etmiş olanlar, görünüşte Yahuda’nın oğulları ve kızları olanlar kilisede yine meydana çıktılar. Kilise ne yapacaktı? Denenmeler ve hatta ölüm tehditlerine dayanmış olanlar, onları terk etmiş ve Mesih’i inkâr etmiş olanları geri kabul etmeli miydiler? Nitekim İsa bizzat şu uyarıyı yapmıştı: “İnsanların önünde beni inkâr edeni, ben de göklerdeki Babam’ın önünde inkâr edeceğim” (Matta 10:33). Hainler, hainler bile, affedilebilir mi?

Kim Affedilebilir?

Dördüncü yüzyıldaki o hassas, rahatsız edici, değişken ikilem, sonunda Elçilerin İnanç Açıklaması’na iki ilave sözcüğün eklenmesine vesile oldu. Günahların affı bildirgenin ilk versiyonlarında, belki yüz yıldan fazladır yoktu. Sonrasında da o erken dönemdeki imanlılar günahın ve merhametin daha derin, daha rahatsız edici sularına inmek zorunda kaldılar.

Bazıları vazgeçenlerin affedilemez, kurtarılamaz, lanetlenmiş olduğu konusunda ısrar etti. Diğerleriyse hararetle, çarmıhın dibindeki kan çeşmesinin bunu bile, bunları bile yıkayıp örtebileceğini beyan etti. Sonunda, Ben Myers’e göre, kilise şu karara vardı:

İsa öğrenciliğindeki düşüşler –toplum önündeki fena düşüşler bile– bir kişiyi Tanrı lütfundan hariç tutmaz. Augustinus’un ruhsal elitizme karşı verdiği birçok vaazından birinde ısrar ettiği gibi: “Hiç kimseden, asla umudumu kesmemeliyiz.” (The Apostles’ Creed, 115)

İman ve tövbe aracılığıyla, Mesih’i terk etmiş olanlar Mesih’e buyur edildi ve akıl almaz olan şeyi duydu: “Çok olan günahlarınız bağışlandı” (bkz. Luka 7:47). Böylece, kilise inanç açıklamamıza merhamet dolu, kalıcı ve skandal niteliğinde bir kazık çaktı: Başkaları –kendi gözündeki merteği görmeyen, kendisini doğru görüp taş atmaya ve düşüşlerinden dolayı kardeş günahkârları gözden çıkarmaya hazır olan başkaları– bu taşkın merhametten geri dursa da, biz günahların affına inanıyoruz.

Günahların Affı Nedir?

Günahların affı nedir? Dışarıdan basit görünse de, bu kelimeler üç derin gerçeği temsil etmektedir: İlk olarak, insan, her insan, günahın kölesidir. “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok” (Romalılar 3:10). “İyilik eden yok, tek kişi bile!” (Romalılar 3:12). Tümüyle yozlaşmış durumdayız. İkinci olarak, günahımız Tanrı’nın haklı gazabını hak etmektedir. Tanrı, eğer kötülüğümüzü mazur görüyor veya görmezden geliyorsa, Tanrı olamaz. Yargı yerini bulmalı ve bulacak. Üçüncü olaraksa, tüm inananlar ve tövbe edenler için, yargı hâlihazırda yerini bulmuştur. Mesih’te, Tanrı “bütün suçlarımızı bağışladı. Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı” (Koloseliler 2:13-14).

Günahkârlığımızın dibini ve affedilişimizin zirvesini görebileceğimiz birçok metni ele alabilirdik ama özellikle Mika 7:8-9, yıllar içerisinde değerli bir rehber olmuştur.

Halime sevinme, ey düşmanım!
Düşsem de kalkarım.
Karanlıkta kalsam bile RAB bana ışık olur.
RAB’be karşı günah işlediğim için,
O’nun öfkesine dayanmalıyım.
Sonunda davamı savunup hakkımı alacak,
Beni ışığa çıkaracak, adaletini göreceğim.

İNSANIN GÜNAHKÂRLIĞI

Rab’be karşı günah işlediğim için…

“Günahların affına inanıyorum” diye ikrar ettiğimizde, kendi günahkârlığımızı ve affedilmeye olan ihtiyacımızı ikrar etmiş oluyoruz. Bu, Hristiyanların inandığı en tartışmalı ve en güzel gerçeklerden biridir. Adem aracılığıyla, günah ve ölüm bir virüs gibi gerideki herkese, bir kişi hariç, bulaşmıştır. Hepimiz Kral Davut’la şöyle deriz: “Nitekim suç içinde doğdum ben; günah içinde annem bana hamile kaldı” (Mezmurlar 51:5). Günahta doğmuş olarak da, günahımız içinde ölüyüz (Efesliler 2:1). Mesih’ten yoksun bir durumda ruhlarımızın ne kadar kötü ve çaresiz olduğunu ne kadar vurgulasak azdır.

Affedilme vaadini almak şöyle dursun, bu vaadi anlamak için, kendimizi perişan hâldeki günahkârlar olarak görmemiz gerekir. “İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etme[nin] olanaksız” olduğunu (İbraniler 11:6), inanmadan önce işlediğimiz iyi eylemlerin bile aslında günah olduğunu (Romalılar 14:23) fark etmemiz gerekir. Bir nevi aldığımız her nefes günahtı ve günaha kulluk ediyorduk. Üstelik Tanrı müdahale etmemiş olsaydı, bizi yaşamdan ve umuttan yoksun bir biçimde cehenneme sürükleyecekti.

