fbpx

Resim: Gönen, Balıkesir

İsa Mesih’i Tanımak İstiyorum

İncil okumak da nereden çıktı? İsa Mesih’e insanlar neden inanıyorlar? Peki, ben neden inanmıyorum? Milyonlarca insan boş bir öğretinin ardından mı gidiyor?

Benim ve benim gibi olanların ardından gittiği öğretiler çok mu doğru? Mesih inanlılarının yaşamlarını ne dolduruyor? Mesih inancı hakkında ne biliyorum? Bildiklerim gerçekleri yansıtıyor mu?

Aklım karıştı. İnsan doğar, büyür, ölür, her şey bu kadar basit mi? İsa Mesih’e iman etmeden önce kendi kendime sorduğum sorulardan bazıları. İncil’i incelemekle, İsa Mesih’e inananları tanımakla başladım. Yazının başlığı da o günkü düşüncelerimi yansıtıyor. Bugünkü düşüncelerime göre başlığı yazsaydım “İsa Mesih’i daha çok tanımak, yaşamımda daha fazla yer almasını istiyorum” şeklinde olurdu.

Orta okul son sınıfta okuduğum yıllarda dünyayı, kendimi anlamaya çalışıyordum. Yaşamın yalnız okulla ve aileyle sınırlı olmadığını düşünmeye başlamıştım. Aklımda yanıtlayamadığım bir çok soru vardı ve nasıl çözeceğimi bilmiyordum.

Televizyon haberleri her gün onlarca kişinin öldürüldüğünü söylüyor, gazeteler yazıyordu. Gece bahçeye çıktığımda silah sesleri duyuyordum. Küçük ilçe ikiye bölünmüştü: yukarı mahalle, aşağı mahalle. Bölünme yaşadığım ilçeyle, ülkeyle sınırlı değildi. Tüm dünya zıt noktalarda kutuplaşıyordu.

O dönemde iki, üç tane kitap çok okumuştum. Aklımdaki soruların hepsini yanıtlamıyor ama bana toplumsal olaylara karşı duyarlı bir bakış açısı sunuyordu; paylaşım, eşitlik, üretim… Her şey birbirine bağlıdır, her şey durumu değiştirir, niceliklerin birikimi nitel sıçrama, zıtlıkların birliği ya da karşıtların savaşımı.

Yukarıda yazdıklarımı on altı yaşındaki bir kişinin anlayacağı şekilde kolaylaştırdım. Maddecilik on iki yıl benim dünyaya bakışımın temelini oluşturdu.

Eski arkadaş çevremden ayrılmıştım. Günlük işlerle, ilgi alanıma giren konularla uğraşıyordum. İnsanı, insan ilişkilerini anlamakta güçlük çekiyordum. Felsefi açıklamalar, yaşam deneyimi dünyanın işleyişini açıklamaya yetmiyordu. Görünüşte toplumsal değerlerin savunuculuğunu yapıyorduk, uygulamada bu değerlerin meyveleri çıkmıyordu. Maddecilik meyvesiz bir ağaçtı.

İyi bir insan olmak istiyordum, ama olamıyordum. Gittikçe bencilleşiyordum. Öfkelenmek istemiyordum, ama öfkem öfke olmaktan çıkmıştı. Önemsiz bir konuda bile karşımdaki kişiyi kırıyordum. Yararlı işlerle uğraşmak istiyordum, ama içki içmek boşta kalan zamanımın çoğunu alıyordu.

Ailemle ilişkilerim bozuluyordu. Özellikle içki içtiğim zaman davranışlarımla onları üzüyordum. Böyle olmak istemiyordum ama yazık ki böyleydim.

Sanırım sonbahardı, işi bıraktıktan sonra parkta dolaşıyor, dönüşte kahveye girip gazeteleri okuyordum. Haberlerin konuları değişse de içerikleri değişmiyordu. Dünyanın gidişi kötüydü, bizler de kötülük içinde yaşamaya alışmıştık. O gün gazetede gördüğüm küçük bir ilanı not aldım: “İncil’i hiç okudunuz mu?” Hamdolsun, tüm yaşamımı değiştirecek olan süreç böylece başlamış oldu.

İncil’i okuma konusundaki düşüncelerime değinmek isterim. Aslında üç yıl kadar önce İncil’i okumayı düşünmüş, sonra vazgeçmiştim.

İslam kültüründe yetiştiğim için, genel olarak bir bilgi sahibiydim. Hıristiyanlık hakkında bütün bilgim, televizyon fılimleri, gazete haberleri ve nihayet bir kaç romandan edindiğim izlenimden ibaretti.

Toplumumuzda Hıristiyanlık geçmişten kaynaklanan olaylar ve İslamiyet’in yüklediği anlam yüzünden dünyadaki kötülüklerle bir tutuluyordu. Hıristiyanlar Tanrısız kişiler olarak tanınıyordu. Gün geçtikçe bu durumu daha iyi kavradım.

