Resim: Canva
Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrı’yla barışmış oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrı’nın yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz. — Romalılar 5:1-2
Mükemmeliyetçilik içsel esenliğinizin düşmanı mı oldu? Bir mükemmeliyetçinin yüreği asla tam olarak huzur bulmaz. Mükemmeliyetçiler için her zaman başarılacak veya geliştirilecek daha fazla şey vardır. Çabalamak onların yaşam biçimi hâline gelir. Ve bu çaba çoğu zaman kaygıyı doğurur. Mükemmellik arayışı bir mükemmeliyetçinin hayat boyu arkadaşı olabilir; kişi gayretli iş ahlakının motivasyonunu performansa dayandırır. Mükemmeliyetçiler kişisel başarısızlıktan veya başkalarının hayal kırıklığına uğramasından korkabilirler. İşlere dayalı doğruluk zihniyetine saplanıp kalabilirler ve bu nedenle Tanrı tarafından tamamen kabul edildiklerini asla hissetmezler.
Huzursuzluğumuzu tetikleyen şey ne olursa olsun, bunun çaresi aynıdır. Romalılar 5:1-2’de elçi, imanlılar için zaten doğru olan şeyi –Mesih’te zaten sahip olduğumuz şeyi– bize hatırlatmak için “sahip olmak” anlamına gelen üç ifade kullanır. “Sahip olduğumuz” şeyle ilgili bu üç iddia bize deneyimsel esenliğimizi (Tanrı’nın esenliği) ilişkisel esenliğimizin (Tanrı’yla olan esenliğimiz/barışımız) temeli üzerine inşa ettiğimizi göstermektedir.
İlk olarak, aklandık. Aklanmak, Tanrı tarafından doğru ilan edilmek demektir. Göklerin mahkeme salonunda, İsa’ya tövbeyle dönen günahkârın durumu “suçlu”dan “doğru”ya dönüşür. Günahımıza karşılık İsa bize kendi kusursuz doğruluğunu verir (bkz. 2.Korintliler 5:21). Tüm bunlar “imanla” elde edilir; işlerimizin mükemmelliği aracılığıyla kazanılmaz.
İkinci olarak, Tanrı’yla esenlik içindeyiz (Tanrı’yla barıştık). Tanrı tarafından doğru ilan edildikten sonra, Tanrı’nın düşmanları olmaktan çıkıp Tanrı’nın çocukları oluruz. İsa zaten “barışımız” (Efesliler 2:14) olduğu için, Tanrı’yla barışmak, uğrunda çalıştığımız bir şey değil, sayesinde çalıştığımız bir şeydir. Tanrı tarafından kabul edilme, ruhsal performansımızla kazanılmaz; Mesih’in mükemmel doğruluğuna dayanır, bizim doğruluğumuza değil. Tanrı bizi, “Sevgili’de makbul yaptı” (Efesliler 1:6).
Üçüncü olarak, Tanrı’ya erişime sahibiz. Tanrı’nın huzuruna girme iznimiz de “imanla”dır, işlerle değil. Mesih aracılığıyla “[hâlihazırda] içinde bulunduğumuz bu lütfa” erişebiliriz. Tanrı’nın taht odasına önceki ya da şimdiki ruhsal performansımıza göre değil, O’nun lütfuna göre gireriz. Bu lütuf armağanı günahsız Oğlu’nun doğruluğudur (bkz. Romalılar 5:17). Tanrı’nın huzuruna girebilmemizin tek nedeni, İsa’nın kendisini ilk ve son kez kurban olarak sunmuş olmasıdır (bkz. İbraniler 10:10, 19-20).
Zihnimizi bu gerçeklerle yenilediğimizde, “Tanrı’nın yüceliğine erişmek umuduyla” seviniriz (Romalılar 5:2). İsa’nın bizim için zaten yapmış olduğu şeyleri düşünmek memnuniyeti besler, mükemmeliyetçiliğimizi düzeltir ve Mesih’in tamamlanmış işine, tamamlanmamış işlerimizden daha fazla güvenmemiz için bizi yeniden eğitir. Kısacası, gerçek, sevinci besler ve bu da kaygıya karşı çıkar.
Bir dahaki sefere kaygı baş gösterdiğinde, neyin yanlış gittiğine ve neyi yapmanız gerektiğine odaklanmayın. Bunun yerine, bakışlarınızı Mesih’e ve O’nun bize verdiği doğruluk armağanına sabitleyin. Mesih’in lütfu sayesinde kaygılanmamız için hiçbir neden yoktur.
Kendi hayatınızda mükemmeliyetçilik görüyor musunuz? Eğer görüyorsanız hangi şekillerde görüyorsunuz?


