fbpx

Resim: Anastasia Collection

Geçenlerde Facebook’ta gezinirken, takip ettiğim bir kurumun paylaştığı bir resim gördüm. Kurbağa Kermit şöyle güzelce arkasına yaslamış çay içiyor. Resim pek hoş ve dinlendiriciydi, gülümsedim. Ama resmin üzerindeki yazıları okuyunca gülümsemem hemen kayboldu: “Beni yargılamaya yetkin olduğunu bilmiyordum. İsa seni işe mi aldı?” yazıyordu. İçim biraz buruldu, biraz öfkelendi. Çünkü bu kısa ifadede derin bir gerçek vardı ve bu bizi çok etkileyen bir gerçekti. 

Konu kanunların, sosyal kuralların ve dini törelerin uygulaması olduğunda karşımızda geniş yelpazeli bir kitle buluruz. Bazıları aşırı bir şekilde kuralcı olup iyi olmanın tek yolunun bu kuralları eksiksizce yerine getirilmek olduğunu öne sürer. Yelpazenin diğer ucunda, bireyin ifade ve düşünce özgürlüğünü vurgulayıp bu kuralları reddedenler bulunur. Kuralcı arkadaşlara, “Bana karşı hoşgörülü bir şekilde davran”, derler bu özgürlükçü arkadaşlar. “Kuralları yerine getirmeye zorlama.” Açıkça bu, “Benim işime karışma, ben de senin işine karışmayayım” anlamına gelir. 

Hristiyanlar arasında da bu yelpaze bulunmaktadır. Mesih’teki özgürlüklerine çok bağlı olan kardeşler, kuralcı kardeşlerinden hissettikleri bu baskıyı kaldırmak için Matta 7:1’e başvurur: “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.” Ayrıca bu yetmiyormuş gibi, Pavlus’un Romalılar 2:1’deki sözler alıntılanır: “Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkûm ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun.”  

Aslında bireysel yönden bu sözler değerlidir, çünkü bireyin Tanrısı ile ilişkisinde bozukluk olmadığı sürece kim kime ne diyebilir? “Beni yargılamasınlar! Zaten haksızlar.” Demek günah işlemişim. Bu ayet beni günah işleyen imanlı kardeşimin eleştirisinden bir şekilde korumaz mı? Belki korur. Ama bu iyi bir şey olmaz. Mesih imanlıları olarak biz birbirimizi kutsallığa yüreklendirmek üzere çağrıldık (bkz. örn. 1.Selanikliler 5:11). Bu ayetin katı ve özgürlükçü bakışla yorumlanması, Rab’bin bu temel isteğini yere getirmemizi önlüyor. Bu görüşle “Birbirinize” ifadeleri etkisiz oluyor. Ben başkasının Kutsal Kitap’a aykırı davranışı hakkında kritik bir görüşte bulunamadığım sürece “birbirimizi” kutsallığa erişmeye nasıl teşvik edebiliriz? Hristiyan toplumu çöker, çevre yok olur ve Tanrı’nın bize vermek istediği bereketlerin çoğunluğundan faydalanmamız mümkün olmaz. 

Yargılama! 

Burada “yargılamak” sözcüğünün neyi ifade ettiğini açık bir şekilde tanımlamalıyız. Güncel Türkçe sözlüğe göre, yargılamak, “Herhangi bir kimse, şey, konu vb.yle ilgili olumlu veya olumsuz görüş belirtmek” anlamına gelir. Burada dikkate almamız gereken nokta, görüşün “olumlu veya olumsuz” olabileceği gerçeğidir. “Beni yargılama” diyen kardeşler bu görüşün sadece olumsuz olduğunu varsayar. Oysa o anda kendileri de bir yargıya varmışlardır, çünkü karşılarındakinin motivasyonunun sadece ve sadece olumsuz olduğu kanısına sahiptirler.  

