fbpx

Kiliseler olarak tapınma için toplandığımızda tam olarak ne yapıyoruz? Haftalık toplantılarda ne yapmamız gerektiğini nasıl biliyoruz?

Doğal olarak müjdeci Hristiyanlar bu sorularla alakalı Kutsal Yazılar’ın yönlendirmesine başvuruyorlar ancak Kutsal Yazılar’da nereye bakıyoruz? Eski Antlaşma’da tapınmayla ilgili, dualarla, kurbanlarla, korolarla, zillerle ve birçok başka şeyle ilgili birçok metin vardır. Ancak bütün bunlar Yeni Antlaşma altındaki toplantılar ve imanlılar için de geçerli midir?

Bu soruları cevaplamak için ihtiyacımız olan şey, tapınma konusuna Kutsal Kitap teolojisiyle yaklaşmaktır. [1] Kutsal Kitap teolojisi bizlere Kutsal Yazılar’ın genişleyen olay örgüsü içerisindeki birlik ve ayrılıkların, devam eden ve etmeyen şeylerin izini sürmede yardımcı olan bir disiplindir.

Bu makalede topluluk olarak tapınmaya ilişkin Kutsal Kitap teolojisi hakkında kısa bir taslak ortaya koyacağım. Dört adımımız olacak: (1) Eski Antlaşma’da topluluk olarak tapınma; (2) Mesih’te tamamlanma; (3) Yeni Antlaşma’da topluluk olarak tapınma; (4) topluluk olarak tapınma için Kutsal Kitap’ın tamamının okunması.

 

1. ESKİ ANTLAŞMA’DA TOPLU OLARAK TAPINMA

Tanrı halkının Yaratılış 3’te Tanrı’nın huzurundan kovulmasından bu yana, Tanrı onları kendine geri çekmek için çalışmıştır. [2] Bu yüzden İsrail, Mısır’da zincirlere bağlı bir şekilde acı çekerken, Tanrı onları sadece zulümden kurtarmadı, aynı zamanda huzurunda kendisine tapınsınlar diye onları kurtardı (Çık. 3:12, 18). Tanrı kendi halkını Mısır’dan çıkardı ve onları kendi bulunduğu yere getirdi (Çık. 15:13, 17).

Peki bulunduğu yer neresiydi? İlk başta bu, içinde kâhinlerin halkın günahları ve kirlilikleri için sunular sunduğu o ihtişamlı Buluşma Çadırı’ydı. Mısır’dan Çıkış 29:44–46’da şöyle okuyoruz:

“Buluşma Çadırı’nı ve sunağı kutsal kılacak, Harun’la oğullarını bana kâhinlik etmeleri için görevlendireceğim. İsrailliler arasında yaşayacak, onların Tanrısı olacağım. Anlayacaklar ki, aralarında yaşamak için onları Mısır’dan çıkaran, Tanrıları RAB benim. Tanrıları RAB benim.”

Mısır’dan Çıkış’ın amacı, Tanrı’nın halkı arasında yaşaması ve bunu kutsal yer (Buluşma Çadırı) ve bu amaçla atamış olduğu insanlar (kâhinlik) aracılığıyla yapmasıydı.

Tanrı İsrail’i Mısır’dan çıkardığında, onları halkı olarak benimsedi. İsrail’le bu yeni ilişkisini onaylama şekli olarak da onlarla “Musasal Antlaşma” denen bir antlaşma yaptı. Mısır’dan Çıkış 19’da, Rab kendi halkına onları Mısır’dan çıkararak ne yaptığını hatırlatmakta ve sonrasında eğer antlaşmasının şartlarına uyarlarsa, onları bir hazine gibi sahipleneceğini vaat etmektedir (Çık. 19:1-6).

Rab insanlarla yaptığı bu antlaşmayı Mısır’dan Çıkış 24’te onaylamıştır ve Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım ve Yasa’nın Tekrarı’ndaki tüm yasalar bu antlaşmanın şartlarını detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Bütün bu detaylar Tanrı halkının O’nunla ve birbirleriyle birlikte, Tanrı’nın kendileriyle yaptığı bu özel antlaşma içerisinde nasıl yaşayacaklarını belirlemektedir.

