fbpx

İsa’yı Gördüm

1953 yılında İstanbul’da doğdum. Annemle babam ben iki yaşındayken ayrıldılar. Bu yüzden mürebbiyelerle, bakıcılarla büyüdüm. 5 yaşında özel bir yatılı okula gönderildim. Yalnız bir çocuktum. Okul yıllarım boyunca yatılı okulda okumam, evde istenmediğimi hissettirdi bana ve aileme karşı asi oldum. İlk gençlik yıllarımda ailemde bulamadığım sevgiyi başka yerlerde aradım. Yanlış yerlerde. Ülkemin sosyal durumuyla ilgilendim. Bu konuda çok kitaplar okudum. Ama politika bana göre değildi. Daha sonra uyuşturucu kullanan arkadaşlarım oldu. Onlarla birlikte önce merak ve büyüme özentisiyle uyuşturucuya başladım. Anlamadığım şey, bu işin orada durmayacağıydı. Bu benim bütün diğer şeylerden soyutlanıp sadece bu arkadaşlar ve bu kültürün içinde kendimi rahat hissetmeme yol açtı. Gerçeği, gerçek sevgiyi ve gerçek kardeşlik ve dostlukları arıyordum. Savaşın olmadığı, nefret ve hırsın olmadığı bir dünyayı. O sıralarda bu arayış içinde olan bir tek ben değildim. Bu konuda gençler arasında bir hareket, bir uyanış vardı. Savaş çocukları olan anne babalarımız, savaş ve savaş dönemleri yaşamı ile bunun sonucu daha katı, disiplinli bir kafa yapısına sahiptiler. Biz ise, ana babalarına başkaldıran barış, özgürlük ve sevgiyi savunan barış çocuklarıydık.

Bu arada bir arkadaşım bana İncil’i vermiş ve ben de biraz okumuştum. Aslında çok hoşuma gitmişti ve İsa’nın en kutsal olduğunu hissediyor ama mucizelere bir türlü inanamıyordum.

Bunun üzerine ailemin de ısrarıyla: “Neden önce Kur’anı okumuyorsun? Kur’anı okudun mu ki, İncil’i okuyorsun? vb.” lafları üzerine Kur’anı okudum. Kur’anı okumak bana günahlı olduğumu ve de beni çok büyük bir cezanın yani cehennemin beklediğini çok iyi anlattı. Burada sevgi değil korku ve benim için acımasız yargı vardı. Bundan sonra kabuslar görmeye ve her an alınıp götürülüp cezalandırılacağımı düşünmeye başladım. Bu Tanrı beni tasvip etmiyordu ve beni mutlaka cezalandıracaktı. Belki doğru yanıtı orada bulurum umuduyla doğu dinleri ve felsefeyle ilgili kitaplar okudum. Bu arada birçok kişi Hindistan’a gidiyor, gerçeği orada bulacaklarına inanıyor, hatta bazıları bulduklarını iddia ediyorlardı. Bense oraya gidecek paraya ve özgürlüğe sahip değildim ve gerçeğin bunlara sahip olamayanlar tarafından da bulunabileceğine inanıyordum. Sadece ayrıcalıklı bir kitle onu bulabilecek imkânlara sahipse gerçek olamazdı. Sonunda çaresizliğimle baş başaydım. Hayatımı gerçekten sevgi ve gerçeğe, gerçek özgürlük ve barışa adamak istiyor ama bunun ne ve nerede olduğunu bilmiyordum. Bu arada sadece yoluma devam etmeyi de reddediyordum. Ya bulacaktım ya bulacaktım! Aslında bulacağımdan o kadar emin olmadığımdan intiharı düşünüyordum. Dünya ve insanları yaşıma göre epey kapsamlı bir şekilde görüp anlamış ve iyice iğrenmiştim. Aynca böyle bir dünyada yaşayacak kuvveti ve isteği de kendimde bulamıyordum. Bu yüzden uyuşturucuya devam ediyordum.