Yargı hem olumlu hem de olumsuz olabiliyorsa, Pavlus’un ve İsa Mesih’in kastettiği yargı hangisidir acaba? Burada bize bağlam yardımcı oluyor. Kutsal Kitap’la ilgili sorunların çoğunluğu kullanılan ayetin bağlamına bakarak çözülebilir. Matta 7:1 (ve Luka 6:37-38’deki paralel metin) aslında bir düşüncenin başlangıcıdır. Rabbimiz şöyle devam eder: 

Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. (Matta 7:2) 

Bölümün devamını okuyunca, Rabbimizin temel olarak birbirimizi genel bir şekilde yargılamamızdan değil, ikiyüzlü bir şekilde yargılamamızdan söz ettiğini görürüz. Buradaki kilit anlam, başkası için kullandığım ölçeğe göre yargılanmaya hazır olmam gerektiğidir. Örneğin, benim tütün kullanımı ile ilgili bir zayıflığım varsa, alkol kullanımında zayıflığı olan bir kardeşe nasihat vermeye çalışırken, o ya da başkası kendi zayıflığımı dile getirirse alçakgönüllü bir şekilde bu tespiti kabul etmem ve Tanrı’nın Sözü’ndeki prensiplere göre O’nun hayatımı değiştirmesinde gayretli bir şekilde işbirliğinde bulunmalıyım. Bunun da ötesinde, kardeşime teşvikte bulunmadan kendi zayıflığımla baş etmeye başlamam gerekir ki, “Bak ben bu yoldan gidiyorum, gel bana katıl” diyebileyim. 

Söz konusu kısmın devamına bakarsak, Mesih bize şöyle der: “Sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız” (Matta 7:20; bağlam için bkz. Matta 7:15-20). Yani, başkalarının yüreklerinde olanları davranışlarından ve sözlerinden tespit edebiliriz. Bu görüşü belirtmek “yargılama” kavramı altına da alınmalıdır. Yani, Mesih burada “Kesinlikle kardeşin hakkında bir yargıda bulunma” demiyor. Mesih burada motivasyonlarımızı açığa çıkarıyor. Bu ayet başkaları hakkındaki düşüncelerimizi doğru bir şekilde değerlendirmemize yardım etmek üzere bir ayna olarak kullanılmalı, kendi günahımızı göz ardı etmek için bir kalkan olarak değil.

Schneider Yeni Antlaşma’daki “yargı” kavramı hakkındaki makalesinde şöyle bir ifadede bulunur: İnsanların arasındaki ilişkiler sevgi kavramına göre düzenlemelidir. Bu düşmanlara bile sevgi dolu bir şekilde yaklaşılmasını gerekli kılar. Ancak Tanrı’nın mükemmel doğruluğu ölçüt alınınca, hiçbir insan Tanrı’nın önünde doğru sayılamaz.

Vardığımız bir yargıyı çoğunlukla ilgili olmayan kişilerle paylaşıp dedikodusunu yaparız. Bunu kesinlikle yapmamak gerekir. İkiyüzlüler böyle davranır ve Tanrı’nın adil gazabını kendilerinin üzerine çekip Tanrı’nın hayatlarına dökmek istediği lütuftan yoksun kalırlar. 

İmanlı olmayan kişilere gelince, biz onları yargılamaktan çekinmeliyiz. Ahlaki temelimiz doğru olsa da, onlar bunu meşru bir temel olarak kabul etmeyebilir. Biz ancak onlarla yaşantımızı paylaşıp Mesih’in öğütlerini açıklayıp mütevazı bir şekilde onları ikna edebiliriz. İkinci olarak bir imansızın Mesih imanlısı gibi davranmasını beklememiz kesinlikle yanlış olur. Onlarda ne Kutsal Ruh ne de Mesih’in öğretileri var. Neden bizim gibi davransınlar? Bunun yerine onlara hoşgörülü bir şekilde davranarak, Mesih’in bizi bağışladığı gibi onları sınırsız bir şekilde bağışlamalıyız.  

Yargıla! 

Kutsal Yazılar’a geniş çerçeveden bakınca, birbirimize Tanrı’nın istediği bir yaşam sürmek üzere nasihatte bulunmanın şart olduğunu görürüz. Özellikle Matta 18:15-20 ayetleri, günaha düşmüş kardeşlerimizi kazanmak üzere onları hatalarıyla yüzleştirmenin önemini anlatır. Yeni Antlaşma’daki “birbirinize” ifadelerininv çoğu, bir şekilde kardeşimiz hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlere varmamızla ilgilidir. Hedef her zaman kardeşimizi kazanmaktır. 