Levililer kitabında detayları verilen sunu ve temiz kılınma törenleri, bu antlaşma ilişkisindeki ihlalleri düzeltmek amacıyla oradadırlar. Tapınma antlaşmayı devam ettirir, sürdürür.

İsraillilere yılda birkaç kere Buluşma Çadırı’nda Rab’bin önünde Fısıh, İlk Ürünler ve diğer bayramlar için toplanmaları buyrulmuştur (Lev. 23). Bu bayramların dışında, düzenli bir şekilde kâhinlerce sunulan sunular vardı ve İsraillilerin bireysel olarak Buluşma Çadırı’na (ve sonrasında da tapınağa) gelerek sundukları sunular, sadece belli bir günah veya kirlilik için sunu gerektiğinde yapılıyordu.

Başka bir deyişle, İsrail için topluluk olarak tapınma, yılda birkaç kere gerçekleşen özel bir olaydı. Rab’be özel olarak adanma anlamındaki tapınma, İsraillilerin gün boyunca yapmaya çağrıldıkları bir şeydi (Yas. 6:13-15). Ancak Tanrı’nın huzuruna yakından erişebilme anlamındaki tapınma, belli kişiler, yerler ve zaman dilimleriyle sınırlandırılmıştı. Tanrı kendi halkının arasında yaşadı, evet, ama O’nun bu anlamdaki varlığı Buluşma Çadırı’yla sınırlıydı ve çadır da kâhinler tarafından korunuyordu.

 

2. MESİH’TE TAMAMLANMA

Kutsal Yazılar’ın olay örgüsündeki dönüm noktası, Tanrı’nın Oğlu’nun, Rabbimiz İsa Mesih’in beden almasıdır. Tanrı’nın vaatlerinin hepsi O’nda tamamlanmıştır (2. Kor. 1:20). Eski Antlaşma’daki her şey –kâhinlik kurumu, tapınak, kraliyet, Mısır’dan çıkış, sürgün ve dönüş olayları– O’nda tamamlanmıştır. Bu nedenle tüm Kutsal Kitap’taki tapınma teolojisini anlamak için, İsa’nın Musasal Antlaşma’daki tapınmayı nasıl tamamladığını ve dönüşüme uğrattığını anlamamız gerekir.

Buluşma Çadırı ve sonrasındaki tapınak, Tanrı’nın insanlar arasında varlığının göstergesi niteliğindeydi. İsa’ysa bu Eski Antlaşma yapılarını tamamlar ve dolayısıyla bunların yerine geçer. Yuhanna bizlere Söz’ün insan olduğunu ve kelimenin tam anlamıyla aramızda yaşayan “Buluşma Çadırı” olduğunu söylüyor (Yuh. 1:14). İsa şu vaatte bulunmuştu: “Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım” (Yuh. 2:19). Başka bir deyişle, İsa’nın bedeni artık tapınaktır. Tanrı’nın kendi halkıyla buluştuğu, varlığını gösterdiği ve onların günahlarının üstesinden geldiği yerdir (Yuh. 2:21–22). İsa işte bu nedenle, içtenlikle tapınanların Baba’ya ruhta ve gerçekte tapınacakları saatin geldiğini söyleyebilmektedir (Yuh. 4:21–24).

İsa, Yeruşalim’deki dünyasal tapınağı tamamlar ve onun yerine geçer. Artık O, içtenlikle tapınanların Tanrı’ya tapındığı “yer”dir. [3]

İsa aynı zamanda Musasal Antlaşma ve bunun içindeki Buluşma Çadırı ve tapınakla alakalı tüm sunu ve kurban sistemini de bütünüyle tamamlar ve bunların da yerine geçer. İbraniler kitabı bizlere, günlük sunular sunması gereken kâhinlerden farklı olarak İsa’nın, halkın günahlarının kefaretini “ilk ve son kez” ödediğini söylemektedir (İbr. 7:27). İsa’nın kendini kurban olarak sunması, Eski Antlaşma’daki sunular gibi sadece bedeni pak kılmaz, bunun yanında bizim vicdanımızı da pak kılar ve bizleri içsel olarak yeniler (İbr. 9:13-14). Çünkü İsa, halkını tek bir sunuyla mükemmel kılmıştır. Artık boğalar ve keçiler sunmaya gerek yoktur (İbr. 10:1-4, 10, 11–18).

