fbpx

John Piper ile Röportaj

Hristiyanlar günahla mücadele ederler çünkü bu yaşamda, hâlâ günahkârız. İçimizdeki günahın varlığı, İsa’yı yüz yüze göreceğimiz o görkemli güne kadar son bulmayacak. O gün nasıl da bir gün olacak! Ama o zamana kadar, günaha karşı imanla savaşmaktayız ve bu savaşın içerisinde güvence duyabiliriz. Ancak aynı zamanda inanıyoruz ki, kurtulmamış bir yüreğin göstergesi olan bazı “bilerek günah işleme” şekilleri de vardır. Bugün Josh’tan gelen sorumuz da bu konuda.

“Merhaba, Pastör John. Sorum İbraniler kitabındaki 10:26–29 gibi bazı çetin ayetler hakkında. Yazar, tabir edildiği gibi ‘bilerek günah işleme’ yoluna giren kişilerin kurtuluşlarını kaybetme olasılığından bahsediyor gibi görünüyor. Bu kazara işlenen bir günah mı? Yoksa başka bir şey mi? Bana öyle geliyor ki, Kutsal Ruh’un hükmünün varlığından ötürü, imanlının işlediği her günah bilerek işlenmiş oluyor. Bu ayetlerde benim görmediğim bir şey mi var?

Josh haklı. İbraniler 10 ve İbraniler 6’dan ötürü insanlar, sanki bir kişinin kurtuluşa tümüyle sahipken, onu sonradan kaybettiği izlenimine kapılıyor. Bu metinler böyle görünüyor olabilir ama İbraniler yazarının iletmek istediği şeyin bu olmadığına dair ipuçları var.

Josh’ın sorusu iki yönlü:

1. Bu ayetler bizim kurtuluşumuzu kaybedebileceğimizi mi öğretiyor?

2. Bir anlamda her günah irade eylemiyken ve dolayısıyla kasıtlı olarak işleniyorken, İbraniler 10:26, “bile bile günah işlemek” ile ne kastediyor?

İki Farklı İsteme

Josh’ın atıfta bulunduğu kilit ayet şöyle: “Gerçeği öğrenip benimsedikten sonra, bile bile günah işlemeye devam edersek, günahlar için artık kurban kalmaz” (İbraniler 10:26). Bir başka deyişle, kurtuluşun kapsamı dışındayızdır.

Şimdi, “bile bile günah işlemeye devam etme” ifadesiyle ilgili yapılacak iki gözlem özellikle önemli.

İlk olarak, bile bile kelimesi Grekçedeki hekousiōs kelimesinin bir çevirisi. 1.Petrus 5:2’de şöyle kullanılıyor: “Tanrı’nın size verdiği sürüyü güdün. Zorunluymuş gibi değil, Tanrı’nın istediği gibi gönüllü [hekousiōs] gözetmenlik yapın.” Gönüllüİbraniler 10:26’da bile bile şeklinde çevrilen kelimeyle aynı kelime.

Şimdi, bu kullanımın gösterdiği şey (ve benim buna atıfta bulunma sebebim) şu: İki farklı isteme türü var, değil mi? Biri hevesli, yürekten; diğeriyse zorunluluktan ötürü.

Her iki durumda da, kişi buradaki ihtiyarların, Tanrı’nın sürüsüne gerçekten de çobanlık ettiğini öne sürebilir. Bir durumda, bu memnuniyetle yapılmaktadır. Tüm iradeyi, tüm istemi kapsamaktadır. Mutlu ve enerjiktir. Diğer durumdaysa, isteksizcedir; ihtiyarın isteminin belirli yönlerine bariz biçimde zıttır çünkü bunun yerine, kendisi başka bir şeyi yapmayı yeğleyecektir. Aslında Tanrı’nın sürüsüne çobanlık etmeyi istemiyorlardır ama para için, şöhret için veya suçluluk duygularından kaçmak için, dişlerini sıkarlar ve Tanrı’nın sürüsüne böyle çobanlık ederler.

Mahva Götüren Günah

Bu, Josh’ın her günahın bile bile işlendiği – ya da günah da dahil olmak üzere tüm eylemler, iradenin eylemi olduğu için, aslında tüm insan eylemlerinin eşit ölçüde istemli olduğu şeklindeki varsayımını bir doğrulama niteliğinde. Bu doğru. Bunlar iradenin eylemleri. Onları biz seçiyoruz.

Bu metin, yani İbraniler 10:26, ruhu mahva götüren günahın bir irade eylemi olduğundan daha fazlasını söylüyor. Elbette bir irade eylemi ama dahası var. Her eylem iradenin eylemi ama her günah mahva götürmüyor. Bu günah daha niyetli, hevesli, yürekten bir irade eylemi. Bu, içeride ruhsal yeni doğuş kimliğinin gerçekten var olmadığını gösteren bir eylem; en azından kısmen, iradeyi zapt eden bir baskı niteliğinde.

Günah Kalıpları

Şimdi, “bile bile [ya da “gönüllü” veya “hevesli”] günah işlemeye devam etme” ifadesinde dikkat edeceğimiz ikinci noktaya gelelim. İkinci nokta, Grekçedeki günah işleme fiilinin geniş zamanının iyi bir çevirisi olan “günah işlemeye devam etme” ifadesi. 