Sonunda bir gece sabaha kadar ağlayıp dua ettim. “Eğer bir Tanrı varsa seni bilmek, tanımak istiyorum. Eğer yoksa, ölmek istiyorum, artık dayanamayacağım!” Ertesi gün sokağa çıktım. Bu çok nadir oluyordu ve iki kişi beni durdurup konuşmak istedi. Sonra da bana, “İsa seni seviyor!” dediler. Bu insanların gözleri sevgiyle ışıl ışıldı ve gülümsüyorlardı. Mutlaka kafalarının iyi olduğunu ve benimle dalga geçtiklerini düşündüm. Tanrı beni sevmediğine ve cezalandırması kesin olduğuna göre, İsa (en kutsal olan) beni nasıl sevebilirdi?

Ama İsa’nın beni sevdiği düşüncesi de çok hoşuma gitmişti. Çünkü beni gerçekten seven kimse olduğunu sanmıyordum. Bunun üzerine önce “Hayır, nasıl olur? Ben Müslüman’ım!” protestoları arasında İsa hakkında bir sürü soru sormaya başladım. Bana İncil’den bir sürü ayetlerle söylediklerinin doğruluğunu kanıtlamaya çalıştılar. Daha sonra bana üzerinde İsa’nın kim olduğunu ve bizim için ne yaptığını anlatan bir broşür gösterdiler. Ellerinde yalnız bir tane olduğuna göre bana veremeyeceklerdi. Ama o kadar hoşuma gitmişti ki oturup defterime geçirdim. Sonunda bir dua vardı. Aslında içinde yazılı olanları sizinle paylaşmak istiyorum. Çok küçük çocukların bile anlayabileceği bir basitlikte yazılmıştı. “Tanrı bizim Babamızdır ve bizler O’nun küçük çocuklarıyız. Hepimiz günah işledik ve iyi birer dayağı hakkettik. Ama ağabeyimiz İsa bunun hem Baba’yı hem bizi çok üzeceğini bildiği için bizim dayağımızı (cezamızı) kendi üzerine almayı teklif etti (bizim cezamızı çekmek için çarmıhta öldü). Bunun üzerine Baba eğer O’nun kurbanını kabul edersek bizleri bağışlamaya ve cennette kendisiyle birlikte sonsuz yaşam vermeye söz verdi. Bu yüzden eğer kalbimizi açıp küçük bir duayla O’nu davet eder ve hayatımızı sevgiyle ve Kutsal Ruhuyla değiştirmesini istersek bunu yapacaktır. Benimle birlikte tekrar edin: “İsa kalbime gel. Günahlarımı affet. Bana yeni bir hayat ver. Senin kuvvetinle yaşamama ve başkalarına da bu harika sevgiden söz edebilmeme yardım et. İsa’nın ismiyle, Amin.” Hatırlayabildiğim kadanyla böyleydi.

Eve gittim ve iki gün boyunca bunları okuyup bu sözler üzerinde düşündüm. Bir yandan bir ses Müslüman olduğum için bunu asla yapamayacağımı, diğer bir ses ise bunu yapmakla hiçbir şey kaybetmeyeceğimi, dua etmenin iyi bir şey olduğunu ve bana zarar vermeyeceğini söylüyordu. Ayrıca bütün bunların doğru olup olmadığını da bilmek istiyordum. Başka da bir seçeneğim yoktu zaten. Olanları da ben istemiyordum.