İsa, Levililer’deki kurbanları tamamlar ve bunların yerine geçer. Şimdi O’nun kanı bizim sonsuz kurtuluşumuzu güvence altına almaktadır (İbr. 9:12).

Daha birçok örnek verebilirim. Önemli olan noktaysa şudur ki, İsa’nın kurtaran eylemi, Tanrı’nın kendi halkıyla olan ilişkisinde köklü bir değişim meydana getirmiştir. İsa’nın getirdiği Yeni Antlaşma, eskisini –Tanrı’nın Sina’da Musa aracılığıyla yaptığı antlaşmayı– eskimiş kılmıştır (İbr. 8:6-7, 13). Artık Tanrı halkının günahları, İsa’ya olan iman aracılığıyla bağışlanır. Artık Tanrı halkı, O’nun merhametli varlığını İsa’ya olan imanları ve Ruh’un onlarda yaşaması aracılığıyla tecrübe ederler. Artık yalnızca belli bir sayıdaki kâhinler değil, Tanrı halkının tamamı Tanrı’ya yaklaşabilirler (İbr. 4:16, 10:19–22).

 

3. YENİ ANTLAŞMA’DA TOPLU OLARAK TAPINMA

Peki bütün bunlar Yeni Antlaşma çağında tapınmak üzere toplananlar için ne anlama geliyor? Görmemiz gereken ilk şey şu ki, Eski Antlaşma’daki tapınma şartları, imanlıların yaşamının tamamına uygulanmıştır. Romalılar 12:1’de Pavlus şöyle yazar: ”Öyleyse kardeşlerim, Tanrı’nın merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrı’yı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız budur.” Artık hayvanları kurban olarak sunmak yerine kendimizi sunuyoruz. Hristiyan’ın tüm yaşamı, Tanrı’ya fedakârca gösterilen bir hizmet eylemidir.

Ya da İbraniler 13:15’i düşünün: “Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrı’ya sürekli övgü kurbanları, yani O’nun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım.” Tanrı’yı övmek, sunduğumuz sunudur ve bunu devamlı olarak yaparız, sadece pazar sabahları bir saatliğine değil. Tanrı’nın adını tanıyan dudaklardan dökülen meyveler, O’nu yücelten ilahileri içerir ama bundan çok daha fazlası vardır. Müjde’yi herkese açık olarak ilan etmek, başkalarına gerçeği ve sevgiyi konuşmak, her sözümüzü Mesih’e tabi kılmak da buna dahildir.

Bu, “tapınma” kavramının genelde pazar günleri kilisede yaptığımız bir iş olmadığı anlamına gelir. Aksine, tapınma bütün yaşamımızı kaplamalıdır. Hristiyanlar için tapınma sadece belli zaman ve yerlerle sınırlı değildir çünkü bizler Tanrı’nın tapınağı olan Mesih’e imanla bağlandık. Ayrıca Kutsal Ruh içimizde yaşamakta ve bizleri de hem kişisel olarak hem de topluluk olarak Tanrı’nın tapınağı yapmaktadır (1. Kor. 3:16-17, 6:19; krş. Efesliler 2:22).

Öyleyse Yeni Antlaşma’da topluluk olarak tapınmanın başlıca unsurları nelerdir? Kutsal Yazılar’ı okumak ve vaaz etmek (1. Tim. 4:14); birlikte mezmurlar, ilahiler ve ruhsal ezgiler söylemek (Ef. 5:18–19; Kol. 3:16); dua etmek (1. Tim. 2:1–2, 8); vaftiz ve Rab’bin Sofrası’nın kutlanması (Mat. 28:19, 1 Kor. 11:17–34); ve birbirimizi sevgi ve iyi işler için gayrete getirmek (İbr. 10:24–25).