TANRI’NIN GAZABI

O’nun öfkesine dayanmalıyım…

Eğer tövbe etmemiş ve inanmamış olsak, cehennem mübalağa bir karşılık olmazdı. Uygun, adil, hatta iyi olurdu. Tanrı’nın gazabı asla hesapsız veya hatalı bir biçimde düşmez. Rab’bin öfkesini hak ediyoruz. “Günahın ücreti ölüm” (Romalılar 6:23), hayal edemeyeceğimiz veya dayanamayacağımız bir ölümdür. Yalnızca yok olmak değil, aynı zamanda o kadar karanlık, korkutucu, eziyet edici bir varoluştur ki, keşke yok olsak diye yalvarırdık (Luka 16:24). “Günahların affına inanıyorum” diye ikrar ettiğimizde, Tanrı gazabının doğru, kutsal adaletini beyan etmiş oluyoruz.

Günahtan dönmeyi reddedenler, kendi kötü isyanlarının adil ve korkunç karşılığını alacaklardır. “Böyleleri Rab’bin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılacaklar” (2. Selanikliler 1:9). Daniel’in sözünü verdiği gibi, “Yeryüzü toprağında uyuyanların birçoğu uyanacak: Kimisi sonsuz yaşama, kimisi utanca ve sonsuz iğrençliğe gönderilecek” (Daniel 12:2). “Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tütecek” (Vahiy 14:11). Affedilmek mümkün olmasa, geleceğimiz böyle olurdu.

GÜNAHLARIN AFFI

Sonunda davamı savunup hakkımı alacak…

Ama Mika’nın cümlesi –Mesih’e ait olanlar için– öfkeyle bitmiyor. “O’nun öfkesine dayanmalıyım” diyen Mika, şöyle yazıyor: “Sonunda davamı savunup hakkımı alacak.” Yani, bana karşı değil, “benden yana” olacak. Bizi haklı olarak reddedilecek, utandırabilecek, bize eziyet edebilecek, hatta bizi yok edebilecek olan Tanrı, bunların aksine bizi savunmaktadır. Mesih’te, davamızı kendi tahtının önünde, kendi adaleti, kendi haklı gazabıyla savunmaktadır. Affedilmek mümkündür çünkü çarmıhta, Tanrı’nın yüceliğini daha da açıklamak için, Tanrı’nın merhameti Tanrı’nın gazabıyla buluşmuştur. “Adım uğruna öfkemi geciktiriyorum. Ünümden ötürü kendimi tutuyorum” (Yeşaya 48:9).

Bizzat İsa’nın adıyla bize şu vaat yapılmıştır: “Halkını günahlarından O kurtaracak” (Matta 1:21). O daha doğmamışken, Tanrı kendi halkının “günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarını” bildirmişti (Luka 1:77). Otuz yıl sonra, Mesih bu kurtuluşu “günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan” kendi kanıyla ödedi (Matta 26:28).

Sonra da arkasında kendi öğrencilerini, bugün bile, bir görevle bıraktı: “Günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak” (Luka 24:47). Dolayısıyla kim olursanız veya ne yapmış olursanız olun, O’nu ne kadar ciddi veya kaç tane insan içinde yüzüstü bırakmış olursanız olun, Mesih’te bağışlanabileceğinizi ikrar ediyor ve buna tanıklık ediyoruz. O’nun kanından başka hiçbir şey sizi temiz kılamaz. Ama şunu bilin: Bu dünya veya kendi şüpheleriniz ne diyor olursa olsun, O’nun kanı sizi kesinlikle temiz kılabilir. Affedilmek bir hayli mümkündür.

İptal Kültüründe Affetme

Affedilme vaadi ne kadar basit ve tanıdık görünse de, affın gizeminin ve harikasının günümüzle bu kadar alakalı olduğu başka bir zaman var mıydı? Bizler, en azından Amerika’da, bir affetmeme vebasının acısını çekmekteyiz. İptal kültürümüz heyecanlı ve berbat bir şekilde bir sonraki ayak kayması, bir sonraki hata, bir sonraki ayıp için bekliyor. Ya da sabredemiyor ve bir kişi bulup yargı önüne çıkarmak için tarihin sayfalarını karıştırıyor ve sonra tüm öfkesini kusuyor (en azından 24 saatliğine).

Günümüzün sözde “sosyal” medyasının ne kadarı bir tür dijital giyotine, vahşi ve öngörülemez cellatlar kalabalığına dönüştü ve ağızlarından köpükler çıkararak bir sonraki olası idamı bekliyor?

Oysa bizler af skandalına inanıyoruz. Hâlâ inanıyoruz ve inanacağız ki, “günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır” (1. Yuhanna 1:9). Hâlâ inanıyoruz ve inanacağız ki, “O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlu’nun egemenliğine aktardı. O’nda kurtuluşa, günahlarımızın bağışına sahibiz” (Koloseliler 1:13-14). Hâlâ inanıyoruz ve inanacağız ki, Mesih’ten dolayı, Tanrı bizim davamızı savunacaktır. Bizim hakkımızı arayacaktır. Bizi ışığa getirecektir. İnanıyoruz ki biz, biz bile, affedilebiliriz.

—  Marshall Segal


(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/her-gunah-affedilebilir-inandigimiz-ve-inanmaya-devam-edecegimiz-gercek/