fbpx

“İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!” (Markos 9:24). Acılar çeken çocuğu adına İsa’ya seslenen çaresiz bir babanın bu yakarışı –bu duası– oldukça derin, zorlu, afallatıcı ve tanıdık bir insan deneyimini beş basit kelimeyle yansıtmaktadır. İsa’nın tüm takipçilerinde hem inanma hem inanmama, hem iman etme hem de kuşku duyma vardır. Bunlar aynı anda hepimizin içindedir.

Bu paradoksal durumu Kutsal Yazılar’ın başka yerlerinde de görmekteyiz. Petrus’ta görüyoruz; su üzerinde yürümeye başlamasıyla imansızlığın baş göstermesi bir olmuştu (Matta 14:28-31). Tomas’ta görüyoruz; İsa’nın dirilişine dair fiziksel bir kanıt görmediği sürece “İnanmam” diyordu ancak aynı zamanda, İsa kendisine görünene dek diğer öğrencilerle birlikte kalacak kadar da inanıyordu (Yuhanna 20:25-26). Aynı durumun 73. Mezmur’da olduğu gibi Mezmurlar kitabında da işlendiğini görüyoruz; Tanrı’nın kutsalları burada da sesli bir biçimde kendi imansızlıklarıyla mücadele ediyorlar. Ayrıca bunu oldukça sık bir şekilde kendimizde görüyoruz ve buradaki çaresiz babayla kendimizi özdeşleştirebilmemizi sağlayan şey de bu. İmansızlık, imanlılar için “herkesin karşılaştığı” bir ayartıdır (1. Korintliler 10:13).

Ancak bu her ne kadar ortak (ve çoğunlukla da sinsi) bir ayartı olsa da, ruhsal olarak tehlike arz eden, bizi “diri Tanrı’yı terk” etmeye götürebilecek bir ayartıdır (İbraniler 3:12). Var gücümüzle savaşmamız gereken bir düşmandır.

Bu düşmana karşı hepimiz farklı şekillerde mücadeleler vermekteyiz çünkü hepimiz, bizi belli başlı imansızlık türlerine karşı savunmasız bırakacak farklı deneyimlere ve farklı mizaçlara sahibiz. İmansızlık karşısındaki kendi özel zayıflıklarımızı görebilmek adına yardım almak, savaşlarımızı kazanmak için olmazsa olmazdır. Üstelik İsa, O’ndan dilediğimizde, bize bu konuda yardımcı olmaktan memnuniyet duymaktadır.

Çaresiz ve Zayıf Baba

Markos 9:14-29 ayetlerindeki hasta çocuğun babasının da, imansızlığa karşı kendine özgü bir zayıflığı vardı ve bunun sebebini anlamak zor değildir. İsa’yla karşılaştığı ana kadar neler yaşamış olduğunu hayal edin sadece.

Yıllarca elinden geleni yapmış, oğluna yardım edebilmek için her şeyini vermişti (Markos 9:21). Oğlunun yakalandığı hastalığın şeytani bir kaynağı vardı; oğlana küçük yaşlardan beri eziyet ediyor, ona şiddetli nöbetler geçirterek konuşmasını engelliyordu (Markos 9:17-18). Baba ve hiç şüphesiz karısı, değerli çocuklarını –tek oğullarını (Luka 9:38)– bugüne dek birçok kez ölümden döndürmüş, onu ateşten ve sudan almışlardı (Markos 9:22). Bu da onların her günlerini, acaba çocuklarını kurtarmak için bir sonraki sefer yine zamanında yetişip yetişemeyeceklerine dair bir korkuyla geçirdikleri anlamına geliyordu. Ayrıca bu gündelik korkunun yanında geleceğe ilişkin de korku duyuyor, ikisinden biri artık oğullarını kurtarmak üzere hayatta olmadığında ne olacağını bilmiyorlardı.

Aynı zamanda gece gündüz tetikte olmanın verdiği bir tükenmişlikle yaşıyorlardı. Stres ve acı dolu ebeveynlik yaşantılarından dolayı, belki kendi evlilik ilişkilerinde de tekrar tekrar bazı gerilimlere katlanmak zorunda kalmışlardı. Oğullarını kurtarmak için her yolu denemeleri, muhtemelen onları maddi olarak da etkilemişti. Oğulları için yardım bulmak adına doğrudan kazandıklarını kaybediyor ve çocuklarına ayırdıkları zamandan ötürü, para kazanmaya daha az zamanları kalıyor ve dolaylı olarak yine bir kazanç kaybı yaşıyorlardı. Bunların üstüne bir de muhtemelen ya kendilerinin ya da çocuklarının günah işlemiş ve bu laneti üzerine getirmiş olma düşüncesinin utancıyla yaşıyorlardı. Başkalarının da bu şekilde irdelemeler yapıyor olduğunu bilmek, bu utancı daha da arttırıyor olabilirdi (Yuhanna 9:1-2’de olduğu gibi).