Yeni Antlaşma’da topluluk olarak tapınmayla ilgili en çarpıcı şeylerden biri de odağın sürekli olarak bedenin tamamını inşa etmek üzerinde olmasıdır. Pavlus şöyle yazar: “Mesih’in sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrı’ya nağmeler yükseltin” (Kol. 3:16). Rab’be ilahiler söylediğimiz esnada, birbirimize öğretir ve öğüt veririz. Tanrı’yı yüceltirken, birbirimizi ruhça geliştiririz. Hatta Pavlus daha da ileri giderek, toplantılarda yapılan Kutsal Ruh Mesih’teki bedeni geliştirme maksadıyla yapılması gerektiğini söyler (1 Kor. 14:26).

Kilisenin her hafta toplanmasının özel olan kısmı, tapınmamızın bu zaman diliminde gerçekleşiyor olması değildir. Bu zamanı özel yapan şey, o an Tanrı’ya hep beraber tapınarak birbirimizi geliştiriyor olmamızdır.

Mesih’in getirdiği Yeni Antlaşma sayesinde, bu yeni çağda tapınmak için toplananlar Eski Antlaşma’da tapınmak için toplananlardan çok farklı şartlar altındadırlar. Yılda birkaç kez toplanmak yerine, tapınmak için her hafta toplanırlar. Yeruşalim’deki tapınakta toplanmak yerine, imanlılar artık yaşadıkları yerdeki yerel kiliselerde toplanırlar. Tanrı’nın varlığının En Kutsal Yer’le sınırlı olması ve buranın kâhinlerce korunması yerine, Tanrı artık Kutsal Ruh’uyla bütün halkının içinde yaşamaktadır ve Mesih, toplandıkları her yerde halkıyla beraberdir (Mat. 18:20). Detaylı birtakım kurban ve sunu törenleri yapmak yerine, Hristiyanlar Söz’ü duymak için toplanır, Söz’ü vaaz eder, ilahi olarak söyler, duaya döker ve onu ruhsal törenlerde görünür hale getirirler. Tüm bunların amacıysa bedeni sevgide geliştirmek ve bu sayede hep birlikte Mesih’te olgunluğa erişmektir (Ef. 4:11-16).

 

4. TOPLULUK OLARAK TAPINMA İÇİN KUTSAL KİTAP’IN TAMAMINININ OKUNMASI

Peki öyleyse Kutsal Yazılar’a bize topluluk olarak tapınmayı öğretmesi için nasıl bakmamız gerekiyor?

Birincisi, bence Kutsal Yazılar’ın aslında bize kilise toplantılarında ne yapmamız gerektiğini öğrettiğini kabul etmemiz önemlidir. Hatırlayın, yaşamın tamamı tapınmadır ama bunun yanında kilisenin haftalık olarak toplanması da Hristiyan yaşamında özel bir yer tutar. Bütün Hristiyanların bir kilisede buluşması gereklidir (İbr. 10:24-25). Kiliseye katılmak, Hristiyan’ın tercihine kalmış bir şey değildir. Bu da demek oluyor ki, kilisenin tapınmada yaptığı her şey, üyeleri için de uygulama noktasında bir bilfiil gereklilik haline gelmektedir. Pavlus Hristiyanlara, insanların uydurduğu hiçbir düzen veya tapınma şeklinin kendilerine zorla kabul ettirilmesine izin vermemelerini söyler (Kol. 2:16-23).

Benim önerim, Kutsal Kitap’a dayalı bu ilkelerin, tapınma söz konusu olduğunda tarihte “düzenleyici ilke” olarak adlandırılmış olan ilkelere dahil edilmesidir. [4] Yani, kiliseler topluluk olarak buluştuklarında yalnızca Kutsal Yazılar’da yapılması kesin bir şekilde yazılmış şeyleri yapmalıdırlar. Bu bariz bir buyruk veya kural teşkil eden bir örnek olabilir. Bunun dışında bir şey yapmak, Hristiyan özgürlüğünü tehlikeye atmak olur. Bu yüzden kiliseler bizlere toplu olarak nasıl tapınacağımızı söylerken Kutsal Yazılar’a bakmalı ve yalnızca Kutsal Yazılar’ın bizlere söylediklerini yapmalıdırlar.

