fbpx

Resim: Canva

RAB Musa’ya, “Sana koyu bir bulut içinde geleceğim” dedi, “Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin.” Musa halkın söylediklerini RAB’be iletti.Mısır’dan Çıkış 19:9

Oldum olası dağları seyretmeyi sevmişimdir. O kocaman, heybetli görüntüleri beni hep etkilemiştir. Onları izlerken kendimin ne kadar küçük ve aciz olduğumu düşünürüm. Düşünsenize dünya yaratıldığından itibaren onlar hep oradaydı ve bizim en fazla yüz yıllık ömrümüzle karşılaştırdığımızda onlar bu dünyada ölümsüz gibiler. O kadar büyük, o kadar güzel ve o kadar görkemliler ki onları saatlerce seyrederdim hele ki benim gibi doğuda askerlik yaptıysanız yapacak pek fazla aktiviteniz de olmuyor. Bazen üzerlerine bir sis iner sanki bir sihir gösterisi gibi o koskocaman dağ gözden kaybolur. Fakat sis dağıldığında sanki yeryüzüne kafa tutar gibi, sanki yüzünde alaycı bir gülümsemeyle bize ‘’Gittim mi sandınız’’ der gibi yine belirir bütün heybetiyle. Biz kendimizi dünyanın hâkimi sanar, onun zirvesini bile çıplak gözle göremezken, en yükseğine, zirvesine çıkmak bile bizim için imkânsıza çok yakındır. Özel kostümler, ekipmanlar olmadan zirveye çıkmamız mümkün değildir. Ama o dağın eteklerinde hatta zirvesinde yaşayan canlılar var. Bizim çıkmak için zorlandığımız yerlerde onlar yaşıyor, yuvalarını kuruyor, hayatlarını oralarda sürdürüyorlar. Aslında dağ onlara ve ailelerine güvenli bir barınak sağlıyor. Orada kendilerine bir hayat kurup yaşıyorlar.

Tüm bunları düşünürken gördüğüm şeyin bende yarattığı hissiyatı yıllar sonra Kutsal Kitap’ı öğrenmeye başladığımda fark ettim.

Kutsal Kitap’ta dağlar birçok bölümde yer alır. Musa’nın Tanrı Dağına çıkması (Mısır’dan Çıkış 19:3), İsa Mesih’in dağda görünümünün değişmesi (Matta 17:2), dağdaki vaaz (Matta 5:1-48), Elişa’nın uşağına gösterdiği ‘’dağlardaki atlılar’’(2.Krallar 6:17-23) gibi birçok örnekle karşılaşmaktayız. Fakat bu olayların içinde en dikkat çekici olanı Rab’ bin Musa’yla dağda konuşuyor olması (Mısır’dan Çıkış 19:3). Rab Musa’yla konuşmak istediğinde dağı bir bulut kaplıyor ve Musa dağa çıkıp Rab ile yüz yüze konuşuyordu (Mısır’dan Çıkış 19:9). Bu hiçbir zaman farklı bir şekilde olmadı. Musa her defasında Rab ile konuşmak için dağa çıktı (Mısır’dan Çıkış 19:20). Musa’yı karşısına alıp onunla konuşması ne kadar muazzam bir şey (Mısır’dan Çıkış 19:19). Karşınızda dünyanın yaratıcısı ve tek hâkimi var (Yaratılış14:22). Öyle ki Rab dağa indiğinde dağ şiddetle sarsılıyor, dağın her yerinden dumanlar çıkıyor, boru sesleri yükseliyor ve Tanrı gök gürlemeleriyle konuşuyordu (Mısır’dan Çıkış 19:16-18). Sahneyi gözümüzde canlandırdığımızda ne kadar dehşet verici bir görüntü. Koskocaman bir dağ üstünden dumanlar çıkıyor, her yer sallanıyor ve korkunç bir ses Musa ile konuşuyor (Mısır’dan Çıkış 19:19). İşte benim yıllar sonra Kutsal Kitap okumaya başladığımda fark ettiğim şey buydu. O görkemi, İhtişamı Tanrı’nın yüceliğine benzetiyordum. Tanrımız Rab gibi heybetli, görkemli ve bizden çok üstün. Tek yapabildiğimiz onun karşısında hayran hayran onu seyretmek ya da yapabileceğimiz başka şeyler var mı?