Bir başka deyişle, burada söz konusu olan şey tek bir eylem değil; birkaç eylem değil; periyodik, yani düzenli eylemler. Yerleşmiş, sürekli bir günah devamlılığı. 26. ayette ruhu mahva götüren, onu bağışlamanın kapsamı dışına çıkaran şey müstakil anlamda günah değil, hevesli, kasıtlı, bile bile, sürekli, yerleşmiş bir günah kalıbıdır.

26. ayetin hemen öncesinde ve hemen sonrasında yer alanlara bakarsak, bunun ne kadar ciddi olduğunu görebiliriz. 26. ayet Grekçede çünkü kelimesiyle başlıyor – ki bu, önceki ayetlerde ne türden günaha atıfta bulunulduğunu gösteriyor. Yani, Mesih’in paydaşlığını terk etme ve kardeşlerin yola getirici sözlerini reddetme günahı. Bir başka deyişle, bu kişi Mesih’ten ve O’nun kilisesinden uzaklaşmaktadır.

Sonra, 26. ayetin sonrasına bakarsanız, özellikle de 29. ayette, bu günah kalıbının, yani örüntüsünün son derece derin ve tekrarlı olduğunu görürsünüz. Öyle derin ve tekrarlıdır ki, “Tanrı Oğlu’nu ayaklar altına almak”, “kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı saymak” ve “lütufkâr Ruh’a hakaret etmek” olarak geçmektedir (bkz. İbraniler 10:29).

Tam burada, “kendisini kutsal kılan” sözünden ötürü, sanki kurtuluşumuzu kaybedebilirmişiz gibi görünüyor. Böylesine kasıtlı, devamlı, yerleşmiş bir günah kalıbıyla, seni kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayabiliyorsun. Bu da sanki şu sonuca götürüyor: “Demek ki önceden gerçekten kurtulmuştu. Ama artık kurtuluş dışı. Dolayısıyla, kurtuluşunu kaybedebilirsin.”

İbraniler’deki iki metin beni bu sonucu çıkarmaktan alıkoyuyor.

Kaybolmuştu, Bulundu

Yazarın burada bir tür kutsallaşma durumundan bahsetmesinden ötürü, şahsen buradan kişinin kurtuluş deneyimine tam anlamıyla sahip olup da sonradan kaybolması ve kurtuluşunu kaybedebilmesi ihtimalini çıkarmama engel olan iki metin var: İbraniler 10:14 ve İbraniler 3:14.

İbraniler 10:14 şöyle diyor: “Çünkü [Tanrı] kutsal kılınanları tek bir sunuyla” –yani Mesih’in sunusuyla– “sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir.” Bir başka deyişle, kişiyi sonsuza dek garanti altına alacak türden bir kutsal kılınma vardır. Bir başka deyişle, bu tür kutsal kılınmayı yaşayan hiç kimse kaybolmaz.

İkinci metinse İbraniler 3:14: “Çünkü Mesih’e ortak olduk. Yalnız başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna dek sürdürmeliyiz.”

Dikkat edin, “Mesih’e ortak olacağız. Yalnız başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna dek sürdürmeliyiz” demiyor. Şöyle diyor: “Mesih’e ortak olduk. Yalnız başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna dek sürdürmeliyiz.” Bu da şu anlama geliyor: Eğer sona kadar dayanmazsak, örneğin İbraniler 10:26’daki kişi gibi, o hâlde Mesih’e hiçbir zaman ortak olmamışızdır. İbraniler 3:14’ün net öğretisi budur.

Mesih’teki yerimizi kaybetmemişizdir. Ona, asla sahip olmamışızdır.

Mesih’le Bir Olmak

Çıkardığım sonuç, İbraniler 10:26’daki ve 10:29’daki kayıp kişide olduğu bahsedilen kutsal kılınma deneyiminin, Tanrı etkisinde gerçekleşen belirli bir düzeydeki ahlaki yenilenmedir. Kilisenin parçası olarak, bir tür iman beyanında bulunarak, Hristiyan imanı ve Hristiyan halkıyla ilgili birçok şeyi beğenerek, ahlaki anlamda bir yenilenme yaşamıştır ama asla Mesih’le bir olacak, O’na ortak olacak, O’ndaki sonsuza yaşama ve kurtuluşa sahip olmak için O’na gelmemiş, O’na iman etmemiştir.

Josh’a cevabım şöyle:

1. Hayır, Mesih’teki hakiki imanlıların kurtuluşlarını kaybedebileceklerini düşünmüyorum.

2. Hakiki bir imanlının günah işleyişinden farklı olarak –bunlar tövbe edilen ve bağışlanan günahlardır–, daha kasıtlı, daha hevesli, daha sürekli bir günah işleme şekli olduğunu düşünüyorum.

 

(c) Müjde Birliği. Asıl makaleye şuradan erişebilirsiniz: https://mujdebirligi.com/sik-sorulan-sorular/bilerek-gunah-islemek-kurtulusumu-nasil-tehdit-eder/