Ancak bu da şu soruyu ortaya çıkarıyor: Kutsal Yazılar bize tam olarak ne yapmamızı söylemektedir? Daha net bir şekilde söylemek gerekirse, Kutsal Kitap’taki tapınmaya ilişkin bir metnin, kural teşkil eden veya bağlayıcı bir unsur olduğunu nasıl anlayabiliriz? Bu soruyu tam olarak cevaplamak için kitap yazmamız gerekir. Ancak ben burada kısa bir taslak sunacağım.

Kutsal Kitap’ın tapınma öğretisini ayırt etmek biraz ustalık ister çünkü Kutsal Yazılar’ın hiçbir yerinde bize tam, kural koyar nitelikte bir “tapınma düzeni” verilmez. Ancak Yeni Antlaşma’da tüm kiliseler için bağlayıcı nitelikte olan bazı buyruklar da yok değildir. Hem Efesliler hem de Koloseliler’e ilahi söylemeleri için buyruk verilmesi (Ef. 5:18–19, Kol. 3:16) ve Korint Kilisesi’nin ilahi söylediğine ilişkin vurgular bulunması (1. Kor. 14:26), bütün kiliselerin ilahi söylemesi gerektiğini göstermektedir. Pavlus, kilisenin nasıl hareket etmesi gerektiğiyle ilgili bir mektubunda Timoteos’a, Kutsal Yazılar’ı okuyup vaaz etmesini buyurmuştur (1. Tim. 3:15, 4:14) bu da bizlere Kutsal Yazılar’ı okumak ve vaaz etmenin sadece bir kilise için değil, her kilise için olduğunu gösterir.

Öte yandan, “Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın” (Rom. 16:16) gibi bazı buyruklar, kültürel olmaktan uzaktır ve evrensel bir ilkeyi (“Birbirinizi Hristiyan sevgisiyle karşılayın”) yansıtmaktadır.

Dahası, bağlama özgü bazı buyrukların daha geniş bir geçerliliği olabilir. Örneğin, Pavlus’un Korintliler’e haftanın birinci gününde paralarını bir kenarda biriktirmelerini söylemesi, Yeruşalim’deki kutsallar için o ana özel bir bağıştı ancak bütün kiliselere, öğretmenlerini maddi olarak desteklemeleri buyrulmuştur (Gal. 6:6). Dolayısıyla bağış yapmanın topluluk olarak tapınmada kesinlikle bir yeri olabilir.

Şimdiye kadar sadece Yeni Antlaşma’ya baktık. Peki ya Eski Antlaşma? Sonuçta Eski Antlaşma’da da tapınmayla ilgili birçok buyruk bulunmaktadır:

“Boru çalarak O’na övgüler sunun! Çenkle ve lirle O’na övgüler sunun!

Tef ve dansla O’na övgüler sunun! Saz ve neyle O’na övgüler sunun!

Zillerle O’na övgüler sunun! Çınlayan zillerle O’na övgüler sunun!” (Mez. 150:3-5)

Bu, ibadetimizin Kutsal Kitap’a uygun olması için borular, çenkler, lirler, tefler, dans, sazlar, neyler ve ziller içermesi gerektiği anlamına mı geliyor? Bence öyle değil.

Mezmurlar’ın Musasal Antlaşma altındaki tapınmayı yansıttığını hatırlayın. Bazı Yeni Antlaşma yazarları, bu antlaşmaya “Eski Antlaşma” derler (İbr. 8:6). Yeremya 31’de bahsedilen bu yeni antlaşma vaadiyle birlikte, eski antlaşma artık eskide kalmıştır. Artık Musa’nın Yasası altında değiliz (Rom. 7:1–6; Gal. 3:23–26). Bu nedenle, Musa dönemine ait olan tapınma şekilleri de bizler için bağlayıcı değildir. Tapınakta kâhinler hizmet ederdi ve bazıları litürji müziğinde uzmanlaşmıştı (1. Tar. 9:33). Hatta Mezmur 150’de karşımıza çıkan enstrümanları çalan kişiler de bunlardı (2. Tar. 5:12, 13; 9:11). Dolayısıyla Mezmur 150, Hristiyan tapınması için bir taslak değildir. Daha ziyade, bu mezmur tapınağın ve Levililerin kahinliğinin bağlantılı olduğu o eski antlaşma tapınmasını çağrıştırmaktadır.