Gönen’den aynlıp Ankara’ya gitmiştim. Üç arkadaş ev tutmuş birlikte kalıyorduk. Bir kaç günlüğüne Gönen’e dönmem gerekmişti. Evde bana gönderilmiş bir mektuptan söz ettiler. Açıp okuduğumda benimle İncil hakkında konuşmak isteyen iki kardeşin yazdığını anladım.

İletişim kurmamız güç olmadı. Görüşmek için uygun bir zaman kararlaştırdık. İlk kez İsa inanlılarıyla konuşacaktım. Biraz meraklanmıştım. Merakım hem İncil’le, hem Hıristiyanlarla ilgiliydi. Elimde bir mektup ve telefon konuşmasından başka şey yoktu. İnsan ne olacağı belli olmayan durumlarda tedirginlik duyuyor; ben de bu tedirginliği fazlasıyla hissediyordum.

Kapıyı evin sahibi açmıştı, salonda bir kişi daha vardı. Konuşmalarımız günlük yaptığımız işlerle, benim İsa Mesih inancı hakkında sorduğum sorularla geçti. Sorularımdan bir tanesini aktaracağım: “Gizli bir örgüt müsünüz?” Yanıt: “Hayır, her şey yasalara uygun ve inancımızı yasalara uygun olarak paylaşıyoruz” Tuhaf bir soruydu.

Ankara’da kış ayları sert geçiyordu. Yağışlı günlerde işe gitmiyorduk. Zamanım kitap okumaya elverişli olduğunda notlar çıkararak İncil’i incelemeye çalışıyordum.

İncil’e inanç sorunu olarak bakıyordum. İnananlar gibi inanma yanlar da vardı. Ben inanmayanlar tarafındaydım ve inanmak için içimde en küçük bir kıpırtı yoktu.

Mucizeler gerçekleşmeyecek şeylerdi. Nasıl olurdu da dünyasal babası olmayan bir çocuk doğabilirdi? Beş bin kişi beş ekmek ve iki balıkla nasıl doyabilirdi? İsa Mesih incir ağacını neden kuruttu? Yönetimlere neden boyun eğecekmişim?

Bu arada Ankara’da bir kişi beni ziyaret etmişti. O da İncil’le ilgili konularda konuşmak istiyordu. Benim açımdan bir sakıncası yoktu. Hıristiyanları daha yakından tanıma olanağı bulacaktım. Haftada bir gün görüşecektik.

Yaşamımda ara sıra Tanrı’nın varlığını düşünmüşümdür ama olmadığı sonucuna varmışımdır. Günah toplum yaşamımızda istenmeyen davranışlardı, kötü şeyler yapmayınca iyi insan olurduk. İsa Mesih’i bilmiyordum, öteki peygamberler gibi olmalıydı.

Üçüncü veya dördüncü görüşmede, Mesih inanlısı kişi Kutsal Kitap’la ilgili konuşmadan önce birlikte dua edip edemeyeceğimizi sordu. Evet, dua etmek onun için önemliydi, ama benim için pek bir anlam ifade etmiyordu. İstiyorsa kendisi dua edebilirdi. Sıkılmaya başlamıştım. Sıkıntım İncil’e benim yaklaşımım ile İsa Mesih inanlısı kardeşin yaklaşımındaki farklılıktan kaynakla-nıyordu. Kutsal Kitap’ı incelemeyi yeterli buluyordum. Hıristiyan kardeş ise inanmamı bekliyordu.

Birlikte kaldığım arkadaşlar bizi izliyordu. Ara sıra bana “Bir gün Hıristiyan olacaksın,” diye takılıyorlardı. Bu söz ağırıma gidiyordu. İncil okumakla, Hıristiyanlığı araştırmakla Hıristiyan olmanın arasında nasıl bağlantı kurulabilirdi?

Bahar başlangıcıydı. Havaların ısınmasıyla birlikte işimizle ilgili bazı sorunlar çıktı. Zeytin, peynir satıyorduk. Sıcak zeytinleri yumuşatıyordu. Alıcı yumuşak zeytin görünce ezik ya da çürük sanıyordu.

Ortak iş yaptığım arkadaşa İstanbul’da iş olanağı çıkmıştı, İstanbul’a gidecekti. Ben ise bir türlü ne yapacağıma karar veremiyordum. Yaz aylarında Ankara’da çalışmak pek uygun değildi.

Önce Denizli’de oturan bir arkadaşımın yanına gittim, oradan da Gönen’e döndüm. Sonbaharda tekrar Ankara’ya gitmek istiyordum. Gönen’de İncil’i yeniden okumaya karar verdim. İncil’i ilk okuyuşumda hep olumsuz yönden bakmış, önyargılı bir tutum takındığımı fark etmiştim.

