Resim: Canva

Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. 2.Timoteos 3:16

Kutsal Kitap gökten tek parça halinde inmiş bir kitap değildir. Yüzyıllar boyunca farklı yazarlar tarafından kaleme alınmış metinlerin zaman içinde bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Bu nedenle bazı insanlar şu soruyu sorar: “Bu kitaplar neye göre seçildi? Kim karar verdi?”

Bu sorunun merkezinde “kanon” kavramı yer alır. “Kanon,” ölçü ya da standart anlamına gelir ve Kutsal Kitap’ta kabul edilen yazıların hangi temelde kabul edildiğini ifade eder.

Bazı kişiler kilisenin yüzyıllar sonra istediği kitapları seçip diğerlerini dışarıda bıraktığını düşünür. Ancak tarihsel süreç bundan farklı işler. İlk Hristiyanlar, elçilerden gelen ya da elçilerin çevresindeki kişiler tarafından yazılan metinleri en başından itibaren okuyup topluluklarında kullanıyorlardı. Matta, Yuhanna ve Pavlus gibi yazarların metinleri daha ilk dönemlerde güvenilir tanıklıklar olarak kabul edilmiştir.

Kilise bu kitapları sonradan “kutsal” hale getirmedi. Daha doğru bir ifadeyle, ilk imanlılar zaten kullanılan ve güvenilir kabul edilen yazıları zaman içinde ayırt ederek bir araya getirdi. Çünkü bu metinler yalnızca eski oldukları için değil, elçisel tanıklığa dayanmaları ve İsa Mesih hakkında tutarlı bir mesaj taşımaları nedeniyle öne çıkıyordu.

Bu ayırt etme sürecinde bazı temel ölçütler belirleyiciydi. Bir metnin ya doğrudan bir elçi tarafından yazılması ya da elçilere çok yakın, onların öğretişini aktaran güvenilir kişiler tarafından kaleme alınması gerekiyordu (elçisel köken). Ayrıca metnin İsa Mesih ve elçilerin temel öğretisiyle uyumlu olması (öğreti birliği), erken dönemde yazılmış olması (erken dönem köken) ve geniş Hristiyan topluluklarında kullanılıyor olması (kilise kullanımı) da önemli kriterlerdi.

Bu süreç yalnızca Yeni Antlaşma ile sınırlı değildir. Eski Antlaşma (Tevrat, Peygamberler ve Yazılar – Tanakh) zaten İsa’dan çok önce Yahudi toplumu tarafından kutsal yazılar olarak kabul edilmişti. İsa ve elçiler de bu metinleri Tanrı’nın yetkili Sözü olarak kullanmışlardır. Yani Hristiyanlık Eski Antlaşma’yı sonradan oluşturmadı; mevcut kutsal yazıları vahiy olarak kabul etti.

İlk Hristiyanlar, elçilerden gelen ya da elçilere çok yakın kişiler tarafından yazılan metinleri en başından itibaren topluluklarında okuyup kullanıyordu. Zamanla kilise, bu kitapları “seçmekten” çok zaten uzun süredir kullanılan ve otorite olarak kabul edilen yazıları benimseyip bir araya getirdi. Buradaki süreç rastgele bir seçim değil, bir ayırt etme ve kabul etme sürecidir. Soru “hangi kitapları ekleyelim?” değil, “hangi kitaplar zaten Tanrı’nın halkı tarafından otorite olarak kabul ediliyordu?” sorusuydu.

Kutsal Kitap’ın oluşumu rastgele bir seçim süreci değil, uzun bir benimseme ve ayırt etme sürecidir. Farklı dönemlerde yazılmış olmalarına rağmen bu kitapların ortak bir merkezi vardır: Tanrı’nın insanı kurtarma planı ve bunun İsa Mesih’te tamamlanması.

Bu yüzden Kutsal Kitap yalnızca eski dini yazıların bir koleksiyonu değildir. Hristiyanlar için bu kitaplar, Tanrı’nın insanlıkla olan ilişkisini ve İsa Mesih aracılığıyla sunduğu kurtuluşu açıklayan güvenilir tanıklıklardır.

Ve belki de en dikkat çekici nokta şudur: Bu kitapların ortak noktası sadece eski olmaları değil, hepsinin bir şekilde İsa Mesih’e tanıklık etmesidir.