Bu, bir kilisede topluluk olarak ilahi söylerken hangi enstrümanların uygun olacağı sorusunun yanıtı değildir. Ancak Eski Antlaşma örneklerine başvurmanın artık uygun olmadığı anlamına gelir, tıpkı Eski Antlaşma’daki örneklere başvurup hayvan kurban etmeyi doğru kılamayacağımız gibi. Birçok Hristiyan geleneğinin tapınma konusuna Kutsal Kitap teolojisi ışığında yaklaşmakta yetersiz kaldığı nokta da budur. Bazen sanki Levililerin kâhinliğinin ve tapınaktaki tapınmanın belli özellikleri yeni antlaşma çağında da devam ediyormuş gibi, Eski Antlaşma’dan bazı seçmece örnekler alınabilmektedir.

Elbette Eski Antlaşma’daki birçok kısım tapınma şeklimizle ilgili bizi bilgilendirir. Mezmurlar bizlere saygı ve huşuyla, sevinç, hayranlık, şükran ve şevkle tapınmayı öğretir. Ama Eski Antlaşma, Yeni Antlaşma kilisesindeki tapınma ögeleri veya şekilleriyle ilgili herhangi bir reçete sunmamaktadır.

Bu anlamda Yeni Antlaşma, Tanrı’nın yeni antlaşma halkı için yeni bir anayasa sunar, tıpkı Eski Antlaşma’nın, o antlaşma altındaki Tanrı halkı için bir anayasa olması gibi. Tanrı’nın kurtuluş için tek bir tasarısı ve tek bir halkı vardır. Ancak Tanrı halkının Tanrı’ya yaklaşma ve O’nunla iletişim kurma şekilleri, Mesih’in gelmesinden ve Yeni Antlaşma’yı kurmasından sonra köklü bir şekilde değişmiştir.

Bizler de işte bu yüzden Kutsal Kitap teolojisi araçlarını kullanmalıyız. Antlaşmaları birleştirmeli, benzerlik ve zıtlıkların izini sürmeli, vaatleri ve bunların tamamlanışlarını gözlemlemeli ve devam eden ve etmeyen şeyleri açıkça göstermeliyiz. Topluluk olarak tapınma konusunda bir teoloji geliştirebilmek için bunları yapmalıyız. Bizler Mesih’in Yeni Antlaşma halkı ve Kutsal Ruh’un içlerinde yaşadığı insanlar olarak, Ruh’ta ve gerçekte, Tanrı’nın kendisinin Kutsal Yazılar’da belirlediği şartlara uygun bir şekilde tapınırız.

—Bobby Jamieson

 

[1] Burada tapınma konusundaki yaklaşımımı derin bir şekilde etkileyen Kutsal Kitap teolojisi yaklaşımı için bkz. David Peterson, Engaging with God: A Biblical Theology of Worship (Downers Grove: InterVarsity Press, 1992).

[2] Kutsal Yazılar’ın olay örgüsüne Tanrı’nın kendi halkını bir araya toplaması açısından bakan basit bir giriş için bkz. Christopher Ash, Remaking a Broken World: A Fresh Look at the Bible Storyline (Milton Keynes, UK: Authentic, 2010).

[3] Kanon boyunca tapınak konusuna ilişkin daha fazla bilgi için bkz. G. K. Beale, The Temple and the Church’s Mission: A Biblical Theology of the Dwelling Place of God, New Studies in Biblical Theology 17 (Downers Grove, IL: InterVarsity Press, 2004).

[4]  Düzenleyici ilke konusunda kısa savunmalar için bkz. Jonathan Leeman, “Regulative Like Jazz,” and the first three chapters of Give Praise to God: A Vision for Reforming Worship, ed. Philip Graham Ryken, Derek W. H. Thomas, and J. Ligon Duncan, III (Phillipsburg, NJ: Presbyterian & Reformed, 2003).

 

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/kutsal-kitap-teolojisi-ve-topluluk-olarak-tapinma/