Bunun üzerine bir gece yatağımın yanma diz çöküp bu duayı bütün kalbimle tekrarladım. Birdenbire sanki bütün oda ışıkla doldu ve altından yapılmış yukarıya doğru giden bir yol gördüm. Bu yolun sonunda parlak ama gözleri rahatsız etmeyen güneş gibi bir ışık parlıyordu. Sonra O’nu gördüm. İsa’yı. Güneş gibi parlıyordu, beyaz elbiseler giymişti ve bir atın üzerinde o, altın yoldan kalbime geldi ve girdi. O girdiğinde bana elektrik çarpmış gibi oldu. Bu unutulmaz bir deneyimdi. O gece çok huzurlu uyudum ve ertesi sabah kalktığımda yepyeni bir insan olduğumu hissediyordum. Gerçekten de öyleydi. Kanıtları mı? Günde iki paket sigara içiyor ve uyuşturucu kullanıyordum. Sabah kalktığımda bunlara asla el sürmeyeceğimi biliyordum. Hiç kimse beni önüne oturtup, “Bak, madem artık İsa’ya iman ettin, artık böyle şeyler yapmamalısın,” gibisinden sözler söylememişti ve Hıristiyanlık hakkında gerçekten yok denecek kadar az şey biliyordum. Ama O beni görmüş, halime acımış, kalbimdeki boşluğu doldurmuş ve beni sevgisiyle tatmin etmişti. Öyle ki artık bu eylemlere ihtiyacım yoktu. En Kutsal Olan beni seviyordu! Hamdolsun!

Bu olayın üzerinden şimdi 23 yıl geçti. Ben hâlâ O’nun verdiği gerçek sevginin kuvvetinde yürüyor ve hâlâ tek başıma katlanmakta çok zorlandığım dünyada O’nun yardımıyla devam ediyorum. O zamandan beri ne uyuştururu ne de sigaraya el sürdüm. O zamandan beri ailem beni reddetti, çeşitli acılar, kayıplar, zulümler, tehlikeler dahil çok şey yaşadım. Ama bütün bu şeylerde O beni bırakmadı. Beni kuvvetlendirdi ve yanımda yürüdü. Yol yürünemez hale geldiğinde ise taşıdı. Şimdi ise dönüp baktığımda hiç pişman olmadığımı, bunun hayatımda verdiğim en yerinde karar olduğunu, sadece benim değil, ailemin ve çocuklarımın da hayatında bir bereket olduğunu, gelecek nesillere de bu dönüm noktasından ötürü bir miras bırakacağımı biliyorum. Bu mirasın eğer başka bir yol seçip, zengin olsaydım onlara bırakabileceğim mal mülk ya da paradan daha değerli ve kalıcı olduğundan şüphem yok. İsa, gerçek olduğunu, sevgisinin, sözlerinin ve vaatlerinin gerçekliğini benim hayatımda tekrar tekrar kanıtladı.

Kutsal Kitap’ı okudukça Tanrı’nın yollarını öğrendim, O’nun teselli eden güzel sözleri ve aynı inanca sahip kardeşlerim bana yoluma devam etmem için kuvvet verdi. Gerçekten de benim inanıp kabul ettiğim gibi aynı şeyi kabul etmiş olan herkes şimdi benim kardeşim. Onları hiç görmemiş bile olsam. Bu inanç sadece dünyanın belirli bir kısmında oturan insanların inancı değil. Kutsal Ruh’un çağrısına cevap vererek O’nu kabul edenlerin hepsi O’nun çocukları ve ailesinin bir parçası. Bu yüzden dünyanın her yerinde benim gibi düşünen ve benim onlara yardım etmeye hazır olduğum gibi bana ihtiyaç halinde yardıma hazır gerçek kardeşlerim olduğunu biliyorum. Onların da benim geçtiğim sıkıntılara katlanarak O’nun yolunda başkalarına O’nun sevgisini taşımak için ellerinden geleni yaptıklarını biliyorum.

Bu tanıklığı okuyan kişilere gerçekten önyargılarından sıyrılarak gerçeği bilmek için kalplerini açarak O’na yaklaşıp O’nu “denemelerini” öneriyorum. Size bir zararı olamaz. Olsa olsa faydası olur. Ve kim bilir, belki sizin de hayatınız değişir ve benim ailemin bir parçası olursunuz.

Hem Kutsal Kitap hem de Kur’an O’nun yeniden geleceğini bildiriyor. Kutsal Kitap’a göre O yeniden geldiğinde kendisine ait olanları alacak ve O’nunla birlikte cennete gideceğiz. Orada artık keder ve gözyaşı olmayacak ve hepimiz birlikte olacağız. Orada görüşmek üzere diyelim mi?

Kardeşiniz,
Hande AYDIN
Tercüman İstanbul