Musa her defasında Rab onunla konuşmak istediğinde dağa tırmanıyordu (Mısır’dan Çıkış 9:3; 19:20; 3:1). Yani dağın yamacında ya da dağın eteğinde görüşmüyorlardı (Mısır’dan Çıkış 3:1). Rab onu her defasında insanlardan uzaklaşacağı bir yere çağırıyor ve buyruklarını veriyordu (Mısır’dan Çıkış 19:3; 24:12). Musa her defasında o zorlu yolu tırmanıyordu. Çok zor olmalı. Ama o her defasında usanmadan tırmandı. İnsanlardan tamamen uzaklaştı ve Rab’ le görüştü (Mısır’dan Çıkış 19:3; 24:12). O zorlu tırmanış onu hem insanlardan uzaklaştırıyor hem de Rab’ bine ulaştırıyordu (Mısır’dan Çıkış 24:12). Aslına bakacak olursak zorlu bir tırmanış onu Rab’ bine ulaştırıyordu. Düşündüğümde, kendimi Musa’nın yerine koyduğumda Rab ile görüşmek için o tırmanışı göze alır mıydım alırdım sanırım. Hem bir nebze vefasız ve doyumsuz insanlardan uzaklaşmış olur hem de Rab’ bimin karşısında, onun güzelliğinin önünde huzur bulurdum (Mısır’dan Çıkış 24:10). Tabi ki şu anda böyle bir şey mümkün değil. Belki aynı şartlar altında mümkün olmayabilir ama Kutsal Kitap belki bize bunu mümkün kılmayı öğretiyordur.

Rab’ bimiz İsa Mesih bize verdiği buyruklarına baktığımızda ‘’ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin’’ (Luka 9:23) ya da ‘’ Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! bana gelin, ben size rahat veririm’’ (Matta 11:28) dedi. Musa’ya baktığımızda aynı İsa Mesih’in söylediği gibi Musa saray halkı iken kendini inkâr etmişti (Mısır’dan Çıkış 2:21). Bambaşka bir insan olmuştu. Tüm yorgunluklarına, tüm sıkıntılarına rağmen her şeyi arkasında bırakıp Rab’ bini görmek için o zorlu yolu tırmanıyordu ve Rab’ bin karşısında huzur buluyordu. Öyle ki aşağı indiğinde yüzü ay gibi parlıyordu (Mısır’dan Çıkış 34:30).

Tüm dertlerimizi, yorgunluklarımızı sıkıntılarımızı, sevdiklerimizi, bizi biz yapan her şeyi arkamızda bırakıp başımızı yukarı kaldırdığımızda, Tanrı Dağı’nın karşımızda durduğunu ve hala üzerinden dumanlar tüttüğünü görebiliriz. Rab hiçbir zaman değişmedi. O hala Musa’nın, Davut’un, Süleyman’ın Tanrı’sı (Matta 1:16). Rab hep aynı; sadık, sevgi dolu, merhametli ve lütfeden (Mezmur 33:11). Biz kendimizle, hayatımızdaki sıkıntılarla, etrafımızdaki insanlarla uğraşırken o hala karşımızda dağın zirvesinde bizim o zorlu yolu tırmanmamızı, O’ nunla yüz yüze konuşmamızı ve her şeyi arkamızda bırakıp O’na gitmemizi istiyor (Matta 11:28). O’ nun olduğu zirveye çıkıp, her şeyi O’ nun gözünden görmemizi, anlamamızı, öğrenmemizi ve öğretmemizi istiyor (Matta 28:19). O dağın zirvesine çıkmak çok zor, Çok zorlu bir yol ama zirveye tırmandığında orada bizi tüm görkemiyle bekleyen her şeyden daha güzel Rab’ bimiz İsa Mesih ile kucaklaşacağız.

Belki Çok zorlanacağız vazgeçmenin eşiğine geleceğiz ama hiçbir zaman unutmamamız gereken bir şey var Rab hala orada bizi bekliyor olacak. Tüm acıları, tüm başarısızlıkları, tüm korkuları unutun sadece şunu hatırlayın Rab hala orada bizimle yüz yüze konuşmak için bekliyor.


Neden İsa? Çünkü, Rab orada bizimle yüz yüze konuşmak için bekliyor.