fbpx

Resim: RedQuasar

Hepimiz öleceğimizi biliyoruz, bu dünyada az olan “kesin” gerçeklerden biri. Trafik kazaları, savaşlar, cinayetler, hep haberlerde. Her yerde bulunan mezarlıklar bize anımsatır: ölüm “köşede bekliyor.”  

Kutsal Kitap bu konuda net ve açık konuşur. Yaratılış 3’ten itibaren herkes öldü, ölüm devam ediyor. Mesih dönüp bizi yanına almadıkça ölüm kaderimizdir. Bedenimizden, dünyadan, dost ve akrabalarımızdan ayrılacağımız kesin. İbraniler 9:27’ye göre “bir kez ölmek, sonra da yargılanmak insanların kaderi”…   

Ama ölüm, varacağımız son nokta değil. Hepimiz merak ediyoruz: “Ya sonra? Nereye gideceğiz? Nasıl görüneceğiz? Bunları bilebilir miyiz?” Evet, kesin olarak bilebiliriz, çünkü İsa’nın 2000 yıl önce yaptıkları bu sonu kesinleştirmiştir. 

Peki, neden ölüm var? Efesliler 2:1-3’e göre hepimiz günahlarımızdan ve suçlarımızdan ötürü “ölüyüz.” İsyanlarımız, isteklerimiz, onları ne zaman ve nasıl istediğimiz, yüreğimizdeki ve aklımızdaki fanteziler yüzünden şimdilik bile “ölüyüz.” Yani Tanrı’dan ayrıyız. Aramızda bir duvar varmış gibi, kendisi ile biz tamamen “yabancı”yız. Aklımız ve yüreğimiz hep istediğimizi almak için daha zeki, yaratıcı ve yeni yolları arıyor.  

Fiziksel olarak yaşıyoruz ama ruhsal olarak ölüyüz. Fiziksel olarak öldüğümüzde ne olacak? Tekrar İbraniler 9:27’ye bakınız: “Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse”… Peki, bu nasıl olacak? Yaptıklarımız, onların gerçek değeri ve motivasyonları yargılanacak ama bu kriterler son unsurlar değil. Vahiy 20:11-15’e göre kitaplar açılacak; “yaşam” kitabı ve yaptıklarımızı kaydeden kitaplar. Yargının odak noktası her zaman gibi “yaptıklarımız”dır ama son karar “yaşam” kitabından verilir: Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı. Yeni Yeruşalim’e giriş “yaşam kitabı”ndan gelir. Öteki kitaplar yaptıklarımızın o girişi hak etmediğini, tersine ateş gölünü hak ettiğini gösterir.  

Yalnız İsa adlarımızı o yaşam kitabına yazdırabilir. Kendisi kurtuluş yolunu açmıştır. Özellikle İsa’nın ölümü ve dirilişi önemlidir bu konuda.  

İlkin İsa öldü. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu şaşırtıcı olmamalı. Herkes ölür dedik. Ama İsa’nın ölümü eşsiz, bizimkinden farklıdır. Ama bir noktada harika biçimde bizimkiyle aynı: Ölümümüz bizim günahımız yüzünden, İsa’nın ölümü de bizim günahımız yüzünden. 

2. Korintliler 5:18-21, Galatyalılar 3:13, Titus 2:14, 1. Petrus 3:18 gibi ayetler, İsa’nın “bizim yerimize” ölerek yasadan gelen lanetimizi ve günahımızın cezasını ortadan kaldırdığını anlatır. Sonuç olarak, İsa’ya güvenen herkes İsa kadar doğru, pak, kutsal sayılır. İsa gelmeden 750 yıl önce Yeşaya 53’te Mesih’in cezalandırılmasının günahımızdan ve isyanımızdan ötürü olacağı belirtilir.

İsa bizim yerimize öldü, artık ölmemiz gerekmiyor. Günaha köleliğimizden kurtardı. Tanrı ile barıştırdı bizi. İsa’nın kurban olarak ölümü, Tanrı’nın gazabını yatıştırdı. İsa ölümüyle Tanrı’nın sevgisini, Eski Antlaşma’daki vaatlerine sadakatini sergiledi. Yani İsa’nın ölümü “ölüm”ü yendi. Ama sorunumuz sadece ölüm değil; ölümün yerine bir şey geçmesi lazım. Yani yeni hayat, Kutsal Kitap’ın işaret ettiği “diriliş” lazımdır.  

Kutsal Kitap’a göre İsa’nın ölümü, dirilişi ve yükselişi, Mesih’e güvenenin kurtuluşunu sağlayan tek bir eylemdir. İsa öldükten sonra gömüldü. O dönemde mağaralar mezar olarak kullanılıyordu. İsa’nın mezarının girişi, yuvarlanarak yerleştirilen kocaman bir taşla kapandı (yuvarlanarak yerleştirildiği çukur, taşın bir daha yerinden çıkarılmasını çok çok çok zorlaştıran derinlikteydi); ayrıca İsa’nın mezarı Romalı askerler tarafında güvenlik altına alınmıştır. İsa hizmet ederken, ölümden dirileceğini üç defa söyledi. Bunu hatırlayan Romalı (ve metinden anlaşıldığı kadarıyla Yahudi) liderler İsa’nın cesedinin gasp edilmesini kesin olarak önlemek istemişlerdi.  