İncil’i ikinci kez okumaya başlamam yararlı oldu. İnsanları kötülüğe teşvik eden herhangi bir ayete rastlamamıştım. Anlatıldığı gibi değildi. Üstümde iki ayrı gücün etkisini hissediyordum. Birincisi, iyilik ve kurtuluş umudu vaat ediyordu; İkincisi dünyanın gidişine ayak uydurmamı istiyordu.

Dünyanın gidişine göre davranırsam ne olurdu? Olumlu bakışla işim olurdu, kariyerim olurdu, belki evlenirdim çocuklarım olurdu, rahat bir yaşam sürerdim ve ölürdüm. Yargı gününe inanmadığımdan yaptıklarımın yanıma kalacağını düşünürdüm.

Benim yaşamım olumlu bakışa uymuyordu. Alkol Ankara’da azalmıştı, Gönen’de çoğalmaya başladı. Hırs yaşamımda daha çok belirginleşiyordu, istekleri yerine gelmeyince de huysuzlaşıyordu.

İslam kültüründe yetişmiştim. Maddeci dünya anlayışına sahip olduysam da her çocuğun alması gerektiği kadar bir İslam eğitimi almıştım. 1980 yıllarında Kur’anı Arapça okumayı öğrenmiştim.

İslamiyet Tanrı’yı nasıl açıklıyordu? Gönen’de oturan arkadaşlarım aracılığıyla Türkçe açıklamalı bir Kur’an edindim. Kur’anı okuduğum günlerde kendimi İncil’e yakın hissediyordum.

İsa Mesih’e iman ettikten sonra da İslamiyet’ten kaynaklanan bazı görüşlerin etkisi sürdü. Tanrı’nın kimliği ve peygamberlikler konusu karmaşa yarattı.

İsa Mesih’i kabul etmek ve O’nun yaşamamı yeniden düzenlemesini istiyor gibiydim, ama öte yandan karşı çıkıyordum. Çevre baskısı, arkadaş grubunu kaybetmek, insanların gözünde kötü bir iş yapmış olmak vb. korkular belirmişti. Sorun yalnız çevreyle ilgili değildi, benliğe açık bir kişiydim ve imanlı yaşamda bundan nasıl kurtulacağımı anlayamamıştım.

Eski yaşantımdan kaynaklanan birçok olumsuzluk vardı. Tanrı neden hoşlanmıyorsa ben onları yapmıştım; yapmaya da devam ediyordum. Ahlak kuralları, davranışlarımızı içinde yaşadığımız topluma göre biçimlendiriyordu. İsa Mesih bizlerden davranış düzgünlüğü yanında düşüncelerin yüreklerin temizliğini, içten bağlılığı istiyordu. İkiyüzlülükten nefret ediyordu. Oysa yaşadığımız ortam ikiyüzlülükle doluydu. Yaşamımıza garip bir dürüstlük anlayışı yerleşmişti. Yalan söylüyorsam ama yalanımı karşımdaki bilmiyorsa, ben onun gözünde dürüst biriydim. İşimi gerektiği gibi yapmasam da, patronum bunu bilmediği süre ben onun gözünde dürüst biri oluyordum.

Bugün düşündüğümde, Tanrı bizleri Mesih İsa’da bağışlıyor, O’nun aracılığıyla kurtarmak istiyor. Tanrı merhametlidir.

Tanrı’yla ilgili düşüncelerim daha karmaşık bir hal almıştı. Gerçi Hıristiyanlığa artık eskisi kadar kötü bakmıyordum. Tabii, bunda inanlı kardeşlerden gördüklerimin büyük etkisi olmuştu. Tanrı için yaşıyorlardı. Yaşamlarını İsa Mesih dolduruyordu.

Kendi kendime ne yapacağımı iyice düşünmeye başlamıştım. Önümde iki yol vardı: birincisi “Tanrı yoktur” deyip eski yaşantımı sürdürmek, İkincisi “Vardır” deyip yeni bir yaşama başlamak.

Hamdolsun, Rab bana İkincisini seçtirdi. (İncil, Efesliler 2:4–10)

İsa Mesih’e iman ettikten sonra ne oldu? Ailem eski günlerime dönmemi hiç istemiyor. Sanırım en iyi tanıklığı da onlar veriyor. Bana yakındılar ve ben onları eski yaşamımda çok üzmüştüm.

Zamanla, eski yaşamımda yer alan şeylerin kötülüğünü daha iyi anlamaya başladım. Özgürlük sevdiğim bir kavramdı, gerçek anlamını İsa Mesih’le kazanıyor.

İsmail KARAÇAM
Marangoz ve kilise Önderi Balıkesir