Resim: Canva
RAB’be güven bütün yüreğinle, kendi aklına bel bağlama. — Süleyman’ın Özdeyişleri 3:5
Tanrı’ya guvenmek Hristiyanların çokça bahsettiği bir konudur, ancak biz bunu isteğe bağlı bir şey olarak görme eğilimindeyiz. Tanrı’ya güvendiğimiz ve güvenmediğimiz zamanlar vardır ve bunun sorun olmadığını düşünürüz. Oysa güvensizlik bundan daha ciddi bir durumdur; bizi başka şeylere güvenmeye yöneltir (bkz. Mezmur 20:7) ki bunların hiçbiri güvenimizi hak etmez. Tanrı’ya güvensizlik de bizi çok daha endişeli yapar. Fırtınada çapası olmayan bir gemi gibi, tehlikeli koşullara karşı koymakta zorlanırız çünkü yaşamlarımızı Mesih’e odaklamıyoruzdur.
Güven kavramını daha iyi anlamak bize bu konuda yardımcı olacaktır. Süleyman’ın Özdeyişleri 3:5 korkularımızla savaşmamıza yardımcı olacak sağlam bir Kutsal Kitap güvenine işaret eder.
Güven dışsaldır (“Rab’be”). Dışsal demekle, güvenin temelinin içimizde olmadığını kastediyorum. Kutsal Kitap’a dayalı güven bizim dışımızda bir şeye –Biri’ne– dayanır. Tanrı’ya güvenmek kendimizi imkânsıza inanmaya zorlamak değildir. Bu, Tanrı’nın karakterine dayanmayı içerir. Güvenin tek uygun nesnesi (hedefi) Tanrı’nın kendisidir. Yeremya şöyle açıklar: “Ne mutlu Rab’be güvenen insana” (Yeremya 17:7). Bunun aksine, değersiz olan sayısız iman nesnesi vardır. Örneğin, insanın gücü (bkz. Mezmur 33:16-17), hükümet liderleri (bkz. Mezmur 146:3), bilgelik ve zenginlik (bkz. Yeremya 9:23) ve kendi yüreklerimiz (bkz. Süleyman’ın Özdeyişleri 28:26). Siz kime ya da neye güveniyorsunuz?
Güven bütüncüldür (“bütün yüreğinle”). Kutsal Yazılar’a göre yürek zihni, duyguları ve iradeyi içerir. Bu nedenle Kutsal Kitap’a dayalı iman, Tanrı’nın Sözü’ne boyun eğerek tüm varlığımızı O’na emanet etmektir. “Tanrınız RAB’bi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz” (Yasa’nın Tekrarı 6:5). Tanrı, yüreklerinin arzusu O’nu sevmek olanlara kutsama vaat eder: “Ne mutlu O’nun öğütlerine uyanlara, bütün yüreğiyle O’na yönelenlere” (Mezmur 119:2). Siz tüm yaşamınızı Rab’be adadınız mı?
Güven bölünmezdir (“kendi aklına bel bağlama”). Kendi mantığımıza güvenmek ve sonra da ona göre hareket etmek bizim için doğaldır. Ancak Hoşea’nın uyardığı gibi, kendine güvenmek büyük bir tehlikedir: “Ama siz kötülük ektiniz, fesat biçtiniz, yalanın meyvesini yediniz. Çünkü kendi yolunuza, yiğitlerinizin çokluğuna güvendiniz” (Hoşea 10:13). Yalnızca Tanrı’ya güvenmeliyiz. Siz kendinize mi, yoksa Rab’be mi güveniyorsunuz?
Korkularınız sizi Tanrı’ya güvenmekten alıkoyabilir. “Tanrı benimle ilgilenmez.” “Asla evlenemeyeceğim.” “Kanserden kurtulamayacağım.” “Geçimimizi sağlayacak ya da bizi borçtan kurtaracak kadar kazanamayacağım.” Endişeleriniz yüreğinizde ve zihninizde dönüp durur ve size kendinize ve “kendi aklınıza” güvenmenizi söyler çünkü Tanrı yeterli olamayacaktır.
Oysa Rab’bin kendisi sizi çağırmaktadır: “Bana güvenin. Sığınağınız ve gücünüz olayım, sıkıntılı anlarınızda yardımcınız olayım” (bkz. Mezmur 46:1). Korkularınızın sizi ele geçirmesine izin vermek yerine, bugün tüm yaşamınızla Rab’be güvenmeye kendinizi adayın.
Hangi korkular sizi Tanrı’ya güvenmekten alıkoyuyor? Kaygılı olduğunuzda, yüreğiniz Tanrı’dan çok neyi arzuluyor?


