Resim: Canva
İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü, Ona değer vermedik. —Yeşaya 53:3
“Gerçekten sevdiğin kişilere böyle davranmazsın!” Bir keresinde, söylediklerimin ne anlama geldiğini tam olarak düşünüp tartmadan ağzımdan bu sözler çıktı. Acı çekiyordum, hayal kırıklığına uğramıştım ve zihnimde şu yalan kendisini gösteriyordu: Tanrı beni sevmiyor olmalı; Tanrı’nın gerçekten sevdiği çocuklarına davranma şekli bu değil. Tanrı’nın, dualarını mucizevi şekilde yanıtlamış olduğu insanların tanıklıklarını düşündüm. Tanrı’nın sağlayışının, karşılık vermesinin ve iyiliğinin çok kesin ve güzel olduğu tanıklıklar. Tanıdığım, mükemmel görünen hayatlara sahip olan Hristiyan arkadaşlarımı düşündüm. “Onları gerçekten seviyor olmalısın, Tanrım.” Eksik bir Hristiyan olduğuma dair kanıtlar zihnimde çoğaldıkça şüphelerim arttı. Eksik önemde. Eksik seviliyor. Utanç dolu.
Ancak yüreğimdeki artan kaos içerisinde, daha uygun bir soru yüreğimi delip geçti: “Peki ya İsa ne yaptı?” Bugünkü Kutsal Yazı metnimiz olan Yeşaya’nın İsa’yla ilgili peygamberliği, zihnimde aniden parladı.
Sevgili imanlı, İsa’nın durumundan –O’nun acılarından ve yaşadığı utançtan– ne çıkarmamız gerekiyor? O’nun “eksik” olmadığını biliyoruz. Baba tarafından sevilip sevilmediğini sorgulamıyoruz. İsa’nın vaftizinde, Baba açık bir şekilde şöyle beyan etmiştir: “Sevgili Oğlum budur; O’ndan hoşnudum” (Matta 3:17). Eğer “eksik” bir Hristiyan’dan bahsediyorsak, İsa öyle birisi değildi. Peki o zaman İsa’nın durumundan kendimize ne çıkarmamız gerekiyor?
Bugünkü Kutsal Yazı metni bize, İsa’nın utancımıza olan ilgisinin sadece lafta olmadığını hatırlatıyor. O utanç durumunun dışında kalmış, bu durumdan muaf ve etkilenmemiş bir şekilde bize sadece birtakım vaatlerde bulunmuyor. Şaşırtıcı bir şekilde, O da utancı tecrübe etti. Hor gören ve küçümseyen bakışlara katlandı ve insanların kendisine sırt çevirmesinin ne olduğunu biliyordu. Kalp kırıcı reddedilme, terk edilme ve ihanetin sonuçlarına maruz kaldı.
İsa’nın hayatına baktığımızda, Tanrı’nın sevgisini hesaplama ve ölçme formüllerimizi yeniden düşünmek zorunda kalıyoruz. Mesih’in hayatında, utancın karanlığından ve yıkıcılığından esirgenmemiş ama yine de kendisinden tamamen hoşnut olunan ve tamamen sevilen bir Oğul görüyoruz. Bizim utanç deneyimlerimizi ve hikâyelerimizi yaşamamıza izin veren Tanrı, kendi isteği doğrultusunda utanca bizzat katlanmış olan Tanrı’dır.
Bu da demek oluyor ki, İsa anlıyor. Bizi anlıyor. Sizin utanç yolunuzdan önce kendisi gitti; öyle ki, tek bir adımı bile asla yalnız atmayasınız. Mücadelelerimizde bize yakınlık duyan Büyük Başkâhin olarak O şu an sizinle birlikte.
İsa bizleri kurtardı; öyle ki, utanç bizim hayatlarımızda son sözü söylemesin. Bu kurtarışın en önemli kısımlarından biri, O’nun kendi yaşayacağı utanca katlanmaya istekli olmasıydı. Utanç, acı ve ilahi sevilmenin hepsi aynı anda İsa’nın yaşamında vardı. Belki bunlar bizim hayatımızda da aynı anda var. Ve eğer bunlar varsa ve bunlar olduğunda, İsa bizim yalnız olmadığımızın güvencesini veriyor. O bizden önce bu yolda yürüdü. O bizimle birliktedir.
Sizi Tanrı’nın sizi sevmiyor olması gerektiğine veya diğer insanlardan daha az seviyor olması gerektiğine inanmaya ayartan bir olay nedir? İsa’nın yeryüzündeki hayatını ve hizmetini hatırlamak bu konuda nasıl bir fark yaratıyor?


