Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıylavaftiz edin. — Matta 28:19

Üçlü Birlik hakkında en sık duyulan itirazlardan biri şudur: “Bu öğreti Kutsal Kitap’ta yok. Sonradan ortaya çıktı.” İlk bakışta bu iddia güçlü görünebilir, çünkü gerçekten de “Üçlü Birlik” tamlaması Kutsal Kitap’ta geçmez. Ancak önemli olan bir kelimenin geçip geçmemesi değil, öğretinin kendisinin metinlerde bulunup bulunmadığıdır. 

Kutsal Kitap’a baktığımızda, Tanrı’nın tek olduğu açıkça vurgulanır. Bu noktada Hristiyanlık ve birçok tek tanrılı inanç hemfikirdir: Tanrı tektir. Ancak Kutsal Kitap aynı zamanda Tanrı’yı tek bir kişi olarak değil, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak birbirinden ayırt edilen, ama tek olan bir Tanrı olarak sunar. 

Bu durum özellikle Yeni Antlaşma’da daha açık hale gelir. Örneğin, Matta 28:19’da İsa öğrencilerine şöyle der: “Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla vaftiz edin.” Burada dikkat çekici olan “adlarıyla” değil, “adıyla” ifadesinin kullanılmasıdır. Yani üç ayrı Tanrı değil, tek Tanrı’nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak birbirinden ayırt edilen kişiler halinde var olması söz konusudur. 

Benzer şekilde 2. Korintliler 13:14’te şu sözler yer alır: “Rab İsa Mesih’in lütfu, Tanrı’nın sevgisi ve Kutsal Ruh’un paydaşlığı hepinizle birlikte olsun.” Bu ifade, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un birlikte anıldığını ve aynı zamanda tek Tanrı olarak bahseder. 

Bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biri de İsa’nın vaftizidir. Matta 3:16-17’de İsa suya girerken, Kutsal Ruh’un güvercin gibi üzerine indiğini ve gökten Baba’nın “Sevgili Oğlum budur,” diye seslendiğini görürüz. Bu sahne, Üçlü Birlik’in sadece bir teori değil, Kutsal Kitap’ın anlatısında yer alan bir gerçek olduğunu gösterir

Peki Eski Antlaşma’da durum nedir? Eski Antlaşma’da Üçlü Birlik açık bir öğreti olarak sunulmaz. Ancak Tanrı’nın kendisini açıklama biçiminde bazı dikkat çekici işaretler vardır. Tanrı’nın Sözü’nün yaratıcı ve etkin olması, Tanrı’nın Ruhu’nun aktif bir şekilde hareket etmesi ve Tanrı’dan ayırt edilebilen ama Tanrı’ya ait olan özellikler taşıyan kişilerin, Söz ve Ruh’un, görülmesi, bu gerçeğin önceden gölgede sunulduğunu gösterir.

Örneğin, Eski Antlaşma’da Tanrı’nın “sözünün” yaratılışta etkin olması, sadece bir konuşma değil, Tanrı Sözünün yaratıcı gücünün doğrudan işleyişi anlamına gelir. Aynı şekilde Tanrı’nın Ruhu da sadece bir güç değil, yönlendiren ve etkileyen bir varlık olarak anlatılır.

Tüm bunlar ve bu yazıda olmayan birçok şey bir araya geldiğinde şu resim ortaya çıkar: Kutsal Kitap, Tanrı’nın tek olduğunu açıkça öğretir. Ama aynı zamanda bu tek Tanrı’nın Baba, Oğul ve Kutsal Ruh olarak birbirinden ayırt edilebilir kişiler halinde kendisini tanıttığını da gösterir.

Bu nedenle Üçlü Birlik, Kutsal Kitap’a sonradan eklenmiş bir fikir değil, Kutsal Kitap’taki bilgilerin bir araya getirilmesiyle ifade edilmiş bir gerçektir. İlk bakışta açıkça “Üçlü Birlik” olarak belirtilmemiş olabilir, ama metinlerin bütününe bakıldığında bu öğreti doğal bir sonuç olarak ortaya çıkar.

Yani mesele şudur: Üçlü Birlik, Kutsal Kitap’a dışarıdan getirilen bir düşünce değil, Kutsal Kitap’ın içinde zaten var olan gerçeğin daha açık bir şekilde ifade edilmesidir.