Resim: Canva

“Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi” sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim. Ama Mesih İsa, kendisine iman edip sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım diye sınırsız sabrını öncelikle bende sergilemek için bana merhamet etti. 1.Timoteos 1:15–16

Normal bir küçük grup etkinliğiydi ve tek tek dua isteklerimizi paylaşıyorduk. “Sağlık için” … “sabır için” … “Kutsal Kitap okuma konusunda disiplinli olmak için dua edin.” Sıra Daniel’e gelmişti. “Çok ciddi ve depresif olduğum için kusura bakmayın ama son zamanlarda bununla gerçek anlamda mücadele ediyorum. İyi değilim.” Durumuyla ilgili bize biraz daha detay verdi. Onun savunmasızlığını hissedebiliyorduk. Sonra onun ardından dua konularını paylaşan herkes daha savunmasız olma iznini ve cesaretini bulmuştu.

Utanç yüzünden, birçoğumuz ilişkilerimizde ve hizmetimizde maskeler takarız. Olduğumuzdan daha iyi görünmek için yüzümüze gülücükler yerleştiririz. Hayatımızın, bizim istediğimiz kadar istikrarlı olmadığımızı ortaya çıkaran belirli detaylarını kolayca es geçeriz. Sadece güvenli ve sosyal olarak kabul edilebilir hissettiren dua isteklerimizi paylaşırız. Geçmişimizle ilgili sırları saklarız, böylelikle geçirdiğimiz travmalardan dolayı dengesiz insanlar olarak görülmeyiz. Kapalı kapılar ardında durum tam tersi olsa da, kusursuz çift veya aile imajımızı sürdürmeye çalışırız. Mutluluk, güçlülük, yetkinlik veya doğruluk imajı ortaya koyarız. Bazılarımız oldukça incelikli imaj yönetimi stratejilerine sahiptir.

Ancak bugünkü Kutsal Yazı metninde, Elçi Pavlus tam tersini yapıyor. En keder verici başarısızlıkları konusunda şeffaf davranıyor. Utanç dolu geçmişi hiç olmamış gibi rol yapmıyor. Tüm güçlü yanlarını ve etkileyici başarılarını ilan etmiyor. Kendisinin sadece bir günahkâr olmadığının, günahkârların en kötüsü olduğunun, kötünün de kötüsü olduğunun bilincinde. Yine de bu dürüstlüğünün, Mesih’in sabrı ve merhametinin güzel bir tanıklığı olarak hizmet ettiğini bilerek bunu yapıyor.

Ya başkalarını sevmenin bir parçası, onların hayatımızın gizlemeye çalıştığımız alanlarını görmesine izin vermekse? Ya Pavlus’un buradaki yönlendirişini takip edersek? Dürüst bir şekilde hayatımızı paylaştığımızda, diğer bozuk, teşviki kırılmış günahkârların ve acılıların da kendi mücadeleleri konusunda dürüst olmaları için bir kapı açmış oluruz. Ve bizim savunmasızlığımız, yüreklerimizi yenileyen, hayatlarımızın bozuk kısımlarını düzelten ve tüm bunlarda merhamet ve sabır yüreğini gözler önüne seren Mesih’in sevgisini ve değerini göstermenin bir aracı hâline gelir.

Pavlus’un “günahkârların en kötüsü benim” sözlerini her okuduğumda, her zaman sessiz bir şekilde “Ben de” diye karşılık veriyorum. Onun sözleri, kendi mücadelelerimi fark etmeme olanak sağlıyor. Kiliselerimizde daha az gizlenmek ve daha az rol yapmak olsaydı ve bunlar yerine insanların “Ben de” diyebilmesine kapı açacak dürüstlük hâkim olsaydı, kiliselerimiz nasıl görünürdü? Ailelerimiz ve topluluklarımız dürüst bir şekilde günahları itiraf etmekle ve içten bir şekilde duyguları ifade etmekle bilinseydi ve bizler de onlarla birlikte mücadele edebilseydik, nasıl olurdu? Ve tüm bunların sonucu olarak, Mesih’in merhametinin yüceliği tümüyle görünseydi, nasıl olurdu?


Tanrı bizden en derin ve karanlık sırlarımızı herkese açmamızı istemiyor. Ancak bizi hayatımızın bozuk kısımlarını inkâr etmemeye ya da örtmemeye davet ediyor. Tanrı’nın sizi dürüstlüğe nasıl davet ettiğini düşünüp dua edin; sizin hikâyeniz diğer mücadele eden kişilerin de dürüst olmalarına kapı açmak üzere nasıl bir tanıklık görevi görebilir? Tanrı’dan ve sevdiğiniz güvenilir kişilerden öğüt ve bilgelik isteyin.