Ortak Bir Savaşta Farklı Mücadeleler

Dört yanı kuşatılmış olan bu baba, şüphesiz kendi değerli oğlu için sık sık dua etmişti ama gözle görülür hiçbir sonuç ortaya çıkmamıştı. Şüphesiz, diğer ruhsal önderlere veya şeytan çıkaran kişilere bu cini çıkarmaları için başvurmuş ama hiçbir fayda etmemişti.

İsa’nın hastalıklar ve cinler üzerindeki gücüne dair anlatılan hikâyeleri duymak, onu oldukça heyecanlandırmış olmalı ki, oğlunu O’nu görmesi için İsa’ya getirmişti. Bu ünlü öğretmeni bulamayınca da yardım için O’nun öğrencilerine yakardı. Ancak bu öğrenciler de babanın öncesinde yardım dilediği kişilerden daha büyük bir fayda gösteremiyordu (Markos 9:18). Babanın umudunun ve dolayısıyla da imanının, İsa ortaya çıktığı zaman niçin azalır bir durumda olduğunu anlayabiliyoruz.

Tüm bunları anlatıyor olmamın sebebi, bu babanın da nasıl bize benzer olduğudur. İmansızlığının temelinde kendi özel deneyimleri vardı. Bizim de var. Babanın korkuları ve hayal kırıklıkları, onun beklentilerini şekillendiriyordu. Bizim de öyle. Zayıftı. Kişisel olarak yüreğinin derinliklerinde, iman savaşını kaybetme noktasında savunmasızdı. Biz de öyle. Bu adamın İsa’ya, “Elinden bir şey gelirse, bize yardım et, halimize acı!” deyişini duyduğumuzda, onunla yakın bir bağ kurabiliyoruz çünkü muhtemelen biz de bugüne dek benzer şekilde dua ettik veya benzer şeyleri düşündük.

İsa’nın burada da, daha öncesinde acıma duygusuyla dokunup, “İsterim, temiz ol” dediği cüzamlıya verdiği tepkiye benzer şekilde tatlılıkla tepki vermesini bekliyor olabiliriz (Markos 1:40-42). Ama İsa, böyle tepki vermedi.

Şaşırtıcı, Merhamet Dolu Azar

İsa’nın bu babaya verdiği tepki bizi gafil avlıyor: “Elimden gelirse mi? İman eden biri için her şey mümkün!” (Markos 9:23). Bizim için şoke edici bir cevap. Çünkü çoğumuz, kendimizi cüzamlı kişidense buradaki babanın çektiği zorluklarla daha çok özdeşleştirebiliyoruz. İsa’nın bu adamı teselli etmesini bekliyoruz ama bunun yerine, onu azarlıyor. Merakla şu soruyu soruyoruz: İsa acaba bizim imansızlığımıza da böyle mi yaklaşıyor?

Bu soruyu verilebilecek yanıtlardan biri, Müjde kitaplarında İsa’nın tekrar tekrar, iman gösterenleri onayladığı ve kuşku ve imansızlık gösterenleri azarladığıdır. İsa’nın iyileştirdiği cüzamlı burada iyi bir örnektir. Bu adam İsa’ya, “İstersen beni temiz kılabilirsin” demişti (Markos 1:40). Bu bir iman beyanıdır ve İsa’da şefkat dolu bir şifa cevabı uyandırmıştır.

Ancak hasta oğlanın babası İsa’ya, “Elinden bir şey gelirse, bize yardım et, halimize acı!” diyor (Markos 9:22). Bu ricada iman vardır; nitekim İsa’yı bulmasının sebebi imandır. Ama aynı zamanda burada imansızlık da vardır; babanın bir yanı, İsa’nın diğer insanlardan daha başarılı olmayacağını düşünmektedir. Bu nedenle de baba, tıpkı Petrus’un suda ve Tomas’ın da İsa sonunda kendisine göründüğünde olduğu gibi (Matta 14:31; Yuhanna 20:27-29), İsa tarafından azarlanmaktadır.

Bizim hatırlamamız gereken şeyse şudur: İmansızlığın kendisini zehirlemesine, imanını güçten düşürmesine ve davranışını kontrol etmesine izin veren bir imanlının, İsa tarafından yediği azar, büyük bir merhamettir.

