fbpx

Yazar ve ünlü bir müjdeci tıp doktoru olan Albert Schweitzer, örneklerin önemini şu cümlesiyle vurgulamıştır: “Örnekler hayatımızda sadece bir ana unsur değil, geçerli tek unsurdurlar.” Bu yazıyı okuyanlar arasında kaçımız, gençliğimizde gördüğümüz bir pastörün, bir ihtiyarın veya bir başka Hristiyan’ın hayat hikâyesinden etkilenmemiştir? “Sadık bir pastör” dediğimde aklınızda kimin resmi canlanıyor? Peki “sadık bir Hristiyan” dediğimde kimi düşünüyorsunuz? 

Schweitzer’in sözü abartılı bir sözdür elbette. İman ve sadakatle dolu bir hayatta daha başka birçok şey vardır ama aslında bu şeyler de, bir başkasının bize sunduğu bir örnekle ilişkilidirler. 

“Mentörlük” ve “formasyon”, size yeni kavramlar gibi gelebilir ama aslında öyle değildirler. Tanrı’nın bizi yaratma şekline baktığımızda, aslında görüyoruz ki, bu örnek olma noktası O’nun her zaman aklındaydı. Bizleri insanlar olarak, kendi suretinde yaratmıştır. Bizler O’nun izinden gitmeli ve karakterini örnek almalıyız. Mesih’in beden almasıyla Tanrı, O’nu anlayabileceğimiz ve O’na yakın olabileceğimiz bir şekilde aramıza geldi. Bu konuyla ilgili Petrus şöyle diyor: “Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu” (1.Pet. 2:21). 

Aynı zamanda bizlere de, örnekler ortaya koyarak ve örnekleri takip ederek, O’nun hizmetinin bir parçası olma imkânı verilmiştir. Tanrı insanları bir aile içerisinde doğmak ve bu ailedeki diğer insanlarla beraberlik içinde olgunlaşmak üzere yaratmıştır. Bizler kendi kendimizi yetiştiren veya bir anda olgun insanlar olarak ortaya çıkıveren varlıklar değiliz. Tanrı sevgi dolu ebeveynleri, insanların gelişiminin bir parçası olarak tasarlamıştır. 

Bu, aynı zamanda Tanrı’nın, düşüşün yaşandığı dünyamızda da kendini görünür kılma şeklidir. Eski Antlaşma’da Tanrı, İbrahim’e ve soyuna kutsal olma, özel ve seçilmiş insanlar olma çağrısı yapmıştır. Onlardan özel olmaları ve böylece dünyanın önünde Tanrı’nın karakterini -O’nun istek ve değerlerini resmetmeleri istenmişti. Levililer 19’da Tanrı onlara, “Kutsal olun, çünkü ben Tanrınız RAB kutsalım” derken, sadece bir kişiye, Musa’ya, Harun’a veya Yeşu’ya konuşmuyordu. Elbette onlara da konuşuyordu ama Levililer 19:1’de gördüğümüz gibi, Tanrı Musa’ya, bunu özellikle İsrail topluluğuna söylemesini buyurmuştur. Bunun sonrasında Tanrı’nın onlara verdiği yasaların çoğu, ilişkiler, eşitlik, adalet ve sosyal etkileşimlerle alakalıydı. Tanrı bunu yaparak, insanların birbirleriyle (kaybolmuşlar, istenmeyenler, yabancılar ve gençler de dahil) ilgilenmesi aracılığıyla, adil ve merhametli Yaratıcı’nın karakterini göstermelerini istiyordu. 

İsrail’in, Tanrı’yı model alma hizmetindeki bu başarısızlığı, Eski Antlaşma’da Tanrı’nın kendilerine verdiği büyük yargılardan biri olmuştur. Hezekiel 5’inci bölümde artık İsrail’in rolünün, diğer uluslara olumsuz bir örnek teşkil ederek ders vermek haline geldiğini görüyoruz. RAB, İsrail’e şöyle diyor: “Bu Yeruşalim’i ulusların ortasına yerleştirdim, çevresini ülkelerle kuşattım… Çevrenizdeki uluslar arasında, yoldan her geçenin gözü önünde sizi yıkıma uğratacak, aşağılayacağım. Öfke, kızgınlık ve acı paylamalarla sizi cezalandırdığımda çevrenizdeki uluslar arasında alay konusu olacak, aşağılanacaksınız; ders alınacak, şaşılacak bir duruma düşeceksiniz. Ben, RAB bunu söyledim.” (5:5, 14–15). Tanrı, Hezekiel’de tekrar tekrar İsrail ulusuna yaptıklarını, kendi adı için yaptığını ve bunun kendisiyle ilgili gerçeğin dünya uluslarınca bilinmesi için yapıldığını söylemektedir. 

Bu toplulukça tanıklık etme, aslında Yeni Antlaşma’da da Tanrı’nın kilise aracılığıyla hedeflediği şeydir. Yuhanna 13’te İsa, dünyanın bizlerin O’nun öğrencileri olduğumuzu, birbirimizi Mesih’e benzer bir şekilde sevmemizden anlayacağını söylemiştir. Pavlus, Efes Kilisesi’ne şöyle yazmıştır: “Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rab’de ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın.” (Ef. 5:8). 

Hristiyanlar olarak hayatlarımızla, hem kişisel hem de kilise olarak ortaya koyduğumuz hayatlarımız aracılığıyla, bu karanlık ve çaresiz dünyaya Tanrı’nın umut ışığını uzatmaktayız. Hristiyanlar olarak hayatlarımız aracılığıyla bizler, birbirimize ve çevremizde bulunan dünyaya Tanrı hakkında öğretiyoruz. Birbirimizi seversek, Tanrı’yı sevmenin ne demek olduğunu da bir parça göstermiş oluruz. Öte yandan, “‘Tanrı’yı seviyorum’ deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı’yı sevemez” (1.Yuh. 4:20). Kendi kutsallığımızda, Tanrı’nın kutsallığını gösteririz. Çevremizin ve çürümüş doğamızın bizleri yönelttiği bencillik ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir yaşam sürmektense, bizler insanlara, yaşamanın bir başka yolu olduğuna dair umut vermeye çağrıldık. 

