Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. — 2.Timoteos 3:16
Kutsal Kitap’a neden güvenmeliyiz? Sonuçta elimizde binlerce yıl boyunca farklı insanlar tarafından yazılmış ve aktarılmış eski metinler var. Peki bu metinlerin gerçekten güvenilir olduğunu nereden biliyoruz?
Bu soruyu yalnızca “çünkü Kutsal Kitap Tanrı’nın Sözü olduğunu söylüyor diyerek yanıtlayabiliriz. Fakat bu soruya döngüsel muhakeme ile yanıt vermek olur. Çünkü bu, kanıtlanması gereken şeyi yine kendisiyle kanıtlamak olur. Kutsal Kitap’ın güvenilirliği; tarihsel tanıklık, metinsel aktarım, içerdiği bütünlük ve en önemlisi Tanrı’nın kendisini insanlara açıklamasına ilişkin tanıklığı birlikte değerlendirilerek ele alınmalıdır.
Öncelikle Kutsal Kitap, tarihten kopuk bir metin değildir. Gerçek kişilerden, krallıklardan, şehirlerden, savaşlardan, toplumsal olaylardan ve belirli tarihsel dönemlerden söz eder. Özellikle Yeni Antlaşma’da İsa Mesih’in yaşamı, ölümü ve dirilişi tarihsel olaylar olarak sunulur. Bu nedenle Hristiyanlık, yalnızca birtakım ahlaki öğretilere veya soyut düşüncelere dayanan bir inanç değildir. İnancın merkezinde Tanrı’nın tarihte gerçekleştirdiği eylemler vardır.
Kutsal Kitap’ın dikkat çekici özelliklerinden biri de farklı dönemlerde ve farklı kişiler tarafından yazılmış olmasına rağmen bütünlüklü bir anlatıya sahip olmasıdır. Yaklaşık 1500 yıllık bir süreçte, 40 civarı farklı yazar tarafından kaleme alınan kitaplar; yaratılış, insanın günaha düşüşü, Tanrı’nın insanla ilişkisi, İsrail tarihi, Mesih’in gelişi, kurtuluş ve yeni yaratılış gibi birbirini tamamlayan büyük temalar etrafında birleşir.
Bu durum, Kutsal Kitap’ın tek bir kişinin kaleminden çıkmış tek bir eser olmadığını gösterirken aynı zamanda bu farklı yazıların neden bir bütün olarak okunduğunu da anlamamıza yardımcı olur.
Bir diğer önemli konu metnin aktarımıdır. Önceki yazılarda gördüğümüz gibi Kutsal Yazılar, matbaanın olmadığı dönemlerde elle çoğaltılmıştır. Bu süreçte bazı yazım farklılıkları ortaya çıkmıştır. Ancak elimizdeki çok sayıdaki el yazması sayesinde bu farklılıkları karşılaştırmak ve metnin nasıl aktarıldığını incelemek mümkündür. Bu nedenle Kutsal Kitap’ın metni, tarih boyunca gizemli biçimde korunmuş tek bir nüshaya bağlı değildir; farklı dönemlerden ve farklı bölgelerden gelen çok sayıda tanıklıkla karşılaştırılabilir.
Peki bütün bunlar Kutsal Kitap’ın neden güvenilir görüldüğünü açıklar mı? Kısmen, çünkü Hristiyan inancına göre Kutsal Kitap’ın otoritesi yalnızca tarihsel olarak iyi korunmuş olmasından kaynaklanmaz.
Kutsal Kitap kendisini Tanrı’nın insanlara verdiği vahyin yazılı tanıklığı olarak sunar. Pavlus, “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir” der (2. Timoteos 3:16). Petrus da peygamberlik sözlerinin insan isteğinden kaynaklanmadığını, insanların Kutsal Ruh tarafından yönlendirilerek Tanrı sözünü konuştuğunu söyler. (2 Petrus 1:20-21).
Buradaki “esinleme”, Tanrı’nın gökten hazır bir kitap indirip insanlara vermesi anlamına gelmez. Önceki yazılarda gördüğümüz gibi Kutsal Yazılar farklı insanlar tarafından, farklı dönemlerde ve farklı edebi türlerde kaleme alınmıştır. Hristiyan inancına göre Tanrı, bu insan yazarları ve onların kişiliklerini, dillerini ve yazım biçimlerini kullanarak kendi vahyini güvenilir biçimde aktarmıştır.
Bu nedenle Kutsal Kitap’a güvenmek, bütün kitapların aynı türde yazıldığını düşünmek anlamına gelmez. Tarih anlatısı tarih olarak, şiir şiir olarak, bilgelik yazıları bilgelik yazıları olarak, mektuplar ise mektup olarak okunmalıdır. Metnin ne söylediğini doğru anlayabilmek için yazıldığı bağlamı ve amacı dikkate almak gerekir.
Ancak Kutsal Kitap’ın güvenilirliği yalnızca “metin doğru aktarılmış mı?” sorusuyla sınırlı değildir. Daha derin soru şudur: Bu metin gerçekten Tanrı’nın insanlığa verdiği tanıklık mıdır?
Hristiyan inancının cevabı yalnızca metnin kendi iddiasına değil, Kutsal Kitap’ın bütününe bakar. Tanrı’nın yaratılıştan başlayarak insanlık tarihindeki eylemlerini, İsrail’le olan antlaşmasını, peygamberler aracılığıyla verdiği vaatleri ve sonunda İsa Mesih’te gerçekleştirdiği kurtuluş işini bir bütün olarak ortaya koyar.
Bu yüzden Kutsal Kitap’a güvenmek, yalnızca eski bir kitabın günümüze ulaşmış olmasına güvenmek değildir. Aynı zamanda Kutsal Kitap’ın bütününde kendisini açıklayan Tanrı’nın tanıklığına güvenmektir.
Belki de sonunda şu soruyu sormamız gerekir: Kutsal Kitap’a güvenmek için yeterli nedenimiz var mı?
Fakat bundan daha önemli bir soru vardır: Eğer Kutsal Kitap gerçekten Tanrı’nın Sözü ise, onun söylediklerine nasıl karşılık vereceğiz?