Terbiyedeki Merhamet

İman, Tanrı’nın kurtuluş, kutsallaştırma ve ruhsal armağan lütuflarının aktığı kanaldır. İmansızlık bu kanalı tıkar ve dolayısıyla da Tanrı lütfunun akışına engel olur (Yakup 1:5-8). Bu yüzden, İsa’nın bu adamın imansızlığını azarlaması merhamet dolu bir acıdır. Rab’bin, imansızlık hastalığını (bir başka benzetme kullanacak olursak) ortaya çıkarmak üzere verdiği anlık terbiyedir. Öyle ki, imanlı bu hastalığın nasıl bir şey olduğunu görebilsin ve onunla savaşabilsin. Çünkü savaşmadığı takdirde, Rab’bin kutsallığına ortak olamayacak ve esenlik veren doğruluk meyvelerini gösteremeyecektir (İbraniler 12:10-11).

Bu anlamda, İsa iyi bir hekimdir. İyi bir doktor, hastadaki kanseri nasıl hafife almıyorsa, İsa da kuşkuyu ve imansızlığı hafife almaz. Ortaya çıkarılmadığı ve tedavi edilmediği takdirde, kişiyi öldürecektir. İsa’nın burada yapmakta olduğu şey, tıpkı Petrus’a ve Tomas’a yaptığı gibi, bocalamakta olan bu babanın imansızlık günahını görmesine yardımcı olmaktır.

Üstelik işe de yaramıştır. Bunu babanın İsa’ya yönelttiği perişan yakarışta görebiliyoruz: “İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!” Ayrıca İsa, Petrus’u sudan kurtardığı ve Tomas’a da ellerini ve böğrünü gösterdiği gibi, bu babanın imanını da tüm eksikliklerine rağmen onurlandırmış ve oğlanı özgür kılmıştır (Markos 9:25-27).

İsa İmansızlığınızı Görmenize Yardım Eder

İsa’ya inanlarımızın tümü, aynı zamanda O’na inanmamaktadır. Bu şaşırtıcı bir şey değildir çünkü hepimiz içimizde aldatıcı günahla yaşıyoruz (İbraniler 3:13). Hepimiz düşmüş, aldatıcı bir dünyada yaşıyoruz. Bu nedenle, sürekli olarak imansızlıkla mücadele ederek, iman savaşını sürdürmemiz gerekiyor (1. Timoteos 6:12).

Ama imansızlığın bizdeki varlığı çoğunlukla sinsidir. Onu her zaman net bir biçimde göremeyiz. Kökleri kişisel deneyimlerimize ve mizaçlarımıza uzanmaktadır ve bu da bizi, onun aldatıcılığı karşısında farklı şekillerde savunmasız bırakmaktadır. Kuşkularımız anlaşılır, hatta meşru görünebilir. Ama her günah ve her yozlaşmışlık gibi, imansızlık da ruhsal açıdan tehlikelidir. Gerçekte ihtiyacımız olan şey, içimizden bundan kaçmak gelse de, İsa’nın bize merhamet dolu bir şekilde imansızlığımızı görme konusunda yardımcı olmasıdır. Anlık ve acılı bir terbiye anlamına gelse bile, gerçekte ihtiyacımız olan şey budur.

Onlarca yıldır İsa’yı takip eden biri olarak, O’nun terbiyesini çok kez tecrübe ettim ve buna son zamanlar da dahil. Hatta imansızlık semptomlarını fark ettiğim anda (ki bu benim için kalıcı, kasvetli, kuşku, şüphe, kendine acıma ve kendine yönelmeyle dolu bir deneyim), O’na beni terbiye etmesi için dilekte bulunmayı bile öğrendim. İsa’dan beni terbiye etmesini istememin sebebi imansızlığımın ifşa edilmesinden doğan acı ve alçaltılmadan zevk almam değil, Tanrı’nın var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine tümüyle inanmaktan doğan sevinci istememdir (İbraniler 11:6). O’nun bana akan lütuf kanalının hiçbir engelle karşılaşmamasını istiyor ve Mezmur yazarıyla birlikte şu şekilde dua ediyorum:

Ey Tanrı, yokla beni, tanı yüreğimi,
Sına beni, öğren kaygılarımı.
Bak, seni gücendiren bir yönüm var mı,
Öncülük et bana sonsuz yaşam yolunda! (Mezmurlar 139:23-24)

Gördüm ki, İsa bu isteğime cevap veriyor.

Size de cevap verecektir. “İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!” duasına cevap verecek ve imansızlığınızı, saklamak istediğiniz yerleri açığa çıkararak, mücadelenizde size yardım edecektir. Ancak O’nun terbiyesinden korkmayın; imansızlıktan korkun. İmansızlık, iman kanallarını tıkayacak, sizi sevinçten mahrum edecek ve eğer icabına bakılmazsa, sizi mahvedecektir. Oysa terbiyenin anlık acısı, daha büyük sevince giden yoldur çünkü Tanrı’nın lütfunun daha fazlasına, yani bizzat Tanrı’nın daha fazlasına giden kanalları açar.

Jon Bloom


(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/makaleler/inanan-herkes-imansizlikla-mucadele-eder/