İsa gerçekten öldü! Bütün peygamberler öldüler, bu yüzden İsa’nın ölümü şaşırtıcı olmamalı. Tanrı insanlara yalan söylemez, insanları aldatmaz; bu son derece önemli olayda Tanrı neden bütün insanlığı kandırsın ki? Yani eğer bazı kişilerin ileri sürdüğü gibi “İsa gibi görünen başka bir insan çarmıha gerildi, İsa ölmedi” gerçek olsaydı şu mantık çıkarımı kaçınılmaz: merhametli ve şefkatli olan Tanrı müdahale etmeden sonsuz yaşama kavuşacağına dair vaadine umut bağlayıp İsa’ya güvenen milyonlarca kişinin sonsuz yargısına maruz kalmasına izin vermiştir. Tanrı’nın büyük kurtuluş planı da İsa’nın ölümü üzerinde odaklanmıştır (1. Petrus 1:18-20). 

İsa ölümü sırasında olayın tanıkları vardı; annesi de oradaydı (onu en iyi tanıyan kişi mutlaka onu doğuran annedir). Deneyimli Roma askerleri öldüğünden emin olmak için mızrakla böğrünü delmişti. Böylelikle hem düşmanları hem de dostları O’nun ölümünü gördü. İsa, girişi yuvarlanan taşla örtülen mağarada 3 gün kaldı. Cesedi korumak için kullanılan kilolarca baharat, parfüm ve bezlerle sarılı kaldı. Bunca şeyden sanki bayılmış gibi sağ çıkmak veya yanlışlıkla başka bir adamın çarmıha gerilmesi son derece imkânsızdı.  

Asıl ilginç olan, dirildikten sonra kaç kişi farklı durumda O’nu gördü. İsa dirildikten sonra izlerini gösterdi elçilere. İsa’nın dirildikten sonra göründüğü kişilere söylediği sözler de ölümünü doğrular. Luka 24, Yuhanna 20, Matta 28 ve Markos 16. bölümlerini birleştirdiğimizde, İsa’nın ölümü ve dirilişi sırasında olanları şöyle okuyoruz: 

Şabat Günü’nü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rabbin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu… Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar… Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsa’yı aradığınızı biliyorum… Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz? O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi… Mezardan dönen kadınlar bütün bunları Onbirlere ve ötekilerin hepsine bildirdiler… Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar… Bunun üzerine Petrus’la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. Öteki öğrenci Petrus’tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü… Bunları konuşup tartışırlarken İsa yanlarına geldi… Isa onlara, “Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesih’in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?” dedi… Onikilerden biri, “İkiz” diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi… Sekiz gün sonra İsa’nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, “Size esenlik olsun!” dedi. Sonra Tomas’a, “Parmağını uzat” dedi, “Ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!” Tomas O’na, “Rabbim ve Tanrım!” diye yanıtladı. 

 Burada dikkate değer birkaç nokta var. 

  • Mezar boştu. Kadınlar mezara geldiğinde büyük taş yuvarlanmıştı. Hatırlayın, Roma askerleri hâlâ mezar başında nöbet tutuyor, hâlâ yaşıyorlardı. Yani bir kurtarma operasyonu olsaydı askerler öldürülmüş olmalıydı. Ağır taşla girişi kapatılmış mezar onların haberi olmadan nasıl açılmıştır?  
  • Bezler hâlâ mezardaydı. Askerler dışardayken cesedi onca bezden çözmeye kimin zamanı olur? Hiç kimsenin.  
  • İlk tanıklar bayanlardı. O dönemde bir bayanın tanıklığı değersiz sayılırdı. Bütün bunlar uydurma olsaydı ama amacın cidden insanları ikna etmeye çalışmak olsaydı, olayın ilk tanığın bir bayan olduğunu söylemezdin.  
  • Elçilerin şaşkınlığı da dikkate değer. Bütün bunları İsa önceden söylediği halde ve bunların gerçekleştiğini duyduktan sonra bile hâlâ şaşırmış haldeydiler ve inanamıyorlardı. Ancak ne zaman buna inandılar? Dirilmiş İsa’yı gördüklerinde. 

1. Korintliler 15’te Pavlus’un yazdıklarına bakın: “Kefas’a, sonra Onikilere göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bundan sonra Yakup’a, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü.” (1. Korintliler 15:5-6)

Meryem, Emmaus yolunda iki öğrenci, Onikiler, 500 kişi aynı anda ve Pavlus. Bütün bunların bir sanrı yaşadıklarını düşünmek hemen hemen imkânsızdır. Ayrıca Yahudilerin diriliş beklentisi ulusaldı, yani tek bir kişinin dirilişini beklemiyorlardı.  

Bakın kim değişti ve ne kadar değiştiler! Korkak ve şaşkın elçiler artık İsa’nın dirilişini cesurca ilan etmeye başlamışlardı. Kilisenin amansız düşmanı olan Pavlus artık elçi oldu. Neden? “Zulmettiği” İsa’yı gördü (Elçilerin İşleri 9:5) ve bu tecrübe, onun teolojisini, tutkusunu değiştirdi. Daha önce sövdüğü İsa artık en çok tanımak istediği kişiydi (Filipililer 3:7-11). Bu kişilerin İsa’nın dirilmesini beklemedikleri anlaşılıyor (birçok kez bunu önceden duymuş olmalarına karşın) ama artık bu dirilişin bir gerçek olduğunu ilan ettiler. Neden? Çünkü gerçekti!  

  • İsa’nın dirilişi 2000 yıl kadar önceki bir olay. Neden bizim için önemli?  
  • Diriliş, İsa’nın ölümünü ve bu ölümün sonuçlarını onaylıyor (bkz. Romalılar 4:25). 
  • Müjde’nin doğru olduğunu temin eder; bu mesaj Tanrı’dan geldi, insandan değil (bkz. 1. Korintliler 15:20-34). 

Ken Wiest


https://www.e-manetdergi.org