Pastör ve ihtiyar kardeşlerim, kiliselerimiz bizleri izlemekte olan dünyaya Tanrı hakkında ne öğretiyor? Onlara Tanrı’nın bizim ırkımızla sınırlı olduğunu mu öğretiyoruz? Tanrı’nın günahı ve sadakatsizliği, boş şeyler peşinde koşan ve çekişmeler içinde geçen bencil bir yaşayışı hoş göreceğini mi öğretiyoruz? Tanrı’nın karakterini bütün yaratılışa tıpkı bir mağaza vitrini gibi, bir reklam gibi, bir internet sitesi gibi sunma görevini ve ayrıcalığını üstlenmeleri adına, insanlarımıza ne kadar ciddi bir şekilde yol gösterdik? 

Tanrı bizlere ne kadar da harika bir ayrıcalık vermiştir! Bizlerse bunu oldukça küçük görüyoruz. Daha fazla insanı kiliseye getirirsek, bunun bir şekilde mevcut üyelerimize karşı var olan sorumluluklarımızı ortadan kaldırdığını düşünüyoruz. Peki bu üyelerin her biri şu anda nasıl bir tanıklık veriyor? Tanrı yürekten iman edenler ve bu imanı yansıtanlar aracılığıyla doğru tanıklıklar ortaya çıkarmaktadır. Ama bu doğru tanıklıkları insanların görebilmesi için, kim bilir kaç tane kötü tanıklıkla baş etmeniz gerekiyor. 

Kilise disiplininin uygulanması, temelde bir haklı çıkarma veya intikam alma meselesi değildir. Bunlar, bizler gibi affedilmiş günahkârların değil, Tanrı’nın göreceği davalardır (Yas. 32:25; Rom. 12:19)! Yine de diğer insanlara Tanrı’yla ilgili iyi bir tanıklık verme kaygımız olmalıdır. Hayatımız ve yaptıklarımızla örnek teşkil etmek zorundayız. Pavlus’un mektuplarında bir ihtiyarın kilise dışındakiler arasındaki itibarına ne kadar önem verdiğini fark ettiniz mi? Bunun için birden fazla sebep olabilir ama bir tanesi de kesinlikle ihtiyarın, kiliseyi temsil eder pozisyonda olmasıdır. Öyleyse bu, aynı zamanda kilisenin tamamının da nasıl olması gerektiğini göstermektedir. Bu yüzden Pavlus 1.Korintliler 5. bölümde bu kadar kızgındır. Pavlus’un burada ne hakkında sesini yükselttiğini fark ettiniz mi? Fuhuş içinde olan adamın şahsına değil, böyle bir günaha göz yuman kilise üyelerine kızıyor! Şu acı gerçeği biliyoruz ki, aramızdan bazıları önceleri iyi bir iman göstermiş olsalar bile, bir gün günah içinde kaybolacaklar. Bizler bu kişilerden bazılarının tövbe edip geri geleceğine güveniyoruz. Ama kilisenin, kutsal olup günahın karşısında durarak Tanrı’yı iyi bir şekilde temsil etme sorumluluğunu topluluk olarak elden bırakmasını asla düşünemeyiz. Pavlus’un Korint Kilisesi’ni sertçe azarlamasının temelinde de -tıpkı Eski Antlaşma’da İsrail’in putperestlik günahı gibi- bu vardı. 

Dostlar, Elçi Pavlus bugün sizin ve benim kilisem için ne derdi? Kiliseye katılmama davranışlarının sevgi adına ne kadarına göz yumuyoruz? Zina dolu kaç ilişkiye, Kutsal Kitap’a uygun olmayan kaç boşanmaya bir şey demeden bunları geçiştiriyor ve dünyaya yüksek sesle “bizler de onlardan farklı değiliz” mesajının duyurulmasına neden oluyoruz? Çekişme yaratan kaç insanın küçük meseleler üzerinden kiliseyi parçalamasına izin veriyor veya kaç sahte müjdenin öğretilmesine izin veriyoruz? 

Sevgili kardeşlerim, bunu bir ihtiyar, bir önder, bir pastör, bir öğretmen veya bir kilise üyesi olarak okuyorsanız, sahip olduğumuz büyük sorumluluk hakkında düşünün. Tanrı’nın tanıkları olmayı en iyi nasıl başarabileceğimizi düşünün. Sizce bunu, tam ortamızdaki günahı görmezden gelerek mi yoksa Pavlus’un Galatyalılar 6:1’de söylediği gibi, suç içerisinde yakalananlara yumuşak huyla şifa olmaya çalışarak mı yapabiliriz? Tapındığımız Tanrı’yı hangisi daha iyi yansıtıyor? Tanrı’nın lütfu, O’nun kutsallığını ve Sözü’nü boşa çıkarır mı? Peki ya O’nun kilisesi? Burada bize düşen kâhyalık görevi nedir? 

Etrafınızdaki dünyaya nasıl örnek olduğunuza dikkat edin. Tanrı’nın kendi halkı ve kendi dünyası için harika bir tasarısı var. O, bizleri bu tasarıyı sözlerimizle ve yaşamlarımızla göstermeye çağırıyor. Siz böyle yapıyor musunuz? Tanrı her birinize bu büyük çağrıya sadık kalmanız için yardımcı olsun. 

—Mark Dever

 

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/orneklerin-gucu/