Bunun yanı sıra, Tanrı Kilise’yevi yargı yetkisini tanımıştır. Pavlus bunu özellikle Korintlilere yazdığı ilk mektubunda konu alır. Korintli imanlılara, aralarında açık bir şekilde günahı benimsemiş olan bir kardeşi yargılamaları gerektiğini açıklar (1.Korintliler 5). Ardından, Mesih imanlıları’nın arasındaki anlaşmazlıkların aslında dünyasal mahkemeler yerine yerel topluluğun önderleri tarafından yargılanması gerektiğini söyler (1.Korintliler 6). Ve sonra bu ifadede bulunur: 

Kendimizi doğrulukla yargılasaydık, yargılanmazdık. Dünyayla birlikte mahkûm olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor. (1.Korintliler 11:31-32) 

Kendimizi – bireysel ve toplumsal olarak – doğru bir şekilde yargılamamız çok önemlidir. Ancak bu yargıda bulunmanın hedefi nedir? Kardeşimin yanlışlıklarına bakarak benim ne kadar doğru olduğum üzerine böbürlenmek mi? Kesinlikle hayır! İsa Mesih bize yargının hedefini Matta 18:15-20’de açıklar. Mesih 15. ayette şöyle der: “Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun.” Kardeşimizin bize karşı yaptığı hatayı yargılıyor olabiliriz, ama hedefimiz her zaman kardeşimizin Tanrı ile ilişkisinin, bizimle ilişkisinin ve Kilise ile ilişkisinin barıştırılması olmalıdır. Bundan dolayı bazen kardeşimize sert sözler söylememiz gerekecektir. Ancak bu sözler sevgi dolu bir şekilde söylenmelidir. Doğruyu sevgisiz bir şekilde söylersek karşımızdakini ezeriz. Susarak sevgi gösterirsek, karşımızdakini doğruluğa yüreklendirme sorumluluğunu yerine getirmiş olmayız. Doğruyu söylemek ile sevgi ayrılmaz ikilidir. Bu işi yapabilmek için ikisi de şarttır ve hikmet gerektirir. 

Günah hiçbir zaman sadece bireyi etkilemez. Gizli günah toplumu etkiler. Bu özellikle Kilise için doğrudur. Bundan dolayı Rabbimiz Matta 18’de birbirimizi kazanmak için bu kadar ince bir şekilde yol gösterir. Mesih dönüp nihai yargıyı yerine getirinceye kadar, başkası hakkında bulunduğumuz yargı her zaman karşımızdakini tövbeye getirmeyi hedef almalıdır. Bundan dolayı ilk başta kendimizi sınayıp yargılamalıyız.  

Söz kalkan mı, yoksa ayna mı? 

Sonunda kendimize sormamız gereken soru şudur: Söz’ü günahımı meşrulaştırmak için bir kalkan olarak kullanacak mıyım? Yoksa bana ruh halimi gösterip beni tövbeye çağıran bir ayna olarak mı görüyorum? Başkasına, “Beni yargılama” dediğimde veya, “Onu yargılamaya hakkım yok” dediğimde ilkini yapmış oluyorum.  

Mesih takipçilerini alçakgönüllü bir şekilde insanlar ve eylemleri hakkında “olumlu veya olumsuz görüş belirtmek” üzere işe almıştır. Mesih’in bedeni (bkz. 1.Korintliler 12 – 14) olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır bu. Eğer dikkatli bir şekilde motivasyonlarımı yoklamış olup kardeşimi kazanmak üzere olumlu veya olumsuz bir görüş belirlemişsem, aynaya bakmış olurum. Eninde sonunda Söz’ü kullanırken hedefimiz Kilise’nin paklığı, birliği ve etkinliği olmalıdır (bkz. Efesliler 4:11-12). Doğru tespitte bulunup yargılamanın tek bağlamı işte budur.  

J.M. Diener


https://www.e